İtirazın Kaldırılması Davası Nedir ve Amacı (Yargıtay HGK – K.2022/420)
İcra hukukunda itirazın kaldırılması kurumu; kendisine tebliğ edilen ödeme emrine karşı borçlunun yaptığı süresi içindeki “itiraz” ile olduğu yerde duran (İİK m. 66) ilamsız icra takibine (ilamsız icra prosedürü sınırları içinde kalınarak) yeniden hız kazandıran ve takibe devam edilmesini sağlayan (İİK m. 78) çok pratik bir yasal yoldur. Borçlunun itirazı ile duran bu ilamsız icra takibine devam edilmesini (haciz aşamasına geçilmesini) sağlamak için, alacaklının önünde bir diğer yol olarak genel mahkemelerde (Asliye/Sulh) uzun süren bir itirazın iptali davası açması da pekâlâ mümkündür (İİK m. 67).
Hukuk sistemimizde para (ve teminat) alacaklarının tahsili için, mahkeme kararına dayanan “ilamlı icradan” tamamen başka ve pratik, ayrı bir “ilamsız icra” yolu kabul edilmesinin yegâne amacı; alacaklının sadece ilâmsız icra prosedürü içinde kalarak, genel mahkemelerde yıllarca uğraşıp bu konuda bir “ilam (karar)” almadan, olabildiğince çabuk ve basit bir şekilde alacağına kavuşmasını (haciz yapmasını) sağlamaktır. Şayet alacaklıya, borçlunun yaptığı o itirazı hükümden düşürmek (aşmak) için kanunda sadece “itirazın iptali davası açma imkânı” tanınsaydı; borçlu, hiçbir haklı hukuki nedene (belgeye) dayanmayan sırf zaman kazanmaya yönelik “kötü niyetli bir itiraz” ile alacaklıyı aylarca genel mahkemede dava açmaya zorlayabilir ve bununla ilamsız icra yolunu tamamen “işlemez (faydasız) hâle” getirebilirdi. İşte kanun koyucu bu büyük sakıncayı önlemek ve ilamsız icra sisteminin asıl amaç edindiği o “çabukluk ve basitlik” ilkelerini hayata geçirmek için; borçlunun itirazının bizzat ilamsız icra prosedürü (İcra Mahkemesi) içinde kolayca kaldırılmasını sağlamak üzere, genel mahkemedeki itirazın iptali davasından tamamen başka, İcra Mahkemesinde açılan “itirazın kaldırılması” özel yolunu kabul etmiştir (İİK m. 68-70).
Bununla birlikte, alacaklıya borçlunun o haksız itirazını icra mahkemesinde çabuk ve çok basit bir şekilde “kaldırtmak imkânı” tanınırken, madalyonun diğer yüzünde borçlunun da haksız takiplere karşı hakkının (savunma imkânının) tehlikeye sokulmaması gerekir. Yani, bu hızlı yola başvurulabilmesi için, ancak ve ancak borçlunun o parayı “gerçekten borçlu olduğu” hakkında kanunun aradığı çok güçlü (kesin) yazılı delillerin dosyada bulunması hâlinde, alacaklı İcra Mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyebilmelidir. Bu adil denge prensibi nedeniyle; elindeki alacağı İİK’nın 68 ve 68/a maddelerinde tahdidi olarak (sınırlı) sayılan o güçlü belgelerden birine bağlı olmayan bir alacaklı, icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını asla isteyemez (Bu alacaklı, hakkını aramak için mecburen gidip genel mahkemede uzun süren itirazın iptali davası açabilir).
İtirazın Kaldırılması Davasının Türleri (Çeşitleri)
Bir icra takibinde borçlunun o takibe (ödeme emrine) yaptığı itirazına karşı, alacaklı tarafından açılacak olan itirazın kaldırılması davası, borçlunun itiraz türüne göre temelde iki şekilde açılabilir: 1. İtirazın Kesin Kaldırılması (İİK m.68): Aşağıda detaylarıyla açıklandığı üzere, elinde İİK m.68 gereği kanunun aradığı belli özelliklere sahip (güçlü) belgeler bulunan alacaklı, doğrudan İcra Mahkemesinde “itirazın kesin kaldırılması” davası açabilir. Örneğin; noterde resmi olarak düzenlenmiş bir belgede “şu miktar parayı borçluyum (aldım)” diye ikrar etmiş olan bir borçlu, icra dairesinde takibe haksız yere itiraz etse bile; alacaklı elindeki o sağlam “noter belgesine” dayanarak itirazın kesin kaldırılması davası yoluyla borçlunun o itirazını anında kaldırtarak icra takibinin (haczin) devamını kolayca sağlayabilir. 2. İtirazın Geçici Kaldırılması (İİK m.68/a): Eğer icra takibinin dayanağı olan senet (belge) “özel (hususi) nitelikte” (adi yazılı) olup da, borçlu itiraz dilekçesinde o senetteki (sözleşmedeki) “imzaya açıkça itiraz etmişse (benim değil demişse)”, o zaman İcra Hukuk Mahkemesine “itirazın geçici kaldırılması” davası açılarak o “imzaya itirazın” kaldırılması istenir. Örneğin; adi bir kira sözleşmesi, satış veya borç sözleşmesi vb. gibi sözleşmelerin altındaki imzanın kendisine ait olmadığını iddia eden borçlunun bu “imzaya itirazı”, alacaklı tarafından itirazın geçici olarak kaldırılması davası açılarak (bilirkişi incelemesiyle) kaldırılır.
