Haksız Tutuklama, Gözaltı ve Elkoyma Tazminat Davası

Haksız Tutuklama, Gözaltı, Arama ve El Koyma Kapsamında Tazminat Hakkı (CMK 141)

Ceza muhakemesi sistemimizde şüpheli veya sanıklar hakkında uygulanan yakalama, gözaltına alma, tutuklama ve eşyalara el koyma gibi hukuki müdahalelerin tamamı “koruma tedbirleri” başlığı altında toplanmaktadır. Şayet bu koruma tedbirleri 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) emrettiği kurallara aykırı bir biçimde hayata geçirilirse; ortada bir “haksız tutuklama”, “haksız gözaltı”, “haksız yakalama”, “haksız el koyma” veya “haksız arama” durumu var demektir.

Ceza hukuku pratiğinde, suçun araştırıldığı soruşturma evresinde veya davanın görüldüğü kovuşturma aşamasında makamlarca bu koruma tedbirlerine sıkça başvurulmaktadır. Hukukun temel kuralı gereği, uygulanan bu tedbirlerin mutlak surette ölçülü ve orantılı olması şarttır. Adli birimler tarafından tutuklama, yakalama, gözaltı yahut el koyma gibi ağır koruma tedbirleri uygulanarak yürütülen bir soruşturma veya davanın en sonunda; kişinin aslında suçsuz olduğu ortaya çıkarsa (yani savcılık makamı takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verirse veya mahkeme beraat hükmü kurarsa), kişiye uygulanan o koruma tedbirlerinin haksız ve yersiz olduğu resmen tescillenmiş olur. Hukuken bu durumun kesinleşmesiyle birlikte, üzerine haksız koruma tedbiri tatbik edilen bireyin devletten maddi ve manevi tazminat talep etme hakkı doğar. Hukuk uygulamalarımızda en sık karşılaşılan ve dava konusu edilen tür, hiç şüphesiz “haksız tutuklama tazminatı” davalarıdır.

Koruma Tedbirlerinden Doğan Zararlar İçin Tazminat Nasıl Talep Edilir? Günümüz uygulamalarında, herhangi bir suç isnadının soruşturulması veya mahkemede kovuşturulması sürecinde adli makamlar genellikle koruma tedbirlerine başvurmayı tercih etmektedir. Kanun koyucu, bireylerin bu tedbirler yüzünden haksız yere mağdur edildiği tablolarda zararın tazmin edilmesini emredici hükme bağlamıştır. Haksız koruma tedbirlerinden kaynaklanan mağduriyetler için temel olarak iki farklı yoldan tazminat istenebilir:

  1. İdari bir yol olan Tazminat Komisyonuna resmi başvuru yapılarak doğrudan idari tazminat talep edilebilir.
  2. Tazminat komisyonunun görev alanına girmeyen diğer tüm hallerde ise mahkemelerde tazminat davası açılabilir. Koruma tedbirleri nedeniyle açılacak olan bu tazminat davası; uygulanan haksız işlemler sebebiyle doğrudan doğruya Maliye Hazinesi aleyhine (devlete karşı) yöneltilen ve hukuki dayanağını 5271 sayılı CMK’nın 141. maddesinden alan özel bir dava türüdür.

Tazminat Komisyonunun Görev Alanı ve Yetkileri Nelerdir? 6384 sayılı Kanun ile mevzuatımıza giren Tazminat Komisyonu, doğrudan Adalet Bakanlığı çatısı altında faaliyet gösteren ve haksız koruma tedbirlerinden kaynaklanan maddi/manevi zararları idari yoldan (davasız) çözen özel bir mercidir. Yasaya (6384 S.K. m.2/3) göre, aşağıda sayılan spesifik durumlarda vatandaşların doğrudan mahkemeye gidip dava açmak yerine öncelikle bu Tazminat Komisyonu’na müracaat etmeleri yasal bir zorunluluktur:

  • Ceza hukuku davaları ile idare veya özel hukuk davalarının “makul sürede sonuçlandırılmadığı” (uzun yargılama) gerekçesiyle istenecek manevi tazminat taleplerinin adresi kesinlikle Tazminat Komisyonudur.
  • Kanunların öngördüğü usullere uygun olarak yakalanan veya tutuklanan, fakat sürecin sonunda haklarında beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı (takipsizlik) kararı verilen kişiler, yaşadıkları her türlü maddi ve manevi zararın giderilmesi için Tazminat Komisyonuna başvurma hakkına sahiptirler.
  • Yargılama sonucunda mahkumiyetine (ceza almasına) karar verilen ancak; geçmişte gözaltında veya tutuklulukta yattığı süreler, aldığı cezanın infaz süresinden çok daha fazla olanlar veya işlediği suçun kanundaki tek cezası “para cezası” olduğu halde zorunlu olarak bu cezaya çarptırılıp haksız yere hapis yatanlar, zararları için komisyona gidebilirler.
  • Kişiye; ev hapsi (konutunu terk etmeme), uyuşturucu/alkol bağımlılığından kurtulmak için hastanede zorunlu tedavi altına alınma gibi “adli kontrol” yükümlülükleri uygulanmış ve kişi bunlara tabi tutulmuşsa; ancak sonrasında hakkında beraat veya takipsizlik kararı çıkmışsa, kişi uğradığı maddi ve manevi zararların telafisi için komisyona başvurabilir.

Hangi Hallerde Doğrudan CMK 141 Kapsamında Tazminat Davası Açılabilir? 5271 sayılı CMK’nın teminatı altındaki temel haklarının ihlal edildiğini, haksızlığa uğradığını savunan kişiler yargı mercilerinden maddi ve manevi tazminat talep edebilmektedir. Bir suçun soruşturması yahut kovuşturması evresinde aşağıda sayılan hallerden biriyle haksız koruma tedbirine maruz kalan kişiler mahkemede dava açma hakkına sahiptir:

  • Kanunlarda emredilen yasal koşullar oluşmadığı halde haksızca yakalanan, tutuklanan veya tutukluluk halinin devamına karar verilen kişiler (CMK m. 141/1-a),
  • Gözaltına alınıp, yasal gözaltı süresi dolmasına rağmen hakim karşısına çıkarılmayanlar (CMK m. 141/1-b),
  • Kanuni hakları kendisine hiç hatırlatılmayan veya hatırlatılmasına rağmen bu haklarından yararlanma talepleri reddedilerek tutuklananlar (CMK m. 141/1-c),
  • Kanuna uygun şekilde tutuklandığı halde, makul bir süre içerisinde yargı mercii önüne çıkarılmayan ve bu uzun süre zarfında hakkında bir hüküm verilmeyenler (CMK m. 141/1-d),
  • Hukuka uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra, en nihayetinde haklarında “kovuşturmaya yer olmadığına (takipsizlik)” veya “beraatlerine” karar verilen masumlar (CMK m. 141/1-e),
  • Yargılama sonucunda mahkum edilen ancak; gözaltında ve tutukevinde geçirdiği gün sayısı, çarptırıldığı cezanın infaz süresinden fazla olanlar veya kanunen sadece “adli para cezası” gerektiren bir suçtan ötürü zorunlu olarak para cezası aldığı halde gereksiz yere tutuklu kalanlar (CMK m. 141/1-f),
  • Yakalanma veya tutuklanma gerekçeleri ile haklarındaki iddialar (suçlamalar) kendilerine yazılı olarak, yazının mümkün olmadığı acil hallerde ise sözlü olarak derhal açıklanmayanlar (CMK m. 141/1-g),
  • Yakalandıkları veya cezaevine konuldukları durumu, yakınlarına veya ailelerine haber verilmeyenler (CMK m. 141/1-h),
  • Hakkında çıkarılan arama kararı, kanunun çizdiği sınırları aşarak “ölçüsüz” bir şekilde tatbik edilenler (CMK m. 141/1-i),
  • Yasal koşulları oluşmadığı halde eşyasına veya malvarlığına el konulanlar, el konulan mallarının çürümemesi için idarece gerekli koruma tedbirleri alınmayanlar, eşyası devlet eliyle amaç dışı kullanılanlar veya eşyaları zamanında sahibine iade edilmeyenler (CMK m. 141/1-j),
  • Ev hapsi veya alkol/madde tedavisi için hastaneye yatırılma dahil her türlü adli kontrol şartına tabi tutulup da en sonunda hakkında beraat veya takipsizlik kararı verilenler (CMK m. 141/1-l).

