TCK Madde 123: Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma Suçu ve Kapsamı
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 123. maddesinde, “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümü altında tanzim edilen kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu; failin bilinçli ve kasıtlı bir şekilde mağdurun gündelik yaşamını sekteye uğratması, onu rahatsız etmesi ve kişinin huzur dolu bir sosyal veya özel hayat sürmesine haksız yere müdahil olması eylemlerini cezalandırır. Hukuk doktrininde “bağlı seçimlik hareketli suç” kategorisinde değerlendirilen bu ihlal ile yasa koyucunun korumayı hedeflediği temel hukuki değerler; bireyin içsel huzuru, psikolojik bütünlüğü, hareket özgürlüğü ve karar verebilme hürriyetidir.
Pratik hukuk uygulamalarında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu, kimi zaman daha ağır başka suç tiplerinin bir unsuru haline dönüşerek o suçun potasında eriyebilmektedir (fikri içtima). Somut bir örnek vermek gerekirse; bir kişiye telefon edilerek cinsel tacizde bulunulması olayında, huzur ve sükunu bozma eylemi cinsel taciz suçunun doğal bir parçası haline geldiği için, faile ayrıca huzuru bozmaktan ceza verilmez, fail yalnızca “cinsel taciz” suçunun yaptırımlarıyla cezalandırılır.
Suçun Teşekkül Etmesini Sağlayan Seçimlik Hareketler (Unsurlar)
TCK’nın 123. maddesi uyarınca, failin mağdurun huzur ve sükununu kaçırmak özel kastıyla (amacıyla) yasadaki şu üç seçimlik hareketten en az birini icra etmesi suçun doğması için yeterlidir:
- Israrla Telefon Edilmesi,
- Israrla Gürültü Yapılması,
- Israrla Hukuka Aykırı Başka Bir Davranış Sergilenmesi.
1. Israrla Telefon Edilmesi Yoluyla Huzur ve Sükunun Bozulması Toplum içerisinde yaygın olarak “telefonla rahatsızlık verme suçu” olarak isimlendirilen bu fiil; bir şahsın rızası ve isteği dışında telefon yoluyla aranarak onun özel ve mahrem alanına girilmesidir. Bir kimsenin telefonla veya kısa mesaj (SMS) yoluyla ardı ardına, “ısrarla” aranması ve mesaj atılması bu suçu oluşturur. İllaki karşılıklı bir diyalog kurulması şart değildir; fail mağduru arayıp telefonu açık tutarak hiç konuşmasa dahi (sessiz çağrı), ya da ahizeden sadece belirli sesler veya müzikler dinletse bile suç vücut bulur. Aynı şekilde, atılan mesajların anlamsız karakterlerden oluşması veya içinin tamamen boş olmasının da hukuken bir önemi yoktur; belirleyici kriter bu eylemin “ısrarlı” bir şekilde yapılmasıdır. Yargıtay içtihatlarına göre, bir aramanın veya mesajın hangi noktadan sonra “ısrar” boyutuna ulaştığını sabit bir rakamla sınırlamak hukuken doğru değildir. Her somut olayın kendi iç dinamiklerine göre ısrar unsurunun doğup doğmadığı mahkemece takdir edilir. Lakin, genel bir kabul olarak mağdurun en azından iki kez aranmış veya mesaj atılmış olması ısrarın başlangıcı sayılır. Örneğin Yargıtay, boşandığı eski eşini günde iki kez olmak üzere toplamda dört kere arayan bir sanığın eyleminde ‘ısrarla telefon etme’ unsurunun oluşmadığına hükmetmiştir.