1. İtirazın Kesin Kaldırılması Davası ve Belge Şartı
İtirazın kesin kaldırılması davası ve yargılama usulü, İcra ve İflas Kanunu (İİK) madde 68’de şu şekilde emredici olarak düzenlenmiştir: İtirazın kesin kaldırılması İİK Madde 68: Talebine itiraz edilen alacaklının takibi, bizzat imzası ikrar edilmiş (kabul edilmiş) veya noterlikçe tasdik (onay) edilen bir “borç ikrarını” içeren bir senede yahut resmî dairelerin veya yetkili makamların yasal yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri “bir makbuz veya belgeye” müstenitse (dayanıyorsa), alacaklı bu itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren tam altı (6) ay içinde mahkemeden itirazın kaldırılmasını isteyebilir. Bu 6 aylık süre içerisinde itirazın kaldırılması istenilmediği (dava açılmadığı) takdirde, aynı belgeye dayanılarak yeniden ilâmsız takip yapılamaz. Borçlu, mahkemede itirazını varit (haklı) gösterecek hiçbir somut belge ibraz edemezse (sunamazsa) icra mahkemesi itirazın kaldırılmasına karar verir. Eğer borçlunun yaptığı itiraz, birinci fıkrada gösterilen güçteki bir senet veya makbuz yahut belgeye müstenit (dayalı) ise, bu kez alacaklının itirazın kaldırılması talebi derhal reddolunur. İtirazın kaldırılması talebinin mahkemece “esasa ilişkin” nedenlerle kabulü hâlinde haksız çıkan borçlu, talebin aynı esasa ilişkin nedenlerle reddi hâlinde ise haksız çıkan alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine “yüzde yirmiden (%20) aşağı olmamak üzere” icra inkar tazminatına mahkûm edilir. Borçlu, bu karara karşı menfi tespit ve istirdat davası açarsa, yahut alacaklı gidip genel mahkemede dava açarsa, İcra Mahkemesince hükmolunan bu tazminatın tahsili o davanın sonuna kadar tehir olunur (bekletilir) ve o yeni dava lehine sonuçlanan taraf için, daha önce İcra Mahkemesinde hükmedilmiş olan o tazminat tamamen kalkar.
(Yargıtay HGK – K.2022/420): Yukarıdaki kanun maddesinden anlaşılacağı üzere; takip konusu yapılan alacağın, İİK’nın 68 ve 68/a maddelerinde tahdidi olarak sayılan o “belgelerden birine bağlı olması” hâlinde, alacaklı hiç beklemeden İcra Mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyebilir (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 275-276). Alacaklının, İcra Mahkemesinden “itirazın kesin kaldırılmasını” isteyebilmek için elinde bulundurması ve göstermesi gereken belgeler kanunda temelde üç çeşittir:
- Bunlardan ilki imzası ikrar edilmiş adi bir senettir. İcra takibinin temel dayanağı olan adi senet altındaki “imza” borçlu tarafından (icrada veya mahkemede) kabul edilir ve o senet belli bir meblağ (para) için “kayıtsız şartsız bir borç ikrarını” içerirse, alacaklı bu senede dayanarak itirazın kesin kaldırılmasını isteyebilir (Kuru, s. 280).
- İkincisi ise, imzası noterlikçe onaylı senet olup; aynen imzası ikrar edilen adi senetler gibi, noterlikte resmi memurca tasdik edilmiş ve kayıtsız şartsız borç ikrarını içeren tüm senetler de itirazın kesin kaldırılmasını sağlayan en güçlü belgelerdendir (Kuru, s. 288).
- Üçüncüsü ise; resmî dairelerin veya yetkili makamların yasal yetkileri dâhilinde ve usulüne göre verdikleri belgeler de, kanunen itirazın kaldırılmasını sağlayıcı nitelikte kesin belge sayılmıştır. Bu belgeler doğrudan resmî daireler veya yetkili kamu makamları tarafından düzenlediklerinden, bunlarda “borçlunun imzası” kural olarak bulunmaz; bu pratik nedenle, borçlunun imzasının ikrar veya onaylanmış olması şartı burada kesinlikle aranmaz. Fakat bu resmi belgelerin, itirazın kaldırılmasını sağlayıcı nitelikte sayılabilmesi için; belge içeriğinde borçlunun “belli bir miktar para borcunu kayıtsız şartsız ödemek zorunda olduğunu” açıkça göstermeleri gerekir (Kuru, s. 289, 290).