Yukarıdaki listelenen ihtimallerden herhangi birini yaşayan vatandaşlar, yaşadıkları her türlü maddi ve manevi zararı devletten tazminat davası yoluyla isteyebilirler. Hukuk dünyasındaki pratik uygulamalara bakıldığında, açılan davaların kahir ekseriyetinin; hakkında savcılıkça kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK) verilenler veya mahkemece beraat ettirilen kişilerin, haksız gözaltı ve tutuklama süreleri için açtıkları tazminat davaları olduğu görülmektedir.

Kişi bir suçtan mahkum olsa bile hakkı bitmez; eğer kişinin gözaltında ve hapiste tutuklu kaldığı süre, aldığı o cezanın kanuni infaz süresini aşıyorsa yine tazminat isteyebilir. Veya işlediği suçun kanundaki tek yaptırımı adli para cezası iken, kişi bu suç yüzünden aylarca içeride yatmışsa maddi/manevi tazminat davası açabilir. Buradaki temel mantık şudur: Vatandaş mahkum olduğu ceza gereği ne kadar hapiste kalacaksa, ondan bir gün bile fazla tutuklu kalmışsa, o fazladan yattığı hürriyeti bağlayıcı süre için devletten tazminat alır. Örneğin; yargılama sonu 3 ay hapis cezası alan bir kişi, infaz yasasına göre hapiste fiilen 2 ay kalacaktır. Ancak bu kişi dava sürerken 6 ay tutuklu yargılanmışsa, aradaki “4 aylık fazladan yattığı süre” için devlete haksız tutuklama tazminatı davası açabilecektir.

Eşyasına veya araçlarına haksız el konulan vatandaşlar da tüm maddi ve manevi zararlarını devletten rücu edebilirler. Kanunun buradaki amacı; adli emanette çürüyen, değer kaybeden malın bedelinin veya o mala el konulmasaydı sahibinin o maldan elde edeceği ticari kazancın (mahruk kar) kişiye ödenmesidir. Uygulamada el koyma tazminatı davaları genellikle, bir suça karıştığı şüphesiyle yıllarca otoparkta çürütülen ticari tırlar, kamyonlar veya iş makineleri için açılmaktadır.

Haksız Koruma Tedbirleri İçin Dava Açma Süresi (Zamanaşımı) (CMK 142/1) Tazminat Komisyonuna gidilmesinin zorunlu olduğu haller saklı kalmak kaydıyla, mağdurlar yasal süreleri içerisinde mahkemeye başvurarak tazminat haklarını arayabilirler.

Kanun metni, bu davaların açılabilmesi için süreyi şu şekilde belirlemiştir: “Kararın (beraat veya takipsizlik) kesinleştiğinin davacıya tebliğ edildiği tarihten itibaren 3 ay ve her halükarda kararın kesinleşmesinden itibaren 1 yıl” içinde dava açılmalıdır. Ancak adliye pratiğinde, kesinleşme şerhi düşülmüş gerekçeli kararların ilgili vatandaşa ayrıca tebliğ edilmesine pek rastlanmaz. Bu sebeple haksız tutuklama, gözaltı veya el koyma davalarındaki zamanaşımı (hak düşürücü süre) kural olarak kararın kesinleştiği tarihten itibaren 1 yıl olarak baz alınır.

Vatandaşın kararın kesinleştiğinden haberi olmasa bile 1 yıl içinde dava açmak zorunda bırakılması hukukun hakkaniyet ilkesiyle sıkça çelişmektedir. Yerel mahkemeler bu bir yıllık süreyi basit bir zamanaşımı olarak değil, çok daha katı olan “hak düşürücü süre” olarak yorumlamakta; kişinin kararı ne zaman öğrendiğine hiç bakmaksızın, kesinleşmenin üzerinden 1 yıl geçmişse davayı doğrudan usulden reddetmektedir.

Mahkemeler genellikle beraat kararı verdiklerinde, o an duruşma salonunda bulunanlara bu ilamı tebliğ etmiş saymaz, duruşmada olmayanlara ise sadece düz ilam tebliğ edilir; kesinleşme şerhli karar yollanmaz. İşte tam da bu tehlike yüzünden, özellikle yokluklarında beraat kararı verilen vatandaşların, ilamın kendilerine tebliğ edilmesini beklemeden veya tebliğden itibaren o 1 yıllık ölümcül süreyi asla kaçırmadan tazminat davasını açmaları hayati önem taşır.

Tazminat Davasına Bakmakla Görevli Mahkeme Hangisidir? (CMK 142/2) Haksız yere uygulanan koruma tedbirlerine dayanan tüm maddi ve manevi tazminat davalarında mutlak görevli merci, davacının (tazminat isteyent) resmi ikametgahının bulunduğu yerdeki Ağır Ceza Mahkemesi‘dir. Eğer davacının yaşadığı ilçe sınırları içinde bir Ağır Ceza Mahkemesi teşkilatı bulunmuyorsa, o ilçenin bağlı olduğu en yakın Ağır Ceza Mahkemesi bu davalara bakmakla görevli ve yetkilidir. Şayet vatandaş davayı yanlışlıkla kendi ikametgahı dışındaki başka bir ilin mahkemesinde açarsa, o mahkeme derhal yetkisizlik kararı vererek dava dosyasını davacının ikametgahındaki doğru Ağır Ceza Mahkemesine sevk edecektir.

Tazminat talep eden kişinin uyruğu (Türk veya yabancı olması) fark etmeksizin, eğer kişinin resmi ikametgahı yurt dışındaysa; bu durumda dava Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul kuralları çerçevesinde Türkiye’nin büyük merkezleri olan İstanbul, Ankara veya İzmir mahkemelerinde açılabilecektir.

Davanın Açılışı, İspat Delilleri ve Yargılama Usulü (CMK md. 142/3-8) Tazminat başvurusunda bulunacak olan mağdur; hazırlayacağı dava dilekçesinde kendi açık kimlik ve ikametgah bilgilerini, hangi işlemden dolayı ne tür bir zarara uğradığını, zararın boyutunu (nitelik ve niceliğini) detaylıca yazmalı ve iddialarını destekleyen tüm resmi belgeleri dilekçesine eklemelidir.