2. Israrla Gürültü Yapmak Suretiyle Suçun İşlenmesi Kanunun aradığı gürültü kavramı; bir müzik eserinden veya bir sinema filminden yansıyan ritmik/anlamlı bir ses olabileceği gibi, hiçbir anlam ifade etmeyen rahatsız edici bir gürültü kirliliği de olabilir. Çıkarılan sesin niteliği mühim değildir; asıl önemli olan, o gürültünün sırf karşı tarafın huzur ve sükununu bozmak gibi özel bir kastla (saikle) ve ısrarla çıkarılmasıdır. Bu seçimlik hareketin, telefonla arama eyleminde olduğu gibi illa ki kesintilerle defalarca tekrarlanması gerekmez. Hiç ara vermeden, uzun ve kesintisiz şekilde 1 kez çıkarılan bir gürültü dahi eylemin oluşumu için yeterli görülebilir. Şu ayrımı net yapmak gerekir: Olağan komşuluk ilişkileri, insanların birbirlerinin belli başlı doğal gürültülerine tahammül etmesini gerektirir. Taşınma süreçleri, evin boyanması, matkap çalıştırılması veya basit tamirat sesleri bu suçu doğurmaz. Ancak, şahıs sırf alt veya üst komşusunun huzurunu kaçırmak, ona eziyet etmek kastıyla sürekli evde eşyaların yerini değiştiriyor veya gereksiz yere matkap çalıştırıyorsa, işte o zaman kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu gerçekleşmiş olur.
3. Israrla Hukuka Aykırı Başka Davranışlarda Bulunulması Yasadaki bu son seçimlik hareketin işletilebilmesi için, failin sergilediği fiilin kendi başına başka, daha ağır bir suç tanımına girmemesi elzemdir. “Israrla hukuka aykırı başka bir davranış” ibaresinden anlaşılması gereken şudur: Belli bir mağduru hedef alan, süreklilik (ısrar) barındıran ve onun huzurunu kaçırmaya odaklanan eylemler. Örneğin; mağdurun evinin kapı zilini belirli periyotlarla sürekli çalmak, mağdur sokakta yürürken araçla defalarca yanından rahatsız edici şekilde geçmek veya elektronik posta (e-mail) adresine peş peşe mailler yollamak bu kapsama girer. Günümüz dijital dünyasında; Instagram, Facebook, Twitter, WhatsApp gibi popüler sosyal medya ve mesajlaşma ağları üzerinden bir kimseye hukuka aykırı şekilde ve ısrarla iletişim kurmaya çalışmak da kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun maddi unsurlarını oluşturur.
TCK 123 Uyarınca Suçun Cezası ve Yaptırımlar
Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu işleyen failler, yasa gereğince 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (TCK md. 123).
Yargılamayı yapan mahkeme tarafından hükmedilen bu hapis cezası, şartları uyduğu takdirde adli para cezası gibi seçenek yaptırımlara çevrilebilir. Ayrıca sanığın durumu ve sabıka kaydı elverişli ise; verilen cezanın ertelenmesi veya Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararlarının tatbik edilmesi de hukuken mümkündür.
Şikayet, Zamanaşımı, Görevli Mahkeme ve Uzlaştırma Prosedürü
Şikayet Süresi: Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu, savcılıkça resen (kendiliğinden) soruşturulan suçlardan değildir, doğrudan şikayete tabidir. Suçun mağduru (şikayetçi), fiilin işlendiğini ve failin kim olduğunu öğrendiği günden başlamak üzere 6 aylık yasal hak düşürücü süre içerisinde resmi şikayet hakkını kullanmak zorundadır.
Dava Zamanaşımı: Bu suç tipi için kanun koyucunun belirlediği olağan dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. Failin kimliği olayın üzerinden yıllar geçtikten sonra tespit edilse bile, soruşturma açılabilmesi için eylemin üzerinden en fazla 8 yıl geçmiş olması şarttır.
Uzlaştırma: TCK 123 kapsamında işlenen bu suç, taraflar arasında zorunlu uzlaşma prosedürünün işletilmesini gerektirir. Kanun gereği, davanın hem soruşturma hem de kovuşturma evrelerinde taraflara (sanık ve müştekiye) öncelikle uzlaştırma teklif edilmesi emredici bir kuraldır. Şayet uzlaşma görüşmeleri olumsuz neticelenir ve anlaşma sağlanamazsa, yargılama ve soruşturma süreçlerine kalındığı yerden devam edilir.