2. İtirazın Geçici Kaldırılması (İmza İtirazı) Davası
Eğer borçlu, icra takibine konu edilen belgenin (senedin) altındaki imzayı inkar etmişse; açılacak olan itirazın geçici kaldırılması davası ve yargılama usulü, İİK madde 68/a’da şu şekilde katı kurallarla düzenlenmiştir: İtirazın geçici olarak kaldırılması İİK Madde 68/a: Takibin dayandığı senet resmi değil “hususi (özel)” olup, senetteki imza, icraya itiraz sırasında bizzat “borçlu tarafından açıkça reddedilmişse (inkar edilmişse)”, alacaklı bu itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren altı (6) ay içinde İcra Mahkemesinden “itirazın geçici olarak kaldırılmasını” isteyebilir. Bu hâlde icra hâkimi duruşma açarak iki taraftan izahat (savunma) alır. Senet altındaki imzasını reddeden borçlu; takibi yapan icra dairesinin yetki çevresi içinde oturuyor ise, itirazın kaldırılması için İcra Mahkemesi önünde yapılacak olan duruşmada, “geçerli bir mazeretini daha önce bildirip tevsik etmediği (belgelemediği) takdirde”, duruşmada bizzat bulunmaya (gelmeye) mecburdur. Eğer icra dairesinin yetki çevresi dışında (başka şehirde) ödeme emri tebliğ edilen bir borçlu varsa, mahkemece istinabe yolu ile (talimatla) isticvabına karar verilmesi halinde, aynı mecburiyete (mahkemeye gitmeye) tabidir. Mahkemece; tatbika medar (kıyaslamaya uygun) eski imza örnekleri mevcutsa bununla, yoksa duruşmada borçluya bizzat yazdıracağı yazı ve attıracağı imza örnekleri ile yapılacak mükayese (karşılaştırma) ve teknik incelemelerden veya dosyadaki diğer delil ve karinelerden; icra mahkemesi hakimi, o reddedilen imzanın aslında “borçluya ait olduğuna” kanaat getirirse, borçlunun o haksız itirazının “muvakkaten (geçici olarak) kaldırılmasına” karar verir. Hakim eğer lüzum görürse, oturumun bir defadan fazla talikine (ertelenmesine) meydan vermeyecek surette, uzman bilirkişi incelemesi de (kriminal rapor) yaptırabilir.
(Yargıtay 12. HD – K.2015/30388): Somut uyuşmazlıkta alacaklının İcra Mahkemesine başvurusu, açıkça İİK’nun 68/a maddesine dayalı “itirazın geçici kaldırılması” istemidir. Genel haciz yoluyla yapılan bir ilamsız icra takibinde; şayet borçlu dayanak adi senet (sözleşme vb.) altındaki kendi “imzasına” itiraz ederse, alacaklı bu itirazın kendisine resmi tebliğinden itibaren 6 aylık yasal hak düşürücü sürede İcra Mahkemesine başvurarak itirazın geçici kaldırılmasını mahkemeden isteyebilir. Bu davada İcra Mahkemesince İİK’nun 68/a maddesi amir hükümleri uyarınca usulüne uygun “imza incelemesi (kriminal test)” yapılır ve şayet senet altındaki o inkar edilen imzanın “borçlunun kendi eli ürünü (ona ait) olduğunu” bilirkişi raporuyla belirler ise, itirazın geçici olarak kaldırılmasına karar verir; aksi halde (imza borçlunun değilse) alacaklının isteminin reddine karar verir.
(Yargıtay 12. HD – K.2018/357): İİK’nun “İmzaya İtiraz” başlıklı 170. maddesinin üçüncü fıkrasının ilk cümlesine göre; “İcra mahkemesi, 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapacağı imza incelemesi sonunda, inkar edilen imzanın gerçekten borçluya ait olmadığına kanaat getirirse, borçlunun itirazının kabulüne (takibin iptaline) karar verir.” Ancak hukukta çok temel bir ispat kuralı vardır: Senetteki imzanın “borçluya ait olduğunu ispat külfeti (yükü)”; o inkar eden borçluya değil, senedi elinde bulundurup da o senede dayanarak takibe başlayan ve “o imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya” aittir (Yargıtay HGK’nun 26.04.2006 tarih ve 2006/12-259 E., 2006/23 K. sayılı kararı da bu ispat yükünü teyit eder).
O halde, Yerel Mahkemece yapılması gereken usuli işlemler şunlardır: İspat yükünün tamamen alacaklıda olduğu gerçeği göz önünde bulundurularak, hakimin alacaklıya, borçlu şirket yetkililerinin (inkar edenlerin) kıyaslamaya elverişli resmi imza örneklerinin nerelerde (hangi kurumlarda) bulunduğunu beyan etmesi için “kesin bir süre” verilmesi; bildirilen imza örneklerinin mahkemece ilgili yerlerden (noter, banka vb.) getirtilerek, usulünce kriminal bilirkişi incelemesi yaptırılması; şayet atanan bilirkişi tarafından “dışarıdan celbedilen bu imza örneklerinin kesin rapor tanzimine yeterli görülmediğinin” mahkemeye bildirilmesi durumunda ise, bu kez borçlu şirket yetkililerine İİK’nun 68/a-5 maddesi uyarınca “meşruhatlı (ihtarlı) davetiye” tebliğ edilerek; duruşmaya geldiklerinde bizzat huzurda imza ve yazı örnekleri alınıp usulünce bilirkişi incelemesi yaptırılması; çıkan raporda imzanın gerçekten borçlu şirket yetkililerine ait olduğunun anlaşılması halinde ise, ancak ondan sonra borçlunun (varsa) diğer “borca itirazlarının” incelenmesi gerekir. Ancak yerel mahkemece; yasanın emrettiği bu katı usule (sıralamaya) uyulmadan ve ispat yükü haksız yere “ters çevrilerek”, sırf borçlu şirket yetkililerinin talimat mahkemesince çıkarılan o meşruhatlı davetiyeye rağmen duruşmaya gelip imza incelemesine esas “imza örneklerini sunmadıklarından (gelmediklerinden)” bahisle (ispatlanmış sayılarak) alacaklı lehine yazılı şekilde hüküm tesisi hukuken isabetsizdir ve bozmayı gerektirir.