Bu davalar şeklen bir Ağır Ceza Mahkemesi heyeti önünde görülüyor olsa da, işin özünde tamamen bir “hukuk mahkemesi” mantığıyla tazminat yargılaması yapılır. Yani davacının sunduğu belgelerin gücü ve iddiaların ispatlanabilmesi, mahkemenin hükmedeceği tazminat miktarını doğrudan etkiler.

Mahkeme heyeti, sunulan dilekçedeki bilgi ve evrakların yetersiz olduğunu tespit ederse, davacıya bu eksiklikleri tamamlaması için bir aylık kesin bir süre verir ve aksi takdirde davanın reddedileceğini ihtar eder. Bu süre içinde eksiği tamamlamayan kişinin davası mahkemece reddolunur (bu ret kararına itiraz yolu açıktır). Ancak adliye uygulamasında, kişi çalışmıyor olsa veya gelirini kanıtlayacak belge sunamasa bile, davacıya en azından tutuklu kaldığı dönemde geçerli olan “net asgari ücret” üzerinden bir maddi tazminat hesaplanıp verilmektedir. Haksız tutuklama davalarında kural budur; kişinin içerde yattığı gün sayısı ile o tarihteki asgari ücret baz alınır. Şayet mağdur 16 yaşından küçük bir çocuksa, hesaplamalar 16 yaşından küçükler için belirlenmiş asgari ücret tarifesi üzerinden yapılır.

Ayrıca, davacı o dönemde sigortalı bir çalışan olduğunu resmi belgelerle ispat edemiyorsa; asgari ücret üzerinden yapılacak hesaplamadan Asgari Geçim İndirimi (AGİ) tutarı kesilerek daha düşük bir tazminat rakamı bulunur. Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin yerleşik kararlarına göre; kişinin geliri ispatlanamadığı durumlarda bilirkişinin AGİ’yi kesmeden brüt ücret üzerinden hesaplama yapması kesin bir bozma sebebidir. Yargıtay, gelirini kanıtlayamayan kişi için Çalışma Bakanlığınca belirlenen “net” asgari ücretin (örneğin 2.857,34 TL) ödenmesi gerektiğini, bilirkişinin buna asgari geçim indirimi ekleyerek rakamı şişirmesinin (3.187,56 TL) kazanç kaybını haksız yere fazla tayin etmek anlamına geleceğini ve bozmayı gerektirdiğini içtihat etmiştir.

Dilekçe aşaması bitip eksiklikler tamamlandıktan sonra mahkeme, dava dilekçesini ve eklerini, Maliye Hazinesini savunmakla görevli olan o yerdeki Hazine temsilcisine (muhakemat müdürlüğüne) tebliğ eder ve idarenin 15 gün içinde varsa yazılı itiraz ve savunmalarını sunmasını ister. Yerel mahkemenin, tüm ön eksiklikleri gidermeden idareye tebligat çıkarması usule aykırıdır. Örneğin; beraat kararı henüz kesinleşmemişken mahkemenin davayı hemen reddetmesi gerekirken, bunu fark etmeyip duruşma açması ve sonradan reddetmesi Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmıştır.

Hakimler, davacının taleplerini ve sunduğu delilleri incelerken; genel tazminat hukuku prensipleri doğrultusunda rakamı saptamak için dilediği her türlü araştırmayı bizzat yapmaya veya heyetteki üyelerden (naip hakim) birine yaptırmaya tam yetkilidir. Uygulamada mahkeme, dosyadaki evrak toplama işlerini yürütmesi için bir Naip Hakim atar. Naip Hakim tüm belgeleri toparladıktan sonra dosyayı karar için mahkeme heyetine sunar. Dava, Ağır Ceza Mahkemesi başkanı, üyeleri ve duruşma savcısının huzurunda karara bağlanır.

Mahkemenin yapacağı araştırmaların sınırı yoktur. İlk iş olarak, davacının ikamet ettiği bölgedeki emniyet veya jandarma birimlerine yazı yazılarak detaylı bir “sosyal ve ekonomik durum araştırma raporu” istenir. Bu raporda kişinin aylık geliri, malvarlığı ve ailevi durumu tespit edilir. Davacı geçmişte sigortalı çalışmışsa, SGK’ya müzekkere yazılarak hizmet dökümü istenir. Eğer davacı bir esnaf veya serbest tüccar ise ve tutuklandığı için ticari kazancından mahrum kalmışsa; haksız tutuklama öncesindeki yıllık karını ispatlayabilmesi için son 4 yıllık döneme ait vergi levhaları veya kurumlar/gelir vergisi beyannameleri dosyaya sunulmalıdır.

Tazminat yargılaması mutlaka “duruşmalı” olarak yapılır. Mahkeme gününü bildiren davetiye tebliğ edilmesine rağmen davacı taraf veya hazine avukatı duruşmaya gelmezse, mahkeme süreci durdurmaz ve onların yokluğunda kararını açıklar. Bu yönüyle tazminat davası olsa da yoklukta karar verilebilen bir ceza usulü söz konusudur.

Mahkemenin verdiği karara karşı; davacı taraf, duruşma savcısı veya Hazine avukatı bir üst mahkeme olan Bölge Adliye Mahkemesine (İstinaf) başvurabilir. Yasa gereği İstinaf mahkemesi bu tazminat dosyalarını öncelikli ve ivedi olarak incelemek zorundadır. Tarafların, istinaf kararından sonra da, hükmedilen tazminat miktarının yasal temyiz sınırının üzerinde olması şartıyla konuyu Yargıtay’a (temyiz) taşıma hakları bulunmaktadır.

Haksız Koruma Tedbirleri Davalarında Harç Ödenir Mi? Devlete karşı açılan bu haksız koruma tedbiri (tutuklama vb.) tazminat davaları kanun gereği kesinlikle hiçbir adli harca veya gider avansına tabi değildir. Mağdurun, iddialarını içeren dilekçesini görevli ve yetkili Ağır Ceza Mahkemesinin tevzi bürosuna teslim etmesi davanın açılması için yeterlidir.

Ödenen Haksız Tutuklama, Gözaltı ve Elkoyma Tazminatının Geri Alınması (CMK 143) Devletin vatandaşa ödediği bu tazminatlar bazı istisnai durumlarda Maliye tarafından geri istenebilir. Eğer bir kişi hakkında verilen “takipsizlik (kovuşturmaya yer olmadığı)” kararı sonradan hukuki bir yolla kaldırılır, o kişiye yeniden dava açılır ve mahkum edilirse; yahut beraat eden bir kişinin davasında “yargılamanın aleyhte yenilenmesi” kararı çıkarılıp beraat kararı iptal edilerek mahkumiyete çevrilirse işin rengi değişir. Bu durumlarda, daha önceden kişiye devletçe ödenmiş olan o haksız tazminat paraları; Cumhuriyet savcısının yazılı talebi ve aynı mahkemenin vereceği kararla, kamu alacaklarının tahsili mevzuatına (6183 s.k.) göre kişiden faiziyle geri alınır. Kişinin bu geri alma kararına karşı üst mahkemeye itiraz hakkı vardır.