Görevli Mahkeme: Bu suçla ilgili yargılamaları yürütmek ve hüküm kurmakla görevli olan yargı mercii Asliye Ceza Mahkemeleridir.
Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma Suçuna Yönelik Emsal Yargıtay Kararları
Suçun Maddi Unsurları ve “Israr” Kavramının Çerçevesi Üzerine (Yargıtay Ceza Genel Kurulu – K. 2018/45) Kişilerin huzur ve sükûnunu bozma fiilinin maddi boyutu; hedeflenen belli bir şahsa yönelik ısrarla gürültü yapılması, ısrarla telefon edilmesi yahut yine ısrarla hukuka aykırı farklı bir eylemde bulunulmasıyla vücut bulur. Madde metninde açıkça görüleceği üzere “ısrar” (süreklilik) koşulu, sayılan üç seçimlik hareketin tamamı için geçerli bir unsurdur (Ümit Kocasakal, Kişilerin Huzur ve Sükûnunu Bozma Suçu, Ankara Barosu Dergisi, 2015, S. 2, s. 134). Bu doğrultuda, yasada sayılan davranışların sadece bir defaya mahsus yapılması, fiilin maddi unsurunu tamamlamaya yetmez. Bu “ısrar” kriteri ve fiilin “belirli bir kişiye yöneltilmiş olması” şartı; TCK 123. maddeyi, 183. maddedeki genel “Gürültüye Neden Olma” suçundan ve Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinde yer alan idari “Gürültü” kabahatinden ayıran en temel çizgidir. Bu suç tipi, gerçekleştirilen hukuka aykırı davranışın türü bakımından bir sınır çizilmediği için “serbest hareketli”, ancak mutlaka ısrar unsurunu barındırması gerektiği için “bağlı hareketli” bir yapıya sahiptir. Yasada zikredilen “bir kimseye ısrarla telefon edilmesi” kavramı hem teoride hem de pratikte salt sesli aramaları değil, SMS (kısa mesaj) gönderimlerini de içerecek şekilde geniş yorumlanmaktadır (Özlem Yenerer Çakmut, Kişilerin Huzur ve Sükûnunu Bozma ve Gürültüye Neden Olma Suçları, Beta, İstanbul 2014, s. 54). Üstelik günümüz teknolojisinde “WhatsApp” ve benzeri anlık mesajlaşma aplikasyonları üzerinden kurulan iletişim de bu kapsamda değerlendirilmektedir. Çağrı yapıldığında karşı tarafla sözlü bir iletişim (konuşma) kurulması dahi şart değildir; telefonu açıp sessiz kalmak, karşı tarafa müzik dinletmek veya arayıp hemen kapatmak gibi rahatsız edici tavırlar da fiili oluşturur. En can alıcı nokta, eylemin spesifik olarak belli bir şahsı hedef almasıdır. Bu durum kanundaki “sırf huzur ve sükununu bozmak maksadıyla” ve “bir kimseye” ifadeleriyle yasal temele oturtulmuştur. Kanunun bu suçu “Kişilere Karşı Suçlar” ve “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümüne koyması da bu spesifik hedefleme zorunluluğunun bir yansımasıdır. Topluma veya belirsiz bir kitleye karşı yapılan rahatsız edici eylemler TCK 123. maddeyi ihlal etmez. Türk Dil Kurumu kayıtlarına göre “ısrar”; üstünde durma, direnme, ayak direme anlamlarına gelir. Yasada kastedilen ısrar da, davranışta süreklilik ve inatlaşma durumudur. Dolayısıyla bir eylem tek bir seferde kalmışsa, mağdurun huzuru cidden kaçmış olsa dahi suç oluşmaz. Mağdurun rahatsızlığını beyan etmesine rağmen fail eylemlerini sürdürüyorsa ısrarın varlığı kabul edilir (Osman Yaşar, Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 3. Cilt, 2010, s. 3871). Pratik uygulamalarda kesin bir mesaj veya arama sayısı belirlemek