(Yargıtay 12. HD – K.2018/5845): Kambiyo senetlerine (çek/bono) mahsus haciz yolu ile başlatılan takiplerde borçlunun “imzaya itirazı”, İİK’nun 170. maddesinde özel olarak düzenlenmiş olup, bu maddenin üçüncü fıkrasında, İcra Mahkemesince yapılacak imza incelemesinin aynen “İİK 68/a maddesinin dördüncü fıkrasındaki usullere göre” yapılması gerektiğine yollama yapılmış (işaret edilmiştir). İİK’nun 68/a maddesinin dördüncü fıkrasında ise; “İmza tatbikında (kıyaslamasında) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun bilirkişiye ait hükümleri ile 309. maddesinin 2., 3. ve 4. fıkraları ve 310, 311 ve 312. maddeleri (güncel karşılığı olan 6100 sayılı HMK madde 211/b, 208/2, 217) hükümleri uygulanır” emredici düzenlemesi öngörülmüştür. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) Geçici 447/2. maddesi ise; “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18.6.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na yapılan yollamalar, yeni Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır” şeklinde düzenlenmiştir. Kanunun lafzından çok net görüldüğü üzere; İİK’nun 68/a-4 maddesinde, mülga 1086 sayılı HUMK’nun 309/1. (yani yeni 6100 sayılı HMK’nun 211/1-a) maddesine kasten “atıfta bulunulmadığından”, İcra Mahkemesince imza incelemesi için öncelikle (hemen ilk celsede) “borçlunun isticvabına (sorgusuna)” ve duruşmada “bizzat huzurda imzalarının alınması” yoluna gidilemeyeceğinin usulen kabulü gerekir. (Önce dışarıdan imza toplanmalıdır).
İİK’nun 68/a-4 maddesi göndermesiyle ve HMK’nun 447/2 maddesi uyarınca İcra Mahkemesince doğrudan uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 211/b maddesinde; imza incelemesinin mecburi yöntemi gösterilmiş olup, buna göre; hakim, bilirkişi incelemesine karar verir ise; “…önce, mevcutsa, o tarafa ait olan (geçmişe dönük) karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili resmi veya özel yerlerden (banka, noter vb.) getirtilir. Bilirkişi, dışarıdan gelen bu yazı ve imzalarla, o mahkemede dava konusu olan yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, eğer bu inceleme için gerekli görürse (dışarıdan gelenler yetmezse), kendi huzurunda tarafın ‘yeniden yazı yazması veya imza atmasını’ mahkemeden talep edebilir” hükmü gereğince sırasıyla işlem yapar.
Somut olay (dava) incelendiğinde; alacaklı vekilinin mahkemeye verdiği 26.01.2016 tarihli dilekçesi ile, inkar eden borçlu …’in imza incelemesine esas (kıyas) olacak gerçek imza örneklerinin bulunduğu resmi ve özel mercileri (noterleri vb.) tek tek bildirdiği ve dilekçesine 15.05.2014 tarihli bir Kira Sözleşmesi aslını eklediği görülmüştür. Mahkemece de, bildirilen ilgili yerlerden borçlunun karşılaştırma yapmaya elverişli o eski imzalarının getirtilmesine yönelik yazışma (tesis) edilerek; 05.12.2012 tarihli resmi senet aslı, Alanya 5. Noterliği’nin 26.03.2013 tarihli Tescil Talepnamesi ile aynı noterliğe ait 17.06.2013 tarihli vekaletname aslının mahkemeye celbedildiği (getirtildiği) görülmüştür. O halde, Yerel Mahkemece; yukarıda detaylıca değinilen yasal usul düzenlemeleri ve ilkeler gözetilerek, öncelikle; ilgili yerlerden getirtilen ve dosya kapsamına alınan o borçluya ait “karşılaştırma yapmaya elverişli resmi imzaların” esas alınması suretiyle usulünce (Kriminal) bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekir. Ancak atanan bilirkişi tarafından, “dosyaya celbedilen bu resmi imza örneklerinin kesin bir rapor tanzimine (yazılmasına) yeterli görülmediğinin” mahkemeye bildirilmesi durumunda ise; bu kez borçluya İİK’nun 68/a-5 maddesi uyarınca “meşruhatlı (sonuçlarını ihtar eden) davetiye” tebliğ edilerek; duruşmaya geldiğinde bizzat huzurda imza ve yazı örnekleri alınıp (istiktap yapılarak) bu yeni örneklerle bilirkişi incelemesi yaptırılmak sureti ile sonuca gidilmesi gerekirken; mahkemece, yasanın öngördüğü bu kademeli usule hiç uyulmadan (dosyadaki o resmi imzalar hiç bilirkişiye yollanmadan), “doğrudan” borçluya meşruhatlı davetiye gönderilerek ve borçlunun bu davetiyenin “gereğinin yerine getirilmediğinden (gelmediğinden)” bahisle alacaklının (geçici kaldırma) isteminin usulden reddi yönünde hüküm tesisi bütünüyle isabetsizdir.