Şartların değiştiği bu tip hallerde, Hazineyi temsilen İstanbul Muhakemat Müdürlüğü devreye girerek paranın iadesi için kişi hakkında icra takibi başlatır. Eğer mahkeme tazminata hükmetmiş ancak devlet henüz bu parayı vatandaşın hesabına yatırmamışsa, o mahkeme ilamı kendiliğinden hükümsüz kalır. İlamı veren ilk derece mahkemesi yeniden toplanarak, kişinin yattığı süre ve sonradan aldığı cezayı kıyaslayıp yeni bir kararla tazminatın kısmen veya tamamen reddine hükmedebilir. Pratik uygulamada çok sık rastlanmasa da, eğer vatandaşın haksız yere hapis yatmasında o soruşturmayı yürüten kamu görevlilerinin (polis, savcı, hakim) ağır bir kişisel kusuru varsa, devlet vatandaşa ödediği o tazminat faturasını kusurlu kamu görevlilerine kendi iç rücu sistemiyle ödetebilir. Ayrıca kişi, bir başkasının kendisine “iftira atması” veya mahkemede “yalan tanıklık” yapması yüzünden haksız yere tutuklanmışsa; devlet ödediği bu tazminatı o iftiracıdan veya yalancı şahitten geri alır.

Kimler Haksız Tutuklama, Gözaltı ve Elkoyma İçin Tazminat İsteyemez? (CMK 144) Kanun koyucu, görünüşte mağduriyet yaşanmış olsa bile bazı kişilerin kesinlikle devletten tazminat talep edemeyeceğini açıkça listelemiştir:

  • Gözaltı veya hapiste geçirdiği süre, kişinin başka bir suçtan aldığı kesinleşmiş hapis cezasından “mahsup edilenler” (indirilenler), tam bir tazminat talep edemezler. Çünkü kanun, kişinin o haksız yattığı günleri başka cezasından silerek zaten o haksızlığı telafi etmiş saymaktadır. Ancak yine de sembolik oranlarda tazminat istenebilmektedir.
  • Tutuklandığı o ilk günkü yasalara göre aslında tazminata hak kazanmamışken, sonradan meclisin çıkardığı ve failin lehine olan yeni bir yasa değişikliği yüzünden durumu bir anda tazminat istemeye uygun hale dönüşenler devlete dava açamazlar. Örneğin; kişi tutukluyken suçun cezası kaldırılmış veya ceza verilmesine yer olmadığı şeklinde yeni bir yasal düzenleme yapılmışsa, kişi tahliye edilse bile haksız yere yattığı iddiasıyla tazminat isteyemez (CMK m. 144/1-b).
  • Hakkında; genel veya özel af çıkması, müştekilerin şikâyetten vazgeçmesi, tarafların uzlaşması gibi nedenlerle davası düşenler, takipsizlik alanlar veya davası ertelenenler de tazminat talep edemezler. Zira burada beraat (masumiyet) değil, davanın usulden düşmesi söz konusudur. Peki bir kişi birden fazla suçla yargılanırken; bir suçtan kesin beraat edip, diğer suçlardan erteleme alırsa ne olur? Eğer o beraat ettiği suçtan dolayı spesifik olarak tutuklanmışsa, o beraat eden kısım için pekala tazminat davası açabilir (CMK m. 144/1-c).
  • Akıl hastalığı veya yaş küçüklüğü gibi nedenlerle “kusur yeteneğinin bulunmaması” sebebiyle mahkemece hakkında ceza verilmesine yer olmadığı kararı çıkanlar (CMK m. 144/1-d).
  • Soruşturma makamları (polis, savcı) huzurunda bilerek ve isteyerek “gerçek dışı (yalan) beyanlar” verip, işlemediği bir suçu üstlenerek kendi gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına bilerek sebebiyet verenler (CMK m.144/1-e).

Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) Kararlarında Tazminat Hakkı Sanık hakkında mahkemece HAGB veya kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmişse; daha öncesinde belli bir süre hapiste tutuklu kalmış olan bu sanık devletten tazminat isteyebilir mi? Her iki durumda da sanık, kanunun öngördüğü o 5 yıllık “denetim süresini” usulüne uygun, hiçbir yeni suç işlemeden başarıyla tamamladığında davası hukuken “Düşme” kararıyla sonuçlanır. İşte o “Düşme” kararının kesinleştiği tarihten itibaren 3 aylık yasal süresi içerisinde vatandaş tazminat davası açabilir. Fakat adliyelerdeki uygulamada bu düşme kararları mahkemelerce 5 yıl dolunca otomatikman (resen) verilmemekte, çoğunlukla sanığın veya avukatının gidip dilekçe vermesi beklenmektedir. Bu yüzden mağdurun önce o mahkemeye gidip düşme kararını resmiyete dökmesi, ardından da Ağır Ceza Mahkemesinde tazminat davasını açması şarttır.

Koruma Tedbirleri Tazminat Davasında Faizin Başlangıç Anı Haksız yere özgürlüğü kısıtlanan kişiye ödenecek tazminatın faiz başlangıç tarihi, o haksız fiilin (tedbirin) kişiye eylemli olarak uygulandığı o ilk gündür. Örneğin kişi 10 gün gözaltında kalıp tutuklanmışsa, faiz gözaltına alındığı o ilk günden başlatılır. Ancak çok kritik bir usul kuralı vardır: Dava dilekçesinde bu faiz açıkça ve “gözaltı tarihinden itibaren” şeklinde talep edilmelidir. Eğer faiz talep edilmez veya genel bir ifade kullanılırsa, mahkeme faizi haksız tedbirin uygulandığı günden değil, dilekçenin verildiği dava gününden itibaren başlatır. Uygulanacak faiz türü yasal faizdir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin (2014/18191 E., 2015/4307 K.) kararına göre; davacı dilekçesinde açıkça “gözaltı tarihinden itibaren yasal faiz” istemesine rağmen, yerel mahkemenin faizi “tutuklama tarihinden” itibaren işletmesi kesin bir bozma sebebidir.

Tazminat Davasında Avukatlık Ücreti Nasıl Belirlenir? Bir kişi haksız yere hapse atıldığında, o ceza davasında kendini kurtarmak ve savunmak için haklı olarak bir avukat tutmuş ve ona ciddi paralar ödemiş olabilir. Peki, beraat ettikten sonra açtığı bu tazminat davasında, avukata ödediği bu paraları “maddi tazminat” kalemi olarak devletten isteyebilir mi? Yargıtay’ın bu konudaki şartı son derece katıdır: Ceza davası için avukata ödenen bedelin maddi zarar olarak devletten alınabilmesi için, o ödemenin avukat tarafından kesilmiş resmi bir “Serbest Meslek Makbuzu” ile mahkemeye sunularak ispatlanması zorunludur. Ayrıca, ceza mahkemesinin beraat kararında sanık avukatı lehine hükmettiği o maktu vekalet ücreti de, ortada kesilmiş bir serbest meslek makbuzu yoksa maddi zararın ölçüsü olarak asla kabul edilemez.