imkansızdır; aramaların zaman dilimi, süresi ve olayın genel dokusu bir bütün olarak incelenmelidir. Suçun kast boyutu incelendiğinde; bu suçun olası kast veya taksirle işlenemeyeceği, doğrudan kastın arandığı görülür. Hatta genel kast da yetmez; failin “sırf huzur bozma” saikiyle hareket ettiği “özel kast” unsuru aranır. Alacaklı olduğu kişiye ulaşmak için onu defalarca arayan bir failin durumunda, sırf huzur bozma özel kastından bahsedilemez. Bu ilkeler ışığında somut dava dosyası değerlendirildiğinde: Sanığın mülkiyetindeki 0539 561…. nolu hat üzerinden, müştekiye ait 0539 ……. nolu hattı; ilk olarak 17.10.2008 günü 13.09 ve 21.39 saatlerinde iki defa, sonrasında 19.11.2008 günü 19.39 ile 21.03 saatlerinde yine iki defa aradığı; söz konusu iletişimlerin kronolojik olarak 106, 94, 10 ve 27 saniye civarında gerçekleştiği, 19.11.2008 saat 22.03’te de bir SMS yolladığı sabittir. Ancak HTS (iletişim tespiti) kayıtlarına göre katılan tarafın da sanığı bir kez aradığı ve iki kez SMS yolladığı görülmüştür. Görüşmelerin sayı ve süreleri, tarafların karşılıklı iletişimi birlikte harmanlandığında; sanığın mağduru “huzur bozma özel kastıyla” ısrarla aradığına dair yeterli hukuki delil bulunmadığından suçun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu – K. 2018/45).
Araçla Takip Edip Rahatsızlık Verme Eyleminin Suç Vasfı Olay günü sanık, kendi idaresindeki otomobille şehir merkezi içerisinde katılanın kullandığı aracı bir müddet peş peşe takip etmiştir. Bu takip esnasında sanık; katılanın arabasının yanına yaklaşmış, kendi aracındaki arkadaşlarıyla birlikte katılana ve yanındaki yolcuya bakarak gülmüş, katılan yavaşladığında yavaşlamış, sürekli selektör yaparak taciz etmiş ve katılanın aracını polis merkezine doğru yönlendirmesi üzerine takipten vazgeçmiştir. Sanığın sergilediği bu rahatsız edici fiiller silsilesinin açıkça 5237 sayılı TCK m. 123/1’de düzenlenen “kişilerin huzur ve sükununu bozma” suçunu oluşturduğu dikkate alınmadan; mahkemenin eylemi hatalı vasıflandırarak sanığı “trafik güvenliğini tehlikeye sokma” suçundan mahkum etmesi kanuna aykırıdır ve bozma nedenidir (Yargıtay 12. Ceza Dairesi – Karar: 2011/3661).
Özel Kastın ve Israrın Açıklanmaması Halinde Verilen Hükmün Bozulması Kanun maddesi gereğince; belli bir kişiye gürültü yapılması, telefon edilmesi veya aynı niyetle hukuka aykırı farklı bir fiil sergilenmesi eylemlerinin “ısrar” boyutuna varması halinde TCK 123. maddedeki suç vücut bulur. Somut olayda sanık; bayramlaşmak maksadıyla ablasının evine ziyarete giden müştekinin peşinden giderek çocuklarını görmek istemiş, müştekinin bu talebi reddetmesine rağmen evin kapısının önünden ayrılmayarak uzunca bir süre orada beklemiştir. Mahkeme sanığa mahkumiyet verirken; kapı önünde bekleme eyleminde “ısrar” unsurunun hukuken ne şekilde tezahür ettiğini ve sanığın “sırf huzur ve sükunu bozmak” (özel kast) niyetiyle hareket edip etmediğini gösteren somut delilleri kararda açıklamamıştır. Gerekçesiz ve yetersiz dayanakla kurulan bu mahkumiyet hükmü bozmayı gerektirir (Yargıtay 4. Ceza Dairesi – Karar No: 2014/8620).