İtirazın Kaldırılması Davasında “6 Aylık” İtiraz Süresinin Başlaması (Yargıtay HGK – K.2019/218)
İcra hukukunda hem “itirazın iptali” davasında hem de “itirazın kaldırılması” davasında kanun koyucu hak düşürücü (kesin) süreler öngörmüş olup; bu yasal süre İcra Mahkemesindeki “itirazın kaldırılması” davası için altı (6) ay (m.68, 68-a), genel mahkemedeki “itirazın iptali davası” için ise bir (1) yıldır (m. 67). Her iki dava yolunda da bu hak düşürücü sürenin başlangıcı (saatin çalışması); borçlunun icraya verdiği o “ödeme emrine itiraz dilekçesinin”, alacaklıya veya vekiline Kanun’un 62/2. maddesi çerçevesinde resmi olarak “tebliğ edildiği” tarihten itibaren başlar ve bu tebliğ işlemi yukarıda açıklandığı üzere mutlaka Tebligat Kanunu amir hükümleri çerçevesinde (PTT ile) sağlanır.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında da bu katı kural sebebiyle; eğer borçlunun ödeme emrine yaptığı itiraz, Tebligat Kanunu’nun düzenlediği şekilde resmi olarak alacaklı veya vekiline “tebliğ edilmemişse (gönderilmemişse)”, alacaklının bu itirazı sair suretlerle (örneğin UYAP’tan bakarak veya icra dairesine giderek) “öğrendiği (haberdar olduğu)” ileri sürülse dahi, o hak düşürücü sürenin işlemeye “başlamayacağı” kesin olarak kabul edilmektedir (Hukuk Genel Kurulunun 21.10.2015 tarihli, 2013/19-2415 E., 2015/2335 K. sayılı kararı da bu yöndedir).
Ne var ki, borçlunun itirazı bu yönde resmi bir tebligatla kendisine yapılmamış olsa bile; alacaklının icra dosyasındaki bu ödeme emrine itirazın hükümden düşürülmesi (kaldırılması) için kanunun öngördüğü kanuni dava yollarına (6 ay içinde) başvurması her zaman mümkündür. Bu hâlde; salt “ödeme emrine itiraz dilekçesi alacaklıya henüz PTT ile tebliğ edilmediği” gerekçesiyle, alacaklının davasını “erken açtığından (henüz süre başlamadan açtığından)” bahsedilemeyeceği hukuken açıktır. Alacaklı, kendisine tebligat gelmesini beklemeden bu şekilde itirazın kaldırılması yönünde İcra Hukuk Mahkemesine dava açarak başvurduğunda; başka bir detaylı anlatımla, borçlunun ödeme emrine yaptığı itirazın tüm hukuki anlam ve sonuçlarına bizzat vakıf olduğunu ve bunun hükümden düşürülmesi gerektiğini mahkemeye verdiği o “dava dilekçesiyle” resmi olarak bildirdiğinde; tebliğ müessesesi ile aranan o “öğrenme ve belgelendirme” unsurları aynı anda tümüyle gerçekleşmiş olacağından; alacaklının o “itirazın kaldırılması dilekçesinin mahkemeye verilmesi anı”, hukuken ödeme emrine itirazın “tebliği hükmünde sayılmalı” ve yasadaki o hak düşürücü sürenin de artık bu “dava tarihinden itibaren” işleyeceği usulen kabul edilmelidir.
İtirazın Kaldırılması Davasında “İcra İnkar Tazminatı” Kuralları (Yargıtay 8. HD – K.2017/798 ve K.2018/13057)
(Yargıtay 8. HD – K.2017/798): İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) değişik 68. maddesinin son fıkrası amir hükmü gereğince; alacaklının açtığı “itirazın kaldırılması talebinin” mahkemece esasa ilişkin nedenlerle “kabulü (alacaklının haklı bulunması)” halinde borçlu taraf, talebin aynı esasa ilişkin nedenlerle “reddi (borçlunun haklı bulunması)” halinde ise alacaklı taraf; davayı kazanan diğer tarafın açık “talebi üzerine” (hakim re’sen veremez); davayı kaybeden tarafın olayda “iyi niyetli ya da kötü niyetli” olduğuna hiç bakılmaksızın, asıl alacağın % 20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mutlak surette mahkum edilir.
(Yargıtay 8. HD – K.2018/13057): İcra ve İflas Kanunu’nun 68. maddesinin son fıkrası gereğince, bir davada icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için bazı yasal koşulların bir arada bulunması şarttır: Borçlunun icra takibi sırasında o ödeme emrine itiraz etmesi (takibi durdurması) ve alacaklının da kendi alacağını İcra Mahkemesinde dava ederek dilekçesinde “icra inkar tazminatı talep etmesi” ve davanın sonunda “haklı çıkması (kazanması)” yasal koşullardandır. Borçlunun icraya yaptığı o itirazının “kötüniyetli” (sırf uzatma amaçlı) olması ise yasanın aradığı bir şart (yasal koşul) değildir; itirazında samimi bile olsa davayı kaybederse o cezayı öder. İcra inkar tazminatı; aleyhindeki haklı icra takibine itiraz eden ve icra işinin çabuk bitirilmesine (hacze geçilmesine) engel olan borçluya karşı kanun koyucu tarafından konulmuş caydırıcı bir “yaptırımdır (cezadır)”. Ancak tüm bunlardan başka, bu %20’lik tazminata hükmedilebilmesi için, takibe konu o “alacağın likit (hesaplanabilir/belirlenebilir) ve belli olması” da mutlak şarttır. Alacağın gerçek miktarı baştan belli, sabit veya borçlu tarafından basit bir matematikle “belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da borçluca bilinmesi gerekmekte” ise, böylece borçlu tarafından o borcun kesin tutarının tahkik ve tayini (hesabı) mümkün ise; başka bir edebi ifadeyle borçlu “yalnız başına masaya oturup ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise”, o alacağın hukuken “likit ve muayyen (belirli)” olduğunun kabulü zorunludur. (Tazminat için alacağın likit olması şarttır).