Açılan tazminat davasının kazanılması durumunda Hazine (devlet) aleyhine hükmedilecek karşı taraf vekalet ücretinin nasıl hesaplanacağı ise, 694 sayılı KHK ile CMK’nın 142. maddesine eklenen fıkralarla yeniden düzenlenmiştir:

  • Bu davalarda avukatlara, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine (AAÜT) göre hesaplanan “nispi” (kazanılan paraya oranlı) vekalet ücreti ödenir. Ancak kanun bu rakama bir alt ve üst sınır getirmiştir: Ödenecek bu nispi miktar, tarifede Sulh Ceza Hakimlikleri için belirlenen maktu ücretten az olamazken, Ağır Ceza Mahkemelerindeki davalar için belirlenen maktu ücreti de geçemez (CMK m. 142/9).
  • Hükmedilen tazminat paraları, mahkeme kararı kesinleşmeden ve idari başvuru aşamaları bitmeden kesinlikle icra dairesine konularak tahsil edilemez. Karar kesinleştikten sonra davacı veya avukatı, o karardaki tazminat ve vekalet ücretinin ödenmesi için kendi banka IBAN numarasını davalı idareye yazılı bir dilekçeyle bildirir. İdare, bu resmi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren en geç 30 gün içerisinde parayı o hesaba yatırmak zorundadır. Eğer devlet bu 30 günlük sürede ödemeyi yapmazsa, o zaman karar genel hükümlere göre normal icra takibine konulup haciz yoluyla tahsil edilebilir (CMK m. 142/10).

Olayda Görev Yapan Hakim ve Savcıların Tazminat Davasındaki Durumu Geçmişte davacının cezaevine konulmasına (tutuklanmasına) karar veren veya tutukluluğun uzatılması kararlarının altına imza atan hakimler ile o soruşturmayı yöneten Cumhuriyet savcıları; kişi beraat ettikten sonra Ağır Ceza Mahkemesinde açtığı o tazminat davasının heyetinde veya savcılık makamında kesinlikle görev yapamazlar (Yargıtay 12. Ceza Dairesi – 2017/2973 Karar). Hukukun tarafsızlık ilkesi bunu yasaklar.

Devletin Ödeyeceği Maddi Tazminat Miktarı Nasıl Hesaplanır? Yerel Ağır Ceza Mahkemeleri, maddi zararın boyutunu tamamen dosyaya sunulan somut belgelere dayanarak matematiksel olarak hesaplar. Hakimin ilk işi, davacının sunduğu belgeleri incelemek ve emniyet kanalıyla kişinin sosyal/ekonomik statüsünü araştırmaktır. Eğer davacı haksız yattığı döneme ait maaş bordrosu veya ticari gelir belgesi sunamamışsa, mahkeme o dönem için geçerli olan resmi “net asgari ücret” rakamını baz alarak içeride kalınan gün sayısıyla çarpar ve bu tutarı maddi tazminat olarak verir. Mantık şudur: Bu vatandaş hapse atılmasaydı, dışarıda en kötü ihtimalle asgari ücretle çalışıp bu parayı kazanacaktı. Dolayısıyla, kişi maaşını veya ticari zararını ne kadar güçlü belgelerle ortaya koyarsa alacağı maddi tazminat da o oranda yüksek çıkacaktır. Ayrıca cezaevindeki kantin masrafları, dışarıdaki iş sözleşmesinin feshinden doğan net kayıplar veya ispatlanan makbuzlu avukatlık ücretleri de maddi tazminat sepetine makul oranda eklenebilir.

Hükmedilecek Manevi Tazminatın Boyutu Nasıl Belirlenir? Manevi tazminatın net bir matematiği veya objektif formülü yoktur; tamamen hakimin vicdani takdirine kalmıştır. Mahkeme heyeti; davacının toplumdaki statüsünü, eğitimini, üzerine atılan o utanç verici suçun niteliğini (örneğin terör veya cinsel istismar gibi ağır suçlar), gözaltına alınış şeklinin medyatikliğini, içerideki gün sayısını, çektiği ailevi acıyı ve kararın kesinleşeceği güne kadar paranın yaşayacağı enflasyonist değer kaybını göz önüne alır. Tüm bu veriler ışığında, Yargıtay’ın da işaret ettiği “hak ve nesafet (adalet)” ilkelerine uygun, ne çok zenginleştirecek ne de komik kalacak makul bir miktara hükmedilir.

Adliye pratiğinde, aynı süreyi içeride yatan iki farklı kişiye statülerine göre çok farklı manevi tazminatlar çıkabilmektedir. Örneğin, üst düzey bir yönetici veya medyatik bir general (Ergenekon davaları vb.) haksız yattığı süreç için 500.000 TL gibi yüksek manevi tazminatlar alırken, asgari ücretli bir vatandaşa aynı süre için 50.000 TL hükmedilebilmektedir. Yargıtay bu farklılığı, mağdurun o anki sosyal ve hukuksal statüsünün toplumdaki yansımasına bağlamaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına bakıldığında ise; haksız yere hapiste geçirilen her 1 aylık süreye karşılık ortalama standart olarak 1000 EURO civarında manevi tazminat verilmesi gerektiği benimsenmiştir.

Özetle; haksız tutuklama, arama veya el koyma davaları; devletin ağır ceza aygıtlarının birey özgürlüğüne vurduğu darbenin ve yarattığı hukuki enkazın maddi-manevi etkilerini gidermeyi amaçlayan, hukuk devletinin en büyük güvencelerinden olan bir dava türüdür.

Haksız Koruma Tedbirlerine Dair Emsal Yargıtay Kararları

Haksız koruma tedbirlerinden doğan tazminat dosyalarının Yargıtay’daki temyiz incelemelerini uzman ihtisas dairesi olan 12. Ceza Dairesi yapmaktadır. İşte bu konuda emsal teşkil eden kararlar:

Haksız Arama Sebebiyle Dava Açma Süresi Üzerine (Y12CD-K.2021/5212) Bu davada, Niğde Cumhuriyet Başsavcılığının 2011 yılındaki bir soruşturmasında, avukat olan davacının eşi hakkında “Örgüt Kurma ve Tefecilik” suçlamasıyla 8 Mayıs 2012 tarihinde bizzat kendi evinde arama yapılmıştır. Davacı avukat, kendi konutunda yapılan bu aramanın 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesindeki (avukatların ev ve işyerlerinin aranmasındaki katı kurallar) emredici hükümlere aykırı gerçekleştirildiğini belirterek, arama tarihinden itibaren işleyecek faiziyle 100.000 TL manevi tazminat talep etmiştir. Yerel mahkeme davacıyı haklı bularak 1.000 TL manevi tazminata karar vermiştir. Ancak dosya Yargıtay’a geldiğinde 12. Ceza Dairesi süre yönünden vahim bir hata bulmuştur. Olayın yaşandığı tarihteki yürürlükte olan CMK hükümlerine göre; söz konusu haksız arama kararının eve girilerek icra edildiği 8 Mayıs 2012 tarihinden itibaren, CMK m. 142/1’deki o “1 yıllık” hak düşürücü yasal süre işlemeye başlamıştır. Davacı bu süreyi çoktan geçirip davayı yıllar sonra, 14 Ocak 2016’da açmıştır. Yargıtay, bir yıllık süre aşıldığı için yerel mahkemenin bu davayı esasa girmeden “süre yönünden usulden reddetmesi” gerekirken, kısmen de olsa kabul etmesini hukuka aykırı bulmuştur. Kararın başlığında “Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat” yerine “CMK 141 gereğince tazminat” yazılması ise mahalli bir yazım hatası sayılıp esasa etki etmediği belirtilmiştir.