Cinsel Taciz ile Huzur ve Sükunu Bozma Suçlarının Fikri İçtimaı Dosya verilerine göre sanık, kendi cep telefonundan mağdureyi gece ve gündüz demeden, kısa aralıklarla ısrarlı bir şekilde aramış ve her görüşmede mağdureye cinsel içerikli müstehcen ifadeler kullanmıştır. Sanığın bu zincirleme hareketleri, şeklen hem TCK’nın 123. maddesindeki huzur ve sükunu bozma suçunu hem de TCK’nın 105. maddesindeki cinsel taciz suçunu aynı anda oluşturmaktadır. Ancak tek bir eylemle birden fazla ceza normunun ihlal edildiği bu gibi durumlarda, TCK m. 44’te hayat bulan “fikri içtima” kuralları işletilmelidir. Fikri içtima gereği faile sadece en ağır cezayı öngören normdan (yani TCK 105 ve TCK 43/1 cinsel taciz ve zincirleme suç) ceza verilmesi icap ederken, yerel mahkemenin ayrıca huzur ve sükun bozma suçundan da ekstra bir ceza daha tayin etmesi yasalara aykırı bir bozma sebebidir (Yargıtay 14. Ceza Dairesi – Karar: 2015/10201).
Özel Kast Olmadan Gerçekleşen Aramada Suçun Oluşmaması Sanığın gece yarısı saat 24.00 sularında mağdureyi arayıp 32 saniye hatta kaldığı, ancak aramayı sonlandırdıktan hemen sonra mağdureye; “Kusura bakmayın, numaranızı internet ortamında birisi kendisinin numarası diyerek bana verdi, verdiğim rahatsızlıktan ötürü özür dilerim” içeriğinde bir SMS gönderdiği tespit edilmiştir. Failin bu samimi beyanı ve özrü karşısında, eylemde “sırf huzur ve sükunu bozma” özel kastının bulunduğunu iddia etmek hukuken imkansızdır. Dolayısıyla TCK 123 uyarınca suç meydana gelmemiştir (Yargıtay 14. Ceza Dairesi – Karar: 2015/ 9232).
Eski Sevgiliye Israrla Evlenme Teklif Etmek Cinsel Taciz Değildir Davaya müdahil olan mağdure ile sanık, geçmişte sevgili olarak beraber yaşamış ve sonradan yollarını ayırmışlardır. Sanığın yeniden bir araya gelme (barışma) talepleri mağdure tarafından kesin bir dille reddedilmesine rağmen; sanık ısrarlı tutumunu sürdürerek mağdureyi takip etmiş, evinin çevresinde dolanmış ve onunla her karşılaştığında sürekli evlenme teklifinde bulunmuştur. Mahkemenin bu eylemleri “cinsel taciz” olarak vasıflandırıp mahkumiyet vermesi hatalıdır. Ortada cinsel bir amaç olmayıp, eylem doğrudan TCK 123. maddede yer alan kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu kapsamında değerlendirilmeli ve cezalandırma bu madde üzerinden yapılmalıdır (Yargıtay 14. Ceza Dairesi – Karar: 2015/ 9030).