İtirazın İptali Davası İle İtirazın Kaldırılması Davası Arasındaki Hukuki İlişki (Yargıtay HGK – K.2019/218)
Süresi içinde (7 gün) yapılan geçerli bir itiraz ile veya sonradan (İİK m.65) “gecikmiş itiraz” nedeninin İcra Mahkemesince kabulü üzerine olduğu yerde “duran” bir icra takibine kaldığı yerden devam edebilmek (haciz yapabilmek) için; mutlaka alacaklının adli makamlara başvurusu ile borçlunun o “itirazının hükümden düşürülmesi (aşılması)” lazımdır. Bu amacı temin gayesiyle (sağlamak için) alacaklının kanunda iki seçeneği vardır: Ya “itirazın kaldırılması” için doğrudan (dar yetkili) İcra Mahkemesine başvurması ya da genel mahkemelerde (Asliye Hukuk/Asliye Ticaret vb.) geniş yetkili “itirazın iptali davası” açması gerekir. Bu usuli doğrultuda; eğer alacaklının icra takibine konu ettiği o alacak, İİK’nın 68 ve 68/a maddelerinde sayılan o güçlü “belgelerden birine (noter senedi, imzalı sözleşme vb.) dayanmaktaysa”; alacaklı tamamen kendi inisiyatifiyle dilerse İcra Mahkemesinde hızlı olan “itirazın kaldırılması” yoluna, dilerse de genel mahkemede “itirazın iptali davası” açma (m.67) yoluna özgürce gidebilir.
Ancak, alacaklı bu iki yoldan seçim hakkını “genel mahkemede itirazın iptali davası açmak” suretiyle bir kez kullanmışsa; bu defa o genel mahkemedeki dava “derdest iken (sürerken)”, bunu olduğu gibi (askıda) bırakarak gidip İcra Mahkemesinden pratik olan “itirazın kaldırılması” yoluna artık başvuramaz. Hatta daha da ilerisi, evvelce İcra Mahkemesine (kaldırma için) başvuran bir alacaklı, sonra fikrini değiştirip genel mahkemeye başvurarak “itirazın iptali davası” da açmışsa; genel mahkemedeki bu iptal davasının derdest olduğu (sürdüğü) sırada, tekrar İcra Mahkemesine dönerek o ilk müracaatını (kaldırma davasını) yineleyemez (işletemez). Bununla beraber tam tersi mümkündür; yani önce icra mahkemesinde “itirazın kaldırılmasını” talep eden bir alacaklı, (belgeleri yetersiz kalırsa vs.) bu kısa yolu bırakarak (feragat ederek), asıl uyuşmazlığın çözümü için itirazın “genel mahkemede iptalini” her zaman isteyebilecektir (Değnekli, A.: İtirazın İptali Davası, Ankara 2013, s.79).
Hem genel mahkemedeki “itirazın iptali” davasında, hem de icra mahkemesindeki “itirazın kaldırılmasında” kanun koyucu hak düşürücü (kesin) süreler öngörmüş olup; bu yasal süre itirazın kaldırılması davası için altı (6) ay (İİK m.68, 68-a), itirazın iptali davası için ise bir (1) yıldır (İİK m. 67). Her iki dava türünde de bu sürenin işlemeye başlaması, ödeme emrine yapılan itirazın, alacaklıya veya vekiline İcra İflas Kanunu’nun 62/2. maddesi çerçevesinde resmi olarak “tebliğinden itibaren” başlar ve bu tebliğ işlemi Tebligat Kanunu amir hükümleri çerçevesinde (PTT vasıtasıyla) sağlanır.
İcra Mahkemesine Yanlışlıkla “İptal” Talebiyle Yapılan Başvuru, “İtirazın Kaldırılması” Olarak Değerlendirilmelidir (Yargıtay 12. HD – K.2011/9343)
Genel haciz yolu (Örnek 7) ile başlatılan bir ilamsız icra takibine karşı, borçlunun yasal süresinde (7 gün) yaptığı itiraz icra takibini kendiliğinden durdurur. Duran takibin devamını sağlamak (hacze geçmek) için alacaklı dilerse “itirazın kaldırılması” talebiyle hızlı olan İcra Mahkemesine başvurabileceği gibi; şayet takip konusu alacağının dayanağı İİK’nun 68 ve 68/a maddelerinde sayılan o güçlü belgelerden (noter senedi vb.) değilse, mecburen gidip genel mahkemede “itirazın iptali davası” açabilir. Ancak bazen alacaklılar (veya vekilleri) dilekçelerini İcra Mahkemesine verirken hata yaparlar. Alacaklı, İcra Mahkemesine verdiği “itirazın kaldırılması” dilekçesinin başlığında veya sonuç kısmında yanlışlıkla “itirazın iptali” tabirlerini (kelimelerini) kullanmış olsa dahi; İcra Mahkemesince bu açılan dava, mülga HUMK’nun 76. maddesi (yeni HMK m. 33 “Hukuki nitelendirme hakime aittir” kuralı) hükmü uyarınca, davacının o hatalı kelimelerine bakılmaksızın doğrudan İİK’nun 68. maddesi anlamında bir “itirazın kaldırılması” davası olarak hukuken nitelendirilip, usulden reddedilmeyip esastan sonuçlandırılmalıdır.