Başka bir dosyada (Y12CD-K. 2021/4810), Van Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturmasında 3 Mayıs 2012’de gerçekleştirilen ölçüsüz bir arama işlemi için açılan tazminat davasında da; dava 1 yıllık süre geçtikten sonra 6 Eylül 2013’te açılmıştır. Yerel mahkeme davayı süre yönünden değil de “aramada ölçüsüzlük yoktur” diyerek esastan reddetmişse de, Yargıtay “aslında süreden reddedilmeliydi ama sonuçta dava reddedildiği için bu hatayı bozma sebebi yapmıyorum” diyerek kararı onamıştır.

Haksız Tutuklama Tazminatı ve Mahsup (Cezadan İndirme) Şartları (Y12CD-K. 2021/5973) Bu dosyada davacı, cinsel saldırı suçlamasıyla 53 gün cezaevinde tutuklu kalmış, ancak yargılama sonunda masum bulunarak beraat etmiştir. Karar 2016’da kesinleşmiş ve yasal süresi içinde tazminat davası açılmıştır. Ancak bir detay vardır: Davacının bu haksız yere yattığı 53 günlük süre, onun başka bir mahkemedeki eski ceza dosyasında (Adana 18. Asliye Ceza Mahkemesi) aldığı cezadan mahsup edilerek düşülmüştür. Yani adam haksız yatmış ama o yattığı günler, başka bir suçtan yatacağı günlerden silinerek telafi edilmiştir. Yerel mahkeme bu duruma rağmen davacıya yüksek bir tazminat vermiş, ancak Yargıtay kararı bozmuştur. Yargıtay bozma ilamında; CMK 144. maddesindeki “mahsup edilenler tazminat alamaz” kuralının kanundan kaldırıldığını, dolayısıyla mahsup işleminin artık tazminata “engel olmadığını” belirtmiştir. Ancak yüksek mahkeme çok adil bir denge kurmuştur: Hiçbir mahsup işlemi yapılmayan, yattığı yanına kar kalan bir kişi ile; haksız yattığı günleri başka cezasından sildirerek bir nevi “kurtaran” (mahsup eden) kişinin aldığı tazminatlar arasında bir hak ve nesafet (adalet) dengesi olmak zorundadır. Yargıtay; eğer kişinin o 53 günlük süresi tamamen mahsup edilmişse ona sadece “makul ve sembolik” bir tazminat ödenmesi gerektiğini belirterek ilk kararı bozmuştur. Bozmaya uyan yerel mahkeme tazminatı düşürüp 500 TL maddi ve 1000 TL manevi tazminata hükmetmiş, Yargıtay da bu yeni rakamları onamıştır.

Tazminat Davasında Faiz Talebi ve Islah Usulü (Y12CD-K. 2021/1747) Tazminat hukukunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) ıslah (davayı değiştirme) kuralları geçerlidir. Yasaya göre ıslah işlemi mahkemedeki tahkikat bitene kadar yapılabilir. Sonradan eklenen bir maddeyle, Yargıtay’ın kararı bozup dosyayı mahkemeye geri göndermesinden sonra bile ıslah yapılabilmesinin önü açılmıştır. Ancak Yargıtay’ın incelediği somut dosyada durum şudur: Davacı avukatı, dava dilekçesini yazarken tazminat için “faiz” talep etmeyi unutmuştur. Aylar sonra, Yargıtay bozmasından sonra yapılan bir duruşmada (10.04.2018), üstelik karşı tarafın (Hazine avukatının) salonda olmadığı bir celsede söz alarak “Ben talebimi sözlü olarak ıslah ediyorum, artık dava tarihinden itibaren yasal faiz de istiyorum” demiştir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, bu sözlü ıslah ve faiz talebinin HMK 177/2. maddesi gereğince o an salonda olmayan karşı tarafa mutlaka resmi tebligatla bildirilmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir. Mahkemenin, Hazineye haber vermeden sırf sözlü ıslaha dayanarak faize karar vermesi savunma hakkını ihlal ettiği için karar bozulmuştur.

Aynı Kararda Birden Fazla Suç (Beraat ve Düşme) Olması Durumu (Yargıtay CGK – K.2015/144) Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun (CGK) önüne gelen bu uyuşmazlık çok spesifiktir. Kanun gereği, hakkında şikayetten vazgeçme gibi nedenlerle “Düşme” kararı verilen bir kişi o suçtan yattığı günler için tazminat isteyemez. Ancak olayda davacı; eşini dövmek, hakaret etmek ve kanuna aykırılık gibi üç farklı suçtan aynı anda gözaltına alınıp tutuklanmıştır. Yargılama bittiğinde “hakaret” suçundan şikayet geri alındığı için “Düşme” kararı çıkmış; diğer iki suçtan ise suçsuz bulunarak kesin “Beraat” etmiştir. Yerel mahkeme; “Senin dosyanda düşme kararı var, yasaya göre düşme olan dosyada tazminat ödenmez” diyerek davayı reddetmiştir. Ancak Yargıtay CGK bu mantığı çürütmüştür: Kişi birden çok suçtan aynı anda yatmışsa ve içlerinden sadece biri düşme ile sonuçlanmışsa; ama o kişinin beraat ettiği diğer suçlardan dolayı o günlerde o nezarethanede tutulmasının “haksız olduğu” sabit hale gelmişse, devlet o beraat eden kısımlar için hakkaniyete uygun makul bir miktar tazminatı o kişiye ödemek zorundadır. Sırf araya bir tane düşme kararı karıştı diye tüm beraatleri yok sayarak tazminat davasını toptan reddetmek kanuna ve usule aykırıdır.

Uzun Yargılama Sonucu Gelen Dava Zamanaşımı Düşmesi (Y12CD 2024/3885 E. , 2025/5373 K.) Davacı, Eskişehir’deki bir terör örgütü davasında tam 1687 gün (yaklaşık 4,5 yıl) boyunca gözaltında ve hapiste tutuklu kalmıştır. Ancak o davada yargılama o kadar uzun sürmüş ve uzamıştır ki, en sonunda mahkeme suçun yasal dava zamanaşımı süresi dolduğu için davacı hakkında mecburen “Düşme” kararı vermiştir. Davacı bu haksız yattığı yıllar için tazminat davası açmıştır. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, bu gibi “dava zamanaşımından düşme” hallerini detaylıca incelemiştir. CMK’da dava zamanaşımından düşme kararı alanlara tazminat verilmeyeceğine dair hiçbir yasaklayıcı hüküm yoktur. Bu kişi o cezaevinde masum yere beraat edenler kadar net bir aklanma yaşamamış olsa da, devletin o kişiyi yıllarca tutuklu bırakıp en sonunda yargılamayı bitiremeyerek dosyayı düşürmesi de bir haksızlıktır. Yargıtay; mahkemelerin bu kişilere, tıpkı beraat eden kişilere ödenen yüksek tazminatlar kadar olmasa da, içerde yatıp uğradıkları somut zararlara karşılık “makul bir miktar” maddi ve manevi tazminat ödemesi gerektiğine hükmetmiştir.