Israrlı Aramalarda Zincirleme Suç (TCK 43) Hükümlerinin Uygulanmaması Bir kimseyi telefon veya SMS yoluyla peş peşe ve defalarca rahatsız etmek, zaten bizzat kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun varlık sebebi olan “ısrar” unsurunu oluşturur. Suçun kendi maddi unsurunda ısrar ve tekrarlama zorunluluğu yattığından; mahkemenin “sanık defalarca arayıp mesaj atmış” diyerek sanığın cezasını TCK md. 43’te düzenlenen zincirleme suç hükümleriyle artırmaya çalışması hukuken mümkün değildir (Yargıtay 14. Ceza Dairesi – Karar: 2015/24571).
Tek Bir Arama ve Mesajla Huzur ve Sükunu Bozma Suçu Meydana Gelmez Yasa koyucunun kişilerin huzur ve sükununu bozma fiilini suç sayarken korumayı amaçladığı ana yarar; bireylerin psikolojik bütünlüğünün korunması, yaşamlarını ruhsal açıdan sağlıklı idame ettirmeleri ve kişi özgürlükleridir. Bu suçun hayat bulabilmesi için, kanunda yazılı olan gürültü yapma, telefon etme veya hukuka aykırı diğer eylemlerin sadece bir defaya mahsus gerçekleştirilmesi asla yeterli değildir. Eylemin “ısrarla” sürdürülmesi, belli bir sürekliliğe yayılması ve özellikle huzur bozma saikiyle icra edilmesi elzemdir. İncelenen somut olayda, sanığın savunması ve HTS veri dökümlerinden anlaşıldığı üzere; sanık müşteki …’ye aynı gün içerisinde sadece 1 kez telefon açmış ve 1 adet kısa mesaj yollamıştır. Ortada açıkça suçun “ısrar” öğesi oluşmadığı halde, bu durumun kararda tartışılmaması bir hatadır. Ayrıca sanığın bu iletişimler yoluyla mağduru tehdit ettiği ve ona hakaret ettiği kabul edilip o suçlardan (hakaret ve tehdit) ceza verildiği göz önüne alındığında, fikri içtima prensipleri gereğince sanığa bir de huzur ve sükunu bozma suçundan ayrıca ceza verilemeyeceği atlanarak, yetersiz gerekçelerle mahkumiyet kararı verilmesi bozmayı gerektirir (Yargıtay 18.Ceza Dairesi – Karar : 2019/12883).
Facebook Üzerinden Atılan Mesajlarda Zincirleme Suç Yanılgısı Sanığın, farklı günlerde ve birden fazla defa mağdura Facebook sosyal medya platformu üzerinden mesajlar gönderdiği eylemler bütünlüğünde; TCK 123. maddedeki kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu var eden “ısrar” öğesi zaten oluşmuştur. Bu tekrarlı eylemler bizzat suçun ana unsurunu teşkil ettiğinden, olayda TCK 43. maddedeki zincirleme suç hükümlerini tatbik etme koşulları mevcut değildir. Mahkemenin bunu göz ardı ederek zincirleme suç maddesiyle ceza artırımına gitmesi ve sanığa orantısız fazla ceza tayin etmesi yasalara aykırıdır (Yargıtay 4. Ceza Dairesi-Karar: 2018/3294).