Somut olay (dava) incelendiğinde; alacaklı tarafından borçluya karşı genel haciz yolu ile ilamsız icra takibine başlandığı, borçluya Örnek 7 numaralı ödeme emri tebliğ edildiği, borçlunun yasal 7 günlük sürede İcra Dairesine itirazlarını bildirmesi ve icra takibinin durması üzerine; alacaklının, bu itirazın haksız olduğu iddiasıyla “itirazın iptaline” ve %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesi istemiyle (yanlış kelime kullanarak) genel mahkeme yerine doğrudan İcra Mahkemesine başvurduğu anlaşılmıştır. Görüldüğü gibi alacaklı, dilekçesini İcra Mahkemesine vermiş olmasına rağmen metinde “itirazın iptali ve icra inkar tazminatı” istemiş olup; hakimin yasal görevi gereği bu talebi şekilciliğe boğmadan doğrudan İİK’nun 68. maddesi anlamında bir “itirazın kaldırılması” davası olarak nitelendirmesi ve esasa girmesi zorunludur.
Kira Sözleşmesi “Dışındaki” Nedenlerle Yapılan İtirazın İcra Mahkemesinde Kesin Kaldırılması (Yargıtay HGK – K.2021/1670)
Bir ilamsız tahliye takibinde (Örnek 13); borçlunun (kiracının) icraya verdiği itiraz dilekçesinde, aradaki “kira sözleşmesine (veya imzasına)” hiçbir itiraz etmeyip (bilâkis İİK m. 269/2, c. 2 gereği kira sözleşmesini zımnen kabul ederek); sadece kiranın iddia edilenden “daha az olduğu”, kirayı bankadan “ödendiği”, borcun henüz “muaccel olmadığı (vadesinin gelmediği)”, alacaklıdan alacağı olduğu için “takas” ettiği veya kiralananın çoktan “tahliye edildiği (anahtarın verildiği)” gibi bir maddi sebep ile ödeme emrine itiraz etmesi hâline; hukukta “kira sözleşmesi dışındaki itirazlar” denir. Kiracının yaptığı bu “kira sözleşmesi dışındaki itiraz” ile de ilâmsız tahliye takibi anında durur. Duran bu takibe devam edilebilmesi (haciz ve tahliye yapılabilmesi) için, alacaklı kiralayanın İcra Mahkemesinden “itirazın kaldırılmasını ve tahliye” istemesi gerekir. Burada İcra Mahkemesinde açılan dava, doğrudan doğruya “itirazın kesin kaldırılması” davası söz konusu olup; sözleşmeye (imzaya) itiraz edilmediği için burada “itirazın geçici kaldırılması” müessesesinin uygulama yeri kesinlikle yoktur. Çünkü, borçlu itiraz dilekçesinde “imza benim değil” demediği için o kira sözleşmesini hukuken kabul etmiş durumdadır. Artık bu durumda, dar yetkili İcra Mahkemesinde taraflar arasında o “kira sözleşmesinin mevcut olup olmadığı (gerçekliği)” araştırılmaz; yalnız ve yalnız borçlunun ödeme, takas veya tahliye gibi “kira sözleşmesi dışındaki” itirazlarının belgeleri incelenir. Borçlu, icraya verdiği itirazında kira sözleşmesine “açıkça” itiraz etmeyip, kira sözleşmesi dışında farklı bir itirazda (meselâ ben kirayı ödedim itirazında) bulunduğu için, sırf bununla o kira sözleşmesini bütünüyle “kabul etmiş” sayılır (İİK m. 269/2 c.2). Bu nedenle, İcra Mahkemesinde artık kira sözleşmesinin mevcut olup olmadığı hakkında hiçbir inceleme (tanık, keşif vb.) yapılamaz (Kuru, s. 838, 846, 847).
Borçlu kiracı, icra dairesindeki itirazında, takibe dayanak yapılan o kira sözleşmesindeki “imzasını açık ve kesin olarak reddetmez (inkar etmez) ise”, İİK’nın 269. maddesinin 2. fıkrası amir hükmü uyarınca o kira sözleşmesinin varlığı ve içeriği (maddeleri) ile sözleşmede belirlenen “kira alacağı” rakamı, takip hukuku bakımından tamamen “kesinleşir”. Borçlu kiracı ancak ve ancak İİK’nın 269/c maddesine göre; kiranın “ödendiğini” veya sair (başka) bir yasal sebeple “istenemeyeceğini (zamanaşımı vb.)” bildirerek itiraz etmiş veya alacaklıyla “takas” istemiş ise; ileri sürdüğü bu itiraz sebeplerini ve isteğini (ödeme savunmasını) belirtilen o kanun hükmünde yazılı “kesin belgelerle (dekont, makbuz vb.)” ispatladığı takdirde temerrütten (tahliyeden) kurtulabilir. Aksi hâlde (borcu ödediğini makbuzla ispat edemezse), İcra Mahkemesince derhal itirazın kaldırılmasına ve kiracının tahliyesine karar verilir.
İcra Mahkemesinde “İtirazın Kaldırılması” ve “Kiralananın Tahliyesi” Taleplerinin İleri Sürülme Usulü (Yargıtay HGK – K.2021/1423)
Borçlu kiracının (kira sözleşmesini inkar etmeyip) kira sözleşmesi dışındaki (ödeme vb.) itirazı ile de ilamsız tahliye takibi anında durur (İİK m. 269/3, c. l). Alacaklı kiraya veren mülk sahibi, borçlunun bu itirazı üzerine; (henüz 30 günlük ödeme süresi dolmadığı için “tahliye” istemeden), sadece “yalnız itirazın kaldırılmasını” İcra Mahkemesinden dava yoluyla isteyebilir. Yani, alacaklı, itiraz üzerine duran o ilâmsız takibe devamla en azından “borçlunun mallarının haczini” bir an önce sağlayabilmek için, dilekçesinde itirazın kaldırılmasını ve tahliyeyi “birlikte (aynı anda)” istemek zorunda olmayıp, şimdilik yalnız itirazın kaldırılmasını talep etmekle de yetinebilir. Alacaklının, mahkemeden sadece “yalnız itirazın kaldırılmasını” talep edebilmesi için, o ödeme emrindeki (on, otuz veya altmış günlük) “ödeme (ihtar) süresinin” geçmesini (dolmasını) beklemesine hukuken gerek yoktur; alacaklı, borçlunun itirazını görür görmez (itiraz üzerine hemen) İcra Mahkemesinden itirazın kaldırılmasını dava edebilir (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku, El Kitabı, Ankara 2013, s. 840).
Alacaklı, borçlunun itirazının kendisine resmi olarak tebliğinden itibaren yasal 6 (altı) ay içerisinde İcra Mahkemesinden “itirazın kaldırılmasını” isteyebilir ve daha sonra yine bu aynı 6 aylık süre içinde de fakat bu kez mutlaka “ödeme süresinin (30 günün) dolmasından (geçmesinden) sonra” mahkemeye vereceği başka (ikinci) bir dilekçe ile kiracının “tahliyesini” de isteyebilir. Bu durumda İcra Mahkemesi, alacaklının açtığı her iki dava dosyasını birleştirerek sonucuna göre tek bir karar verir. Alacaklı, önce itirazın kaldırılmasını talep edip, mahkemeden itirazın kaldırılması kararı aldıktan (davayı kazandıktan) sonra da yine itirazın tebliğinden itibaren o 6 aylık hak düşürücü süre içerisinde kalarak ayrı bir “tahliye talebinde” de bulunabilir. Tüm bu aşamalı durumlarda da İİK’nın 269. ve devamı hükümlerinin (süre, ihtar vb.) uygulanması mahkemece zorunludur.
İtirazın Kaldırılması Davasının “Esasa İlişkin Olmayan” Nedenle Reddi Halinde İcra İnkar Tazminatı Verilemez (Yargıtay 12. HD – K.2015/20790)
Bir dava dosyasında; alacaklı tarafından borçlu aleyhine İcra Dairesinde “genel haciz yoluyla (Örnek 7)” ilamsız icra takibi başlatıldığı, borçlunun yasal 7 günlük süre içeresinde yaptığı “borca itirazın” hükümden düşürülmesi ve takibin devamı amacıyla alacaklının “itirazın kaldırılması” istemiyle İcra Mahkemesi’ne başvurduğu; ancak mahkemece yapılan incelemede, alacaklının başlattığı takibin ve sunduğu belgenin “İİK’nun 68/1 maddesinde yazılı o güçlü (noter, imzalı vb.) belgelere dayanmadığı (adi bir belge olduğu)” gerekçesi ile itirazın kaldırılması davasının “usulden reddine” ve davayı kaybeden alacaklı aleyhine %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 68/7. maddesinde; “İtirazın kaldırılması talebinin esasa ilişkin nedenlerle kabulü halinde haksız çıkan borçlu, talebin aynı esasa ilişkin nedenlerle reddi halinde ise haksız çıkan alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine yüzde yirmiden (%20) aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilir. Borçlu, menfi tespit ve istirdat davası açarsa, yahut alacaklı gidip genel mahkemede dava açarsa, hükmolunan tazminatın tahsili o davanın sonuna kadar tehir olunur (ertelenir) ve dava lehine sonuçlanan taraf için, daha önce hükmedilmiş olan o tazminat kalkar.” hükmü amir olarak yer almaktadır.
Somut olay (dava) incelendiğinde; davacı alacaklının yapmış olduğu “itirazın kaldırılması” davası (istemi), mahkemece borcun esası (ödendiği, zamanaşımı vb.) incelenerek değil; sadece alacaklının takibinin ve elindeki senedin “İİK’nun 68/1 maddesinde yazılı güçlü belgelere dayanmaması” (yani dar yetkili mahkemede dava açma şartını taşımaması) gerekçesiyle, tamamen “esasa ilişkin olmayan (usuli/şekli) nedenlerle” reddedildiğine göre; davayı usulden kaybeden alacaklı aleyhine İİK m. 68/7 uyarınca %20 tazminata hükmedilmesi yasaya aykırı ve isabetsizdir. Kararın bu nedenle (tazminat yönünden) Yargıtay’ca bozulması gerekir ise de; anılan bu (tazminat) yanlışlığının giderilmesi işlemi mahkemece yeniden bir yargılama yapılmasını gerektirmediğinden (basit bir düzeltme olduğundan), Yargıtay’ca tazminat kısmının karardan çıkarılarak hükmün “düzeltilerek onanmasına” karar verilmiştir.