Tazminat Davasından Feragat Halinde Hazine Vekalet Ücreti (Y12CD 2020/10126 E., 2022/547 K.) Davacı, haksız tutuklandığı iddiasıyla 5.000 TL maddi ve 5.000 TL manevi tazminat davası açmış, ancak hüküm (karar) duruşmasında vazgeçerek davasından “feragat” etmiştir. Normal hukuk davalarında (HMK 137), eğer davacı ön inceleme tutanağı imzalanmadan önce davadan vazgeçerse, karşı tarafın avukatına (burada Hazine avukatına) o maktu vekalet ücretinin “yarısı” ödenir. Yerel mahkeme de bu kuralı işletip Hazineye yarım ücret vermiştir. Ancak Yargıtay 12. Ceza Dairesi bunu bozmuştur. Çünkü CMK kapsamındaki bu koruma tedbiri tazminat davaları, kendine has ceza usul kurallarına tabidir ve bu davalarda hukuk mahkemelerindeki gibi bir “ön inceleme aşaması” hukuken yapılmaz. Ön inceleme aşaması yapılamadığı için, davasından feragat edip kaybeden davacının, karşı tarafa (Hazineye) o maktu vekalet ücretinin “tamamını” ödemesi gerektiği içtihat edilmiştir.

Yalan Söyleyerek Kendi Tutuklanmasına Sebep Olanların Durumu (Y12CD – Esas: 2021/8135 Karar: 2023/2005) CMK m. 144/1-e bendi çok net bir yasak getirmiştir: Adli makamların önünde bile isteye “gerçek dışı (yalan) beyan” vererek bir suçu işlediğini itiraf eden veya bir suça katıldığını uydurarak kendi gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına kendi eliyle neden olanlar, beraat etseler bile devletten beş kuruş tazminat isteyemezler. Somut dosyada davacı; savcılık sorgusunda tamamen uydurarak “uyuşturucu madde alıp satmaya başladığını” itiraf etmiş ve hakimi yanıltarak kendi kendini tutuklatmıştır. Daha sonra yargılamada aslında uyuşturucu satmadığı ortaya çıkıp beraat edince tazminat davası açmıştır. Yargıtay; davacının soruşturma aşamasında suçu ikrar (kabul) ederek kendi şahsi ağır kusuruyla hapise girdiği gerekçesiyle, açtığı 100 bin liralık maddi-manevi tazminat davasının reddedilmesini tamamen hukuka uygun bularak onaylamıştır.

Karakola Alınıp İfadesi Alınmadan Salıverilen Kişinin Tazminat Hakkı (Y12CD – Karar No: 2019/82) Davacı, bir adliye önünde gerçekleşen eylem sırasında bizzat savcının sözlü talimatıyla polislerce yaka paça yakalanmış, hastaneye götürülüp adli muayene raporu aldırılmış, ancak sonrasında ifadesi bile alınmadan karakoldan serbest bırakılmıştır. Yargıtay bu vakayı incelediğinde şu sonuca varmıştır: Devletin kolluk güçleri bir vatandaşı savcı talimatıyla yakaladığında CMK 90 ve 97. maddelerindeki emredici kuralları uygulamak zorundadır. Polis, vatandaşa haklarını hatırlatmamış, ailesinden birine haber vermemiş ve buna dair hiçbir tutanak tutmamıştır. Davacının mesleğinin “avukat” olması ve bu hakları zaten biliyor olması, polisin bu aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeme mazereti olamaz. Hakların hatırlatılmaması ve ailenin aranmaması gibi emredici kuralların açıkça ihlal edilmesi, o yakalama işlemini baştan sona “haksız” hale getirmektedir. Bu nedenle Yargıtay, yerel mahkemenin “zaten aynı gün salındın” diyerek davayı reddetmesini bozmuş ve davacı lehine makul bir manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini emretmiştir.

Davanın Kesinleşmesini Beklemeye Gerek Olmayan İstisnai Haller (Y12CD – Karar: 2017/6124) Genel kural olarak, haksız tutuklama veya beraat nedeniyle tazminat isteyebilmek için o ceza davasının tamamen bitip kararın “kesinleşmesi” şarttır. Ancak Yargıtay, CMK 141. maddesinde sayılan bazı özel haksızlıklar için davanın bitmesini beklemeye hiç gerek olmadığını açıkça içtihat etmiştir. Örneğin; polis sizi gözaltına aldı ve yasada yazan süreyi aşarak hakime çıkarmadı. Ya da polis size haklarınızı hatırlatmadan nezarete attı, gözaltında olduğunuzu ailenize haber vermedi veya evinize gece yarısı ölçüsüz bir arama operasyonu yaptı. İşte bu spesifik ihlaller yaşanmışsa; sizin o yargılandığınız ana davanın sonucunu, o davada hapis mi yoksa beraat mi alacağınızı beklemeye hiç gerek yoktur. Çünkü polisin yaptığı bu ihlaller, asıl davanın sonucuna bağlı eylemler değildir. Gözaltı süresinin aşılması davanın esasını değiştirmez. Bu yüzden vatandaşlar, sırf hakları hatırlatılmadığı veya ailelerine haber verilmediği için, ana davaları daha sürerken bile derhal bu haksızlıklar için mahkemeye gidip tazminat davası açabilirler. Ancak; “ben suçsuzum, beraat ettim, haksız yattım” diyerek istenecek o ana tazminatlar için, mecburen davanın bittiğini ve beraatin kesinleştiğini beklemek kanuni bir zorunluluktur.

Maddi Tazminat Hesabında “Net” Asgari Ücretin Önemi (Y12CD 2016/2528 E. , 2017/6012 K.) Maddi tazminat davalarında yerel mahkemelerin ve bilirkişilerin yaptığı en büyük hatalardan biri asgari ücret hesabıdıdır. Yargıtay’ın emsal kararına göre; gelirini ispatlayamayan davacıların tutuklu kaldıkları döneme ilişkin maddi zararları hesaplanırken, Çalışma Bakanlığınca belirlenen “NET” asgari ücret üzerinden işlem yapılması kesin bir kuraldır. Bilirkişilerin brüt ücretten kesintiler yaparak veya yanlış tablolar kullanarak rakamı daha düşük (örneğin 5.300 TL olması gerekirken 4.837 TL olarak) çıkarması ve eksik tazminat hesaplaması, Yargıtay tarafından kararın bozulması için başlı başına bir nedendir.

Manevi Tazminat Hesabının Terazisi ve Ölçütleri (Y12CD 2016/2599 E. , 2017/2599 K.) Yargıtay, manevi tazminatın matematiksel bir nesnel ölçütü olmadığını ısrarla vurgulamaktadır. Mahkemeler bu parayı belirlerken rastgele davranamaz. Hakim şu teraziyi kurmak zorundadır: Davacının toplumdaki sosyal ve ekonomik yeri nedir? O kişi terörden mi yoksa basit bir suçtan mı içeri atıldı? Karakolda gözaltına alınırken kameralar önünde rezil edildi mi yoksa sessizce mi alındı? Ne kadar gün hücrede veya koğuşta kaldı? Ve o tarihteki paranın değeri ile parayı alacağı günkü enflasyon durumu nedir? Tüm bu unsurlar harmanlanıp “hak ve nesafet (adalet)” ilkelerine uygun, şahsı zengin etmeyecek ama acısını dindirecek makul bir miktar belirlenmelidir. Eğer yerel mahkeme bu sayılan ölçütlerle uzaktan yakından uyuşmayan, olağanüstü fahiş miktarda (fazla) bir manevi tazminat rakamı uydurmuşsa, Yargıtay bu haksız ve fazla tazminat kararını Hazine lehine bozmaktadır.