Eski Kız Arkadaşı Barışmak İçin Aramada Özel Kastın ve Kesintinin Tespiti a) TCK 123 uyarınca huzur ve sükunu bozma eylemlerinin cezalandırılabilmesi için, fiilin salt huzur bozma niyetiyle yapıldığını gösteren “özel kastın” varlığı şarttır. Somut olayımızda sanık, geçmişte arkadaşlık ilişkisi yaşadığı fakat ayrıldığı katılan ile ilişkisini düzeltmek (barışmak) amacıyla aramalar yapmıştır. Sanığın bu eylemlerinin adedi ve ne kadarlık bir süreye yayıldığı dosyadan net olarak tespit edilemediği gibi, mahkemenin de sanığın hangi özel kastla sırf huzur bozmaya odaklandığını gerekçeli kararda açıklamaması ciddi bir eksikliktir. b) Mahkemenin kabulü doğru varsayılsa bile; bu suç tipinde fiillerin farklı zamanlarda tekrarlanmasını ifade eden “ısrar” olgusu zaten suçun kurucu unsurudur. Belli bir zaman diliminde örneğin bir hafta boyunca durmaksızın mağdurun aranması tek bir ısrar suçunu oluşturur. Ancak aramalara uzunca bir süre ara verilip sonra aynı eylemlere baştan başlanırsa (hukuki ve fiili kesinti oluşursa) o zaman yeni bir suç kararı doğduğundan zincirleme suç (TCK 43) kuralları tartışılabilir. Oysa davaya konu iddianame ve mahkeme kabulünde, sanığın eylemleri arasında böyle bir hukuki “kesinti” oluştuğu ispatlanamadığı halde, mahkemece sanığın cezasına TCK 43/1 ile artırım tatbik edilmesi usule aykırıdır (Yargıtay 4. Ceza Dairesi – Karar: 2016/9234).
Aile Mahkemesinin Uyarı Kararına Rağmen Mesajlaşmaya Devam Etmek Sanık hakkında daha öncesinde Ankara 18. Aile Mahkemesinin 2014/862 Esas ve 23.02.2015 tarihli kararıyla 6284 sayılı Ailenin Korunması Kanunu’nun 5/1-a-c-f maddeleri uyarınca önleyici tedbir kararı çıkartılmıştır. Dosyadaki mevcut mesaj kayıtları incelendiğinde; katılanın sanığı kendisine bir daha mesaj yollamaması yönünde kesin bir dille uyarmasına rağmen, sanığın mesaj yollamaya devam ettiği açıkça sabittir. Uyarıya ve tedbir kararına rağmen sergilenen bu eylemler neticesinde sanığın kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan mahkum edilmesi elzemken, mahkemenin yasal dayanaktan yoksun ve yetersiz bir gerekçeyle sanığa beraat vermesi açık bir bozma sebebidir (Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2023/1375 E. , 2024/550 K.).
Farklı Tarihlerde Sürekli Arama Eylemi Suçun Kendisini Oluşturur Sanığın, katılana ait şahsi telefon numarasını farklı günlerde (değişik tarihlerde) ısrarla ve devamlılık arz edecek şekilde aradığı sübuta ermiştir (kanıtlanmıştır). Sanığın bu tacizkar ve ısrarlı telefon eylemlerinin 5237 sayılı TCK m. 123 kapsamında “kişilerin huzur ve sükununu bozma” suçunu oluşturduğu gayet nettir. Hal böyleyken, mahkemenin suç vasfını (nitelendirmeyi) yanlış yorumlayarak olayı “cinsel taciz” boyutuyla değerlendirip bu suçtan beraat kararı vermesi hukuka bütünüyle aykırıdır; mahkumiyet kararı verilmesi gerekirdi (Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2021/12519 E. , 2023/807 K.).
Sokakta Peş Peşe “Şşişt” Diye Seslenerek Takip Etmenin Cezası Dosya kapsamındaki delillere göre; sanıklar farklı günlerde mağdureyi sokakta yürürken takip etmiş ve arkasından ısrarla “şişt” şeklinde seslenmişlerdir. Her ne kadar söylenen bu söz (şişt) kendi başına bir cinsel taciz içeriği barındırmasa da; mağdurenin üç gün boyunca peş peşe, üst üste ve ısrarla takip edilerek bu şekilde rahatsız edilmesi eylemi, suç tarihi itibarıyla TCK 123. maddedeki kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun tüm unsurlarını oluşturmuştur. Mahkemenin sanıklara bu madde üzerinden mahkumiyet vermesi gerekirken, eylemi dar yorumlayarak cinsel taciz isnadı üzerinden beraat kararı tesis etmesi kanuna aykırıdır ve bozmayı gerektirir (Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2021/5251 E. , 2022/11045 K.).