Emeklinin Haksız Tutukluluğunda Maddi Tazminat Hesabı (Y12CD 2017/3319 E. 2017/5747 K.) Diyarbakır’daki bir Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında 2008 ile 2013 yılları arasında tam 5 yıl boyunca tutuklu yargılanan bir vatandaş, beraat ettikten sonra devlete dava açmıştır. Tutuklandığı gün İl Özel İdaresinde işçi olarak maaşlı çalıştığı için, mahkeme onun içeride kaldığı tüm o 5 yıllık zararı için, sanki o işyerinde çalışmaya devam ediyormuş gibi emsal bir işçinin maaşı ve ikramiyeleri üzerinden devasa bir maddi tazminat (132 bin TL) hesaplatmıştır. Fakat Yargıtay UYAP sistemini incelerken çok büyük bir detayı yakalamıştır: Davacı şahıs, hapiste yatarken 2010 yılının Mayıs ayında işçi statüsünden emekliye ayrılmış ve o günden sonra SGK’dan tıkır tıkır “emekli maaşı” almaya başlamıştır. Yargıtay; adamın emekli olduğu 2010 yılından tahliye olduğu 2013 yılına kadarki o son 3 yıllık dönemde, adam zaten devletten emekli maaşını almaya devam ettiği için, o dönemki maddi zararının işçi maaşıyla değil; ancak asgari düzeyde bir zarar olduğu varsayılarak “net asgari ücret” üzerinden hesaplanması gerektiğini emretmiş ve mahkemenin haksız yere fazladan çıkardığı o devasa maddi tazminat faturasını bozmuştur.

Haksız El Koyulan (CMK 141/1-J) Araçlar İçin Açılan Tazminat Davaları (Y12CD 2017/3165 E. , 2017/5762 K.) Bir suç soruşturması kapsamında devletin polisleri bir araca haksız yere el koyarsa ve o araç otoparkta çürürse, aracın gerçek sahibi devlete dava açabilir. Fakat somut olayda büyük bir hukuki engel çıkmıştır. Polislerin el koyduğu aracın resmi tapusu (trafik tescili) aslında davacının üzerine değil, başka bir şahsın üzerine kayıtlıdır. Davacı mahkemeye gidip “Ben bu aracı dışarıda senetle, harici yolla satın almıştım, aslında benimdi” diyerek tazminat istemiştir. Yargıtay bu kurnazlığı reddetmiştir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 20/d maddesi çok nettir: Trafiğe kayıtlı araçların alım satımı ancak ve ancak Noter huzurunda yapılır. Noter dışında yapılan kağıt üstündeki tüm gizli satışlar ve devirler hukuken kesinlikle “geçersizdir”. Dolayısıyla resmiyette ve trafikte aracın sahibi o kişi görünmediğinden, o kişinin bu haksız el koyma işleminden dolayı devletten tazminat isteme hakkı (husumet ehliyeti) yoktur.

Benzer bir olayda (Y12CD 2017/1731 E.); polis kişinin eşyasına el koymuştur. CMK 141/1-j der ki; eşyasına “koşulları oluşmadığı halde” haksızca el konulanlar tazminat alabilir. Fakat Yargıtay dosyayı incelediğinde şunu görmüştür: Davacı vatandaş 2008 yılında savcının karşısına çıkmış ve kendi iradesiyle suçu işlediğini itiraf etmiş, yani devletin o eşyalara el koymasını haklı çıkartacak koşulları kendi ifadesiyle oluşturmuştur. Yıllar sonra beraat etmiş olması, o günkü el koyma işlemini geriye dönük olarak haksız kılmaz. Çünkü kişi o gün suçu kabul ederek eşyasına el konulmasına kendi eliyle sebebiyet vermiştir, bu yüzden tazminat alamaz.

Başka bir varyasyonda ise (Y12CD 2016/3254 E.); suça karışan ve el konulan araç asıl suçlu olan sanığa değil, tamamen masum bir üçüncü kişiye (aracını ödünç veren malen sorumlu kişiye) aittir. Yargıtay; devletin suça karışan araca el koymasının haklı bir koruma tedbiri olduğunu, dolayısıyla masum araç sahibinin zararı için CMK 141 kapsamında devlete değil; aracını alıp suça bulaştıran o “suçlu kişiye” karşı asliye hukuk mahkemelerinde genel hükümlere göre normal bir tazminat davası açması gerektiğini belirtmiştir.

Haksız Koruma Tedbiri Davasında HMK Kıyası (Y12CD 2021/6218 E., 2023/981 K.) Haksız tutuklama ve el koyma nedeniyle açılan bu özel tazminat davaları, isim olarak Ceza Muhakemeleri Kanununda (CMK) geçiyor olsa da, işin özünde para pul hesaplandığı için “Özel Hukuk” (borçlar hukuku) yanı çok daha ağır basan davalardır. Bu nedenle, CMK metninde açıkça yazmayan her türlü boşlukta ve usul sorununda, mahkemelerin tazminat hukukunun genel kurallarını ve doğrudan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nu (HMK) kıyasen uygulaması şarttır. Yargıtay; Bölge Adliye Mahkemelerinin (İstinaf), alt mahkemenin verdiği tazminat miktarını fazla veya az bularak kendi başına duruşma bile açmadan (düzeltip esastan reddederek) rakamı değiştirebileceğini, bunun HMK 353. maddesine uygun olduğunu ve bu kararlarda hukuka aykırılık bulunmadığını içtihat etmiştir.

Maddi Zararın Resmi Belgelerle İspatlanması Mecburiyeti (Y12CD Esas: 2021/5860 Karar: 2023/1854) Cezaevinde haksız tutuklu kalan bir kişi devletten ticari kazanç kaybını (maddi zarar) istediğinde, bunu sadece sözlü olarak dile getiremez. Somut dosyada davacı, tutuklanmadan önce 31 Temmuz 2016 tarihinde Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile memuriyetten ihraç edilmiştir. Yani tutuklandığı o dönemde zaten bir işi veya maaşı yoktur. Davacı, hapiste yattığı o işsiz kaldığı dönemdeki maddi zararını mahkemeye sunacağı bir maaş bordrosu, resmi vergi kaydı veya maliye onaylı gelir vergisi beyannamesi gibi itibar edilebilir bir belgeyle ispatlayamamıştır. Yargıtay; böylesi bir belgesizlik durumunda mahkemenin yapması gereken tek şeyin, kişinin o dönemde en azından asgari ücret kazanabileceğini farz ederek, 16 yaşından büyükler için geçerli “net asgari ücret” tarifesi üzerinden bir maddi tazminat hesaplayıp dosyayı kapatması olduğunu, bu hesaplamada hukuka bir aykırılık olmadığını bir kez daha karara bağlamıştır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir