İstinaf Kanun Yolu Nedir? (HMK 341-360)
Hukuk terminolojisinde istinaf, ilk derece mahkemeleri (Asliye/Sulh/Aile vb.) tarafından verilen kararların, hem “maddi olay (vakıa)” yönünden hem de “hukuki” yönden üst dereceli bir mahkeme tarafından detaylıca denetlenmesi ve incelenmesidir. İstinaf kanun yoluna başvurulduğunda, yerel mahkemedeki hukuk davası üst dereceli İstinaf Mahkemesi (Bölge Adliye Mahkemesi) tarafından ikinci kere incelenerek, o yerel mahkemenin verdiği karar tüm yönleriyle denetlenir.
İstinaf, niteliği itibariyle bir “kanun yolu” olmakla birlikte; Yargıtay’daki “temyiz” kanun yolundan çok farklı olarak, ilk derece mahkemesinin kararının sadece hukuken denetlenmesiyle yetinilmez, aynı zamanda (eksiklik varsa) gerektiğinde “yeni bir yargılama yapılması”, delil toplanması ve doğrudan doğruya “hüküm mahkemesi (yerel mahkeme) gibi yeni bir karar verilmesi” de söz konusudur. İstinaf incelemesinin kapsamını HMK’nın 355. maddesi açıkça belirlemiş olup; bu madde hükmü dikkate alındığında, “kamu düzenine aykırılık” hâlleri dışında, Bölge Adliye Mahkemesi sadece istinaf dilekçesinde belirtilen “istinaf sebepleri ile sınırlı olarak” inceleme yapar; bu kapsamda istinaf sebebi ile bağlı kalınmak kaydı ile bu konudaki delillerin toplanması ve incelenmesi söz konusu olur. İlk derece mahkemesince yapılan eski yargılama baştan sona tümüyle “tekrarlanmayıp”, sadece dilekçede yanlışlık ya da eksiklik tespit edilen noktalarda (kısmi) yargılama yapılarak, deliller toplanıp değerlendirildikten sonra, asıl kararın “düzeltilmesi (yeniden yazılması)” sağlanmaktadır. Nitekim Kanun’un 357. madde hükmüne göre; bölge adliye mahkemesince resen (kendiliğinden) göz önünde tutulacaklar dışında, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen yepyeni iddia ve savunmalar istinafta dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz (HGK-K.2020/919).
Temyiz ise, İstinaf Mahkemesi (BAM) kararlarının sadece “hukuki denetim” (kanun doğru uygulandı mı) açısından incelenmesini amaçlayan en üst kanun yoludur. İstinaf mahkemesi tarafından istinaf incelemesi sonucunda verilen karara karşı, eğer belli yasal koşullar (miktar sınırı vb.) varsa, temyiz incelemesi için doğrudan Yargıtay’a temyiz başvurusu yapılabilir. Böylece Türk hukukunda (Yerel Mahkeme – İstinaf – Yargıtay) şeklinde “üç dereceli” bir inceleme sistemi kurularak, hukuk veya ceza davası neticesinde verilen kararın en üst düzeyde ve yeterince denetlenmesi sağlanmak istenmiştir. (Önemli Not: Ceza Davası İstinaf Kanun Yolu başvuru şartları Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK) düzenlenmişken, bu makalemizin ana konusu olan hukuk davaları için istinaf kanun yolu başvuru şartları ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) detaylıca düzenlenmiştir).
İstinaf Mahkemesine Usulen Nasıl Başvurulur?
Medeni usul hukukundaki “Davasız yargılama olmaz” temel ilkesi gereğince, bir kararın istinaf incelemesine tabi tutulabilmesi için mutlak surette taraflarca bir istinaf başvurusu yapılmış olması gerekir. İlk derece mahkemesi hakimi, verdiği bir hükmü kendiliğinden (re’sen) istinaf incelemesi için istinaf mahkemesine asla göndermez.
İstinaf başvurusu, o kararı veren yerel mahkemeye yazılı bir istinaf dilekçesi verilerek (sunularak) yapılabilir. Ayrıca, kanunen kararı veren mahkemenin zabıt katibine sözlü olarak “beyanda bulunularak” da istinaf başvurusu yapılması mümkündür. Kararı veren ilk derece mahkemesinin katibine bu yönde sözlü beyanda bulunulduğunda, katip istinaf başvurusu talebini hemen bir resmi “tutanağa bağlar” ve bu tutanak mahkeme hakimi tarafından “onaylanarak” istinaf başvurusu resmen alınmış (yapılmış) olur.
HMK Kapsamında İstinaf Başvuru Süresi Nedir?
Bir mahkeme kararına karşı istinaf başvuru süresinin (saatinin) işlemeye başlaması için, gerekçeli hükmün usulüne tamamen uygun bir şekilde taraflara “tebliğ” veya “tefhim (yüzüne karşı okuma)” edilmesi yasal bir zorunluluktur. Usulüne uygun yapılmayan (hatalı) tefhim (duruşmada hazır olan tarafa kararı eksik bildirme) veya usulsüz tebliğ işlemi, o karara karşı istinaf başvuru süresinin işlemeye başlamasını kesin olarak engeller.
Hukuk davaları için istinaf başvuru süresi; gerekçeli hükmün tarafa usulüne uygun “tebliğinden itibaren” tam iki haftadır (HMK md. 345).
İstinaf ile Temyiz (Yargıtay) Arasındaki Temel Farklar Nelerdir?
- İstinaf kanun yoluna başvurulduğunda, İstinaf Mahkemesi (BAM) dava ile ilgili hem “maddi vakıaları (olayları)” el alır hem de “hukuki denetim” yapar. Yani, istinaf mahkemesi yerel mahkeme tarafından eksik bırakılmış veya toplanmamış bir delili toplayabilir, duruşma açıp yeniden tanık dinleyebilir veya bizzat keşif yapabilir. İstinaf mahkemesi, hukuk veya ceza dava dosyasında mevcut olan tüm delillerle ve kendi topladığı diğer tüm delillerle birlikte hukuki denetim de yaparak istinaf incelemesi neticesinde kendi kararını verir.
- Temyiz incelemesi ise; en üst mahkeme olan Yargıtay’ın, İstinaf Mahkemesi tarafından verilen kararı sadece ve sadece “hukuki yönden” denetlemesi anlamına gelmektedir. Yargıtay, temyiz incelemesi ile kanunun o olaya doğru uygulanıp uygulanmadığını denetler. Yani, Yargıtay hakimleri ilgili kanun maddelerinin dosyadaki delillerle oluşan maddi vakıaya yerinde ve usulünce uygulanıp uygulanmadığı yönünde sırf hukuki bir denetim yapar. Yargıtay, temyiz incelemesi aşamasında yeni delil toplayamaz, tanık dinleyemez, asla keşif yapamaz.
- İstinaf mahkemesi, yaptığı istinaf incelemesi ile “yeniden (sıfırdan)” bir karar verir. Teknik açıdan yerel mahkeme kararının Yargıtay’daki gibi “bozulması” veya “onanması” söz konusu değildir. İstinaf mahkemesi, hukuk veya ceza davasını yeniden ele alarak (kaldırarak) yeni bir karar (hüküm) verir. Temyiz incelemesi ile Yargıtay ise, istinaf mahkemesi kararını sadece hukuki yönden değerlendirerek “onama” veya “bozma” kararı verir. Yargıtay, istinaf mahkemesi tarafından verilen kararı “bozduğunda”, yeni bir karar (direnme vb.) verilmek üzere dava dosyasını o mahkemeye geri gönderir.
- Hemen belirtmek gerekir ki; Türk Hukukunda istinaf ve temyiz “olağan kanun yolları” olduğundan, (eski HUMK dönemindeki) hukuk davaları için uygulanan “karar düzeltme” isimli kanun yolu tamamen ortadan kalkmıştır (kaldırılmıştır).
İstinaf Dilekçesinde “İstinaf Nedenleri” Gösterilmeli midir?
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre mahkemelere yapılan istinaf başvurularında, dilekçede mutlaka “istinaf nedenleri” açıkça gösterilmelidir. İstinaf dilekçesinde istinaf sebepleri detaylıca gösterildiği takdirde, istinaf mahkemesi (BAM) istinaf incelemesini sadece bu belirtilen “nedenlere hasrederek (sınırlandırarak)” yapacaktır. Eğer istinaf dilekçesinde hiçbir sebep (gerekçe) gösterilmediği taktirde, istinaf mahkemesi dosyada sadece “kamu düzenini ilgilendiren” konularla sınırlı (dar) bir istinaf incelemesi yapacaktır (HMK m.355).
HMK 342/2. maddesi, bir istinaf dilekçesinde şeklen ve içerik olarak bulunması gereken hususları düzenlemektedir. Anılan maddenin “e” fıkrasına göre; istinaf yoluna başvuran taraf, istinaf dilekçesinde başvuru sebeplerini ve hukuki gerekçesini “göstermek zorundadır”. Bir dosyada; İstinaf yoluna başvuran davalı vekili, sunduğu istinaf dilekçesinde başvuru sebeplerini ve gerekçesini hiç göstermemiştir. HMK 342/3. maddesi uyarınca; istinaf sebebi içermeyen (boş/gerekçesiz) dilekçeler, HMK 355. maddesine göre değerlendirilir. HMK 355. maddesi uyarınca istinaf incelemesi, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle “sınırlı olarak” yapılır. Ancak, kararda “kamu düzenine” aykırılık varsa, bu durum mahkemece resen (kendiliğinden) dikkate alınır. HMK’nun 352/1 maddesi ise, “Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince …. başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin hiç gösterilmediği tespit edilen dosyalar hakkında öncelikle (usulden) gerekli karar verilir” hükmünü düzenlemiştir. Bu yasal kapsamda; ilk derece mahkemesince verilen kararda “kamu düzenine aykırılık” bulunmadığı, istinaf dilekçesinde de hiçbir “istinaf sebeplerinin bulunmadığı” anlaşıldığından; HMK 352. maddesi gereğince o istinaf başvurusunun (esasa girilmeden) doğrudan “usulden reddine” karar verilmiştir (İstanbul BAM 13 HD-Karar:2018/738).
Kural olarak istinaf sebeplerinin o ilk istinaf dilekçesinde gösterilmesi gerekir. Ancak, o 2 haftalık yasal “istinaf süresi içinde” verilecek bir “ek dilekçe” ile, ilk istinaf dilekçesindeki sebeplere yeni “ek sebepler” ilave edilebilir. Yasal istinaf süresi içinde yapılan bu ek talepler (sebepler), istinaf mahkemesince istinaf incelemesine konu edilmek zorundadır (Y9HD-K.2022/5207).
Hukuk Davası İçin İstinaf Başvuru Şartları Nelerdir?
Hukuk davaları için İstinaf kanun yoluna başvuru şartları ve kuralları HMK md. 341’de detaylıca düzenlenmiştir. İlk derece mahkemelerinden verilen tüm “nihai kararlar” ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin “reddi” ve bu taleplerin “kabulü hâlinde” itiraz üzerine verilecek kararlara karşı doğrudan istinaf yoluna başvurulabilir. Buna göre kurallar şunlardır:
- İlk derece hukuk mahkemelerinin, miktar veya parasal değeri 50.000 TL’yi (2026 yılı için güncel kesinlik sınırını) geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararları “kesindir” (İstinafa götürülemez). Ancak “manevi tazminat” davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere (isterse 1 TL olsun) bakılmaksızın her zaman istinaf kanun yoluna başvurulabilir (HMK md. 341/2).
- Alacağın sadece bir kısmının (kısmi dava vb.) dava edilmiş olması durumunda, bu 50.000 TL’lik kesinlik sınırı dava edilen kısma değil, “alacağın tamamına” göre belirlenir (HMK md. 341/3).
- Alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda; mahkeme kararda asıl talebinin kabul edilmeyen (reddedilen) bölümü 50.000 TL’yi geçmeyen taraf, o karar için istinaf kanun yoluna başvuramaz (HMK md. 341/4).
- Kural olarak yerel mahkemelerin duruşma sırasında verdiği “ara kararlara” karşı tek başına istinaf kanun yoluna başvuru yapılamaz. Ancak, bu ara kararları da “son karar (nihai karar)” aleyhine istinaf başvurusu yapılması halinde, istinaf incelenmesinde o nihai hüküm ile birlikte denetlenir.
- İhtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kararları birer “ara karar” olmasına rağmen, kanundaki istisna gereği bu ara kararlara karşı doğrudan istinaf kanun yoluna başvurulabilir (HMK md. 341/1).
- İstinaf dilekçesinde istinaf sebebi ve hukuki gerekçesi mutlaka açıklanmalıdır (HMK md. 342/2). Çünkü, istinaf incelemesi, sadece istinaf dilekçesinde belirtilen sebeple “sınırlı olmak üzere” yapılır. İstinaf mahkemesi, ancak “kamu düzenini ilgilendiren” bir durum (ehliyetsizlik vb.) varsa kendiliğinden inceleme yapabilir (HMK md. 355). Kamu düzenine ilişkin hususları davanın tarafları da yargılamanın her zaman ileri sürebilirler.
- İstinaf başvurusu süresini kaçıran veya istinafa başvuru hakkı (kesinlik vb. sebeple) olmayan taraf; karşı (diğer) tarafın istinaf başvurusu yapması üzerine, kendisine tebligat geldikten sonra “iki hafta içerisinde” vereceği cevap dilekçesi ile “katılma yoluyla istinaf başvurusu” yapabilir. Ancak, istinaf yoluna “asıl başvuran” kişi bu isteminden sonradan vazgeçerse (feragat ederse) veya istinaf mahkemesi o asıl istinaf istemini usulden esasa girmeden reddederse; katılma yolu ile istinafa başvuran kişinin de o talebi (bağlı olduğu için) reddedilmiş olur (HMK md. 349).
İstinaf İncelemesinin Aşamaları (Süreç)
Hukuk davasında istinaf incelemesi genel olarak şu üç aşamadan oluşur: 1. Ön İnceleme Aşaması: İstinaf mahkemesi (BAM), dosyanın esasına girmeden önce, hukuk dava dosyası üzerinden usuli bir “ön inceleme” yapar. Ön inceleme neticesinde yasadaki gerekli şartlar varsa davanın esası ile ilgili incelemeye geçecektir. İstinaf mahkemesi bu aşamada; aleyhine istinaf başvurusu yapılan kararın “kesin bir karar olup olmadığını”, başvurunun “süresinde (2 hafta)” yapılıp yapılmadığını, dilekçenin “asgari şartlara (imza vb.)” sahip olup olmadığını, harç ve giderlerinin (posta vb.) usulüne uygun yatırılıp yatırılmadığını inceler. Kamu düzenini ilgilendiren nedenler yoksa, istinaf kanun yolu başvuru dilekçesinde istinaf sebebi ve gerekçesi gösterilmelidir. İstinaf mahkemesi, istinaf başvuru dilekçesinde istinaf sebebi ve gerekçesinin gösterip gösterilmediğini właśnie bu ön inceleme aşamasında değerlendirir. Şartlar yerine getirilmemişse istinaf başvurusu “esasa girilmeden (usulden)” reddedilir. Eksiklik bulunmayan dosya ise esastan istinaf incelemesine alınır (HMk md. 352).
2. Esastan İstinaf İncelemesi Aşaması: İstinaf başvurusu yoluyla bölge adliyesi mahkemesine (BAM) getirilen dosyanın ön inceleme aşaması tamamlandıktan sonra, dosyanın esastan incelemesi “mahkeme heyetince” veya görevlendirilecek “tetkik üye” tarafından yapılabilir. İstinaf incelemesinin heyet veya üye tarafından yapılacağına, dava dosyasının özelliğine (ağırlığına) göre bölge adliye mahkemesi ilgili hukuk dairesi tarafından karar verilecektir (HMK md. 354). İstinaf mahkemesi, bu esastan incelemeyi kural olarak sadece “istinaf başvurusundaki sebeplere bağlı olarak” yapar (HMK md. 354). Mahkeme, kamu düzenini ilgilendiren hallerde kendiliğinden (resen) de istinaf incelemesi yapabilir. İlk derece mahkemesinin kararı “açıkça hatalı” ise ve yeniden duruşma yapılmasına gerek olmayan kararlarına ilişkin ise, istinaf incelemesi doğrudan “dosya üzerinden duruşma açılmadan” (evraktan) yapılır.
3. Esastan İstinaf İncelemesinde Duruşma: Kural olarak (teoride) her türlü istinaf incelemesi “duruşmalı olarak” yapılmalıdır (HMK md. 356). İstinaf başvurusu yapsın veya yapmasın davanın tarafı olan herkes bu duruşmaya davet edilerek onlara savunma hakkı tanınmalıdır. Duruşma davetiyesine (tebligata) mazeretsiz gelmemenin hukuki sonuçları yazılmalı, tarafların geçerli mazereti varsa duruşma başka bir güne bırakılmalıdır. Ancak, uygulamada (BAM’ın iş yükü nedeniyle) duruşmalı yapılan istinaf incelemesi oranı maalesef %5’i bile bulmamaktadır (Genelde dosya üzerinden karar verilir).
Hukuk Davası İstinaf İncelemesine Konu Olamayacak İşler (Yasaklar)
HMK’nın kabul ettiği istinaf incelemesi sistemi, hukuk literatüründe “dar istinaf sistemi” olarak nitelendirilmektedir. Bu nedenle, istinaf mahkemesi istinaf incelemesi yaparken tıpkı ilk derece mahkemesinin yaptığı gibi geniş bir “vakıa incelemesi” ve sıfırdan yargılama yapamaz. Aşağıdaki hususlar hukuk davasının istinaf incelemesinde kesinlikle ileri sürülemez: 1. İstinaf Aşamasında “Yeni Vakıalar (Olaylar)” İleri Sürülemez: İlk derece mahkemesinde usulüne uygun bir şekilde (dilekçeler teatisi aşamasında) ileri sürülmeyen yepyeni vakıalar, istinaf incelemesini yapacak olan istinaf mahkemesi önünde de artık ileri sürülemez. Karşı tarafın buna “muvafakati (onayı)” veya davacının “ıslah” talebi dahi yeni vakıa ileri sürme imkanı vermez. Yerel mahkemede ileri sürülmeyen vakıaların istinaf mahkemesinde ileri sürülememesi kuralı temel kural olmakla birlikte bunun birkaç istisnası mevcuttur. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda (örneğin, aile mahkemesinin görev alanına giren velayet/boşanma davalarında), kamu düzenine ilişkin hususlar, ve ilk derecede yargılama yapılırken henüz mevcut olmayıp da ancak “istinaf aşamasında ortaya çıkan yepyeni vakıalar”; yerel mahkemede ileri sürülmese bile istisnai olarak istinaf incelemesine konu edilebilirler. 2. İstinaf Aşamasında “Yeni Deliller” İleri Sürülemez: Yerel mahkemedeki yargılamada zamanında dayanılmayan (sunulmayan) delillere, istinaf mahkemesindeki incelemede de artık dayanılmaz. Ancak, yerel mahkemede usulüne uygun bir şekilde gösterilen, ama yerel mahkemece (haksız yere) “reddedilen delillere (tanık vb.)”, istinaf mahkemesindeki inceleme sırasında da tekrar dayanılabilir. Zorunlu haller (mücbir sebepler, deprem vb.) nedeniyle yerel mahkemede gösterilemeyen delillere istinaf mahkemesindeki incelemede dayanılabilir. 3. İstinaf Aşamasında Islah, Davaya Müdahale, Birleştirme, Ayırma Yapılamaz: * Islah (dava değerini artırma/değiştirme), sadece ilk derece mahkemesinde ileri sürülmesi gereken usuli bir araçtır. İstinaf mahkemesinde kesinlikle ıslah yapılamaz.
- İstinaf mahkemesinde “karşı dava” açılamaz, çünkü istinaf incelemesi halihazırda açılmış bir dava ile ilgili yerel mahkemenin vermiş olduğu mevcut karar ile ilgilidir.
- İlk derece mahkemesinde “birleştirilmeyen davalar”, istinaf mahkemesinde istinaf aşamasında sonradan birleştirilemez.
- İstinaf mahkemesinin istinaf incelemesi sırasında dışarıdan “davaya müdahale” (asli/feri müdahil) talebinde bulunulamaz. 4. İstinaf Aşamasında İddia ve Savunmanın Değiştirilmesi veya Genişletilmesi Yasaktır: İstinaf kanun yolu, daha önce açılmış ve çerçevesi çizilmiş davanın sınırları çerçevesinde, üst derece mahkemesinde yeni bir yargılama yapılması imkanı verir. Taraflar, ilk derece mahkemesi aşamasında iddia ve savunmalarını zaten ortaya koymuşlardır. Daha önce ileri sürülen iddia ve savunmaya ilişkin “talep sonucu (netice-i talep)”, istinaf incelemesi sırasında kesinlikle “değiştirilemez veya genişletilemez”. İstinaf incelemesinde talep rakamsal olarak “arttırılamaz”, ancak talebin feragatle “azaltılması” mümkündür.
İstinaf Mahkemesinin İstinaf İncelemesi Neticesinde Verebileceği Kararlar
İstinaf mahkemesi (BAM), önüne gelen davanın tahkikatı (incelemesi) yapıldıktan sonra nihai “karar verme” aşamasına geçecektir. İstinaf mahkemesine yapılan istinaf başvurusu hukuki niteliği itibariyle yeni bir davadır. Ancak, istinaf başvurusu ile açılan bu davanın şartları ve sınırları HMK (Hukuk Muhakemeleri Kanunu) ile yukarıda açıkladığınız şekilde çok net çizilmiştir. İstinaf mahkemesi, hüküm verirken hem önüne gelen uyuşmazlığı (o davayı) çözmeye çalışmalı hem de üst bir denetim mahkemesi olması nedeniyle alt mahkemelere “içtihat oluşturacak” şekilde karar vermelidir.
İstinaf mahkemesi istinaf incelemesi neticesinde şu kararları verebilir: 1. Yerel Mahkeme Kararının Esası İncelenmeden Kaldırılması ve Dosyanın Geri Gönderilmesi (HMK md. 353/1) İstinaf mahkemesi, dosyada usuli bazı ağır nedenler (hatalar) varsa; istinaf başvurusunun “esasına (haklılığına) hiç incelemeden”, yerel mahkeme kararının doğrudan “kaldırılmasına” ve yeniden usulüne uygun yargılama yapılması için dosyanın “yerel mahkemeye geri gönderilmesine” karar verebilir (HMK md. 353/1-a). İstinaf mahkemesi şu usuli gerekçelerle (hatalarla) istinaf başvurusunun esasını incelemeden “gönderme (kaldırma)” kararı verebilir: a-) Haklı bir “hakimin reddi” sebebi ileri sürülmesine veya hakimin davaya bakmasının “yasak olduğu hallerin” bulunmasına rağmen o hakimin davaya bakması ve karar vermesi, b-) Mahkemenin “Görev ve yetki sorunu (görevsizlik)” bulunması, c-) Yerel mahkemenin usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın “açılmamış sayılmasına” karar vermesi, d-) Usule aykırı olarak davaların birleştirilmesine, ayrılmasına veya mercii tayinine karar verilmesi, e-) Yerel mahkemenin tarafların gösterdiği “delilleri hiç toplamamış” veya o delilleri “hiç değerlendirmemiş” olması (savunma hakkının kısıtlanması).
2. Yerel Mahkeme Kararının Kaldırılması ve Kısmen veya Tamamen “Davanın Kabulü” Kararı (HMK md. 353/1-b) İstinaf mahkemesi, davanın esasına (içeriğine) girerek yerel mahkeme kararını tamamen kaldırabilir. İstinaf mahkemesi, yerel mahkemenin verdiği kararı kaldırarak (onun yerine geçip) davanın “kısmen veya tamamen kabulüne” karar verebilir. Bu halde yerel mahkemenin davanın “reddine” karar vermiş olması gerekir. İstinaf mahkemesi incelemesinde, davanın haksız yere reddedildiği kanaatine varırsa, uyuşmazlığı esastan çözecek olan o “davanın kısmen veya tamamen kabulüne” karar verir.
3. Yerel Mahkeme Kararının Kaldırılması ve “Davanın Esastan Reddine” Kararı (HMK md. 353/1-b-1) İstinaf mahkemesi, yaptığı esastan inceleme neticesinde; yerel mahkemenin hukuka aykırı bir şekilde “davacının davasını kabul ettiği” kanaatine varırsa, yerel mahkeme kararını kaldırır ve davacının hukuk davasının “esastan reddine” karar verir. Bu halde yerel mahkeme, davacının açmış olduğu hukuk davasının ya kısmen ya da tamamen kabulüne (kazanmasına) karar vermiştir. İstinaf mahkemesi ise, bu kabul kararını kaldırarak davayı esastan reddetmektedir.
4. Yerel Mahkeme Kararının Kaldırılarak “Düzeltilmesi” (HMK md. 353/1-b-2) İstinaf mahkemesi, yerel mahkeme kararının usul ve esas açısından doğru olduğu kanaatine varıp da “yeniden yargılama yapılmasına gerek olmayan hallerde”; veya sadece kanunun olaya uygulanmasında veya “hukuki gerekçede hata yapılmış olması” halinde; yerel mahkeme kararını tamamen kaldırmaz veya esastan yepyeni bir karar vermez. Bu halde istinaf mahkemesi, istinaf başvurusunu kabul ederek yerel mahkeme kararını sadece “düzeltmekle” yetinir. Düzelterek karar verme hususunda, Yargıtay’ın içtihatlarında yer alan o “düzelterek onama halleri” esas alınabilir. Örneğin; harç ve yargılama giderlerinin noksan yazılması, isimlerde maddi hatalar yapılması, basit matematiksel hesap hataları yapılması, avukatlık (vekalet) ücretine hükmedilmemesi halinde; istinaf mahkemesi yerel mahkeme kararındaki bu eksikliği kendisi gidererek hükme ekler, yani hükmü “düzelterek” karar verir.
5. İstinaf Başvurusunun “Reddi” Kararı (Esastan Ret) (HMK md. 353/1-b-1) İstinaf mahkemesi, bir üst derece mahkemesi olarak yerel mahkeme kararını denetleyerek, o kararın usul veya esas açısından “hiçbir eksiklik (hata) içermediği (doğru olduğu)” kanaatine varırsa, doğrudan istinaf başvurusunu reddeder (Kararı onar). İstinaf mahkemesi, ön incelemede de dikkate alarak davayı reddedebileceği hallerde; yani istinaf başvurusunun süresinde yapılmamış olması, istinaf başvurusu için gereken harç vb. şartların yerine getirilmemiş olması, başvuru sebepleri ve gerekçesi gösterilmemişse de istinaf başvurusunu “usulden reddedebilir”.
İstinaf Mahkemesinde İhtiyati Tedbir ve İhtiyati Haciz Kararı İstenebilir mi?
İhtiyati tedbir veya ihtiyati haciz, hukukta geçici koruma kararlarıdır. İhtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararı, davanın esasını (kimin haklı olduğunu) çözmemekte; sadece geçici olarak (önlem olarak) talep eden tarafa, dava sonundaki hakkını (parasını/malını) alabilmesini temin amacıyla imkan (haciz/bloke) tanımaktadır.
Yerel mahkemenin yargılama sırasında verdiği ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararına karşı, öncelikle o kararı veren yerel mahkemeye 7 gün içinde itiraz edilmelidir (HMK md. 394). Yerel mahkeme, yapılan itiraz başvurusu üzerine kendi verdiği ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararını kaldırabilir. Ancak, yerel mahkeme o itiraz başvurusunu reddettiğinde (tedbir kalsın derse); işte bu karara karşı doğrudan istinaf mahkemesine istinaf başvurusu yapma hakkı doğar (HMK md.391/3). İhtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararlarına karşı, iki haftalık istinaf kanun yoluna süresi içinde istinaf mahkemesine istinaf başvurusu yapılabilir. İlk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan bu istinaf başvurusu, BAM’da “öncelikli (acele)” olarak incelenir ve istinaf mahkemesinin bu konuya (tedbire) dair verdiği karar kesindir (Temyiz edilemez).
Daha da önemlisi, doğrudan İstinaf mahkemesinden de (BAM’dan) ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz şeklindeki koruma kararları vermesi istenebilir. Daha önce yerel mahkemede ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz talep edilip edilmemesinin hiçbir önemi yoktur; ilk kez istinaf mahkemesinden de geçici koruma kararı nitelikteki bu acil kararlar (örneğin malların kaçırılmasını önlemek için) talep edilebilir.
İstinaf Sebepleri, İnceleme Usulü ve Kapsamı: Emsal Yargıtay Kararları
İstinaf Nedir? İstinaf Sebepleri ve İstinaf İncelemesinin Kapsamı (Dar İstinaf) (Hukuk Genel Kurulu 2021/365 E. , 2023/74 K.) Bir davanın, sadece tarafların talepleri ve dilekçede belirtilen sebeplerle “sınırlı olarak”, bir üst derece yargı yerince (BAM), yeniden görülmesini, gerekiyorsa kararın kaldırılarak “yeniden hükme bağlanmasını” amaçlayan kanun yoluna istinaf denir. Hemen belirtilmelidir ki istinafta, davanın bir üst derece yargı yerince, tüm boyutları itibari ile (baştan sona) değil; sadece tarafların talepleri ve ileri sürmüş oldukları sebeplerle “sınırlı bir biçimde” ikinci kez ele alınıp görülür. Gerek Türk hukukunda gerekse mukayeseli hukukta, istinaf kanun yolu incelemesi “somut olay adaletinin sağlanması” ihtiyacı üzerine doğmuş ve uygulanmaya başlanmıştır. Hukuk yargılamasında istinaf; ilk derece mahkemelerinin henüz kesinleşmemiş kararlarının, hem “maddi vakıa (olay)” incelemesi yapan hem de “hukukilik denetimi” yapma yetkisi bulunan daha üst dereceli mahkemece tekrar incelenmesini, taleplerle belirlenen dar sınırlar içerisinde ikinci kez görülerek, hatalı hâllerin “düzeltilmesi” suretiyle karara bağlanmasını istemek olarak tanımlanabilir. İstinaf kavramı, incelemenin içeriği itibari ile “dar” ve “geniş” anlamda istinaf olarak ikiye ayrılır. Türk hukuk sisteminde kanun koyucu tercihini dar anlamda istinaf sisteminden yana kullanmıştır. Buna göre; ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın denetlenmesi anlamında sadece “gerekli ve itiraz konusu edilen hususlarda” (sınırlı) inceleme yapılarak bir karar verilir.
Kanun yolları “düzeltici” ve “bozucu” kanun yolları olmak üzere ikiye ayrılır. Düzeltici kanun yolunda (İstinaf), ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararda hukuka aykırılık tespit edildikten sonra dosya yeniden karar verilmesi için kural olarak yerel mahkemeye “gönderilmez”, aksine üst mahkeme (BAM) “kendisi yeni bir karar verir”. Bozucu kanun yolunda (Temyiz) ise, hukuka aykırılık tespit edilirse karar sadece “bozulur” ve fakat yüksek mahkeme (Yargıtay) kendisi esastan bir karar veremez, yeni bir karar verilmesi için dosyayı genellikle bölge adliye mahkemesine, istisnai hâllerde de ilk derece mahkemesine “geri gönderir”. Buradan hareketle; temyiz kanun yolu bozucu kanun yolu olup, buna karşılık istinaf kanun yolu ise hüküm mahkemesi sıfatı nedeniyle düzeltici kanun yoludur. Diğer bir söylemle Yargıtay; hukuka aykırı alt derece mahkemesinin hükmünü sadece bozar, yeniden yargılama yapıp bir karar veremez. Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) ise; ilk derece mahkemesi kararı üzerinde yaptığı denetleme sonucunda hukuka aykırılık tespit ettiği takdirde veya Yargıtay’ın bozma kararı sonucunda dosyanın kendisine gönderilmesi hâlinde “yeniden yargılama yaparak kendisi karar vermek zorundadır”.
İstinaf kanun yolu, 6100 sayılı HMK’nın sekizinci kısmının birinci bölümünün 341 ilâ 360 ıncı maddeleri arasında, temyiz kanun yolu da ikici bölümünün 361 ilâ 373 üncü maddeleri arasında düzenleme altına alınmıştır. Kanun koyucu, temyiz sebeplerinin kanunda “tek tek gösterilmesinin” (HMK md. 371, HUMK md. 428) aksine, istinaf sebeplerini kanunda tek tek saymamış, “istinaf sebepleri şunlardır” şeklinde bir düzenlemede bulunmamıştır. Bunun yerine istinaf kanun yolunun niteliğine uygun olarak “genel bir sebep” göstermiştir (HMK md. 342-2/e, md. 353/6). İstinaf başvurusunda bulunan taraf, istinaf dilekçesinde, dayanmış olduğu istinaf sebebiyle birlikte bölge adliye mahkemesinden “nasıl bir karar verilmesi gerektiğine (iptal mi düzeltme mi)” ilişkin iradesini açık ve kesin bir dille ortaya koymalıdır. Zira başvurucuyu haklı bulan bölge adliye mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını, sadece o istinaf talebinde “çizilen çerçeve içerisinde kalmak kaydıyla” değiştirebilir; talepten daha fazlasına asla karar veremez. Bu kuralın tek istisnasını “kamu düzenine aykırılık” hâlleri (ehliyetsizlik, görevsizlik vb.) oluşturur (HMK md. 357).
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun özellikle 353 üncü maddesine bakıldığında istinaf sebebinin; genel olarak “ilk derece mahkemesi kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olmaması” şeklinde düzenlenmiş olduğu söylenebilir. Dolayısıyla istinaf sebepleri, temyiz sebeplerinden “çok daha geniş” bir çerçeve çizmektedir. Buradan hareketle istinaf dilekçesinde yer alan o istinaf sebepleri, bölge adliye mahkemesince yapılacak olan incelemenin sınırlarını çizmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Nitekim “istinaf sebebinin hiç gösterilmemesi” hâlinde, şayet hükümde kamu düzenine aykırı bir husus da bulunmuyorsa, o istinaf talebinin ön inceleme aşamasında doğrudan (usulden) reddedileceği hususu tartışmasızdır.
İstinaf başvurusu üzerine, dosya kendisine gelen bölge adliye mahkemesi dairesinin yapacağı ilk iş, “ön incelemeyi” gerçekleştirmektir (HMK md. 352). Ön inceleme evresinde, istinaf başvurusunun dinlenebilir (usule uygun) olduğu sonucuna ulaşan bölge adliye mahkemesinin gerçekleştireceği ikinci inceleme “asıl inceleme” olarak adlandırılır (HMK md. 354). Burada inceleme sözcüğü ile kastedilen esasen 6100 sayılı Kanun anlamında “tahkikattır”.
İstinaf incelemesinin kapsamı ise 6100 sayılı Kanun’un 355 inci maddesi ile düzenlenmiş olup buna göre inceleme sadece “istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak” yapılır. Ancak bölge adliye mahkemesi “kamu düzenine aykırılık” gördüğü takdirde bunu kendiliğinden (resen) gözetir. Buna göre; bölge adliye mahkemesi, incelemesini istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplere bağlı olarak yapmak zorundadır. Temyiz incelemesinden farklı olarak, bölge adliye mahkemesinde yapılacak incelemede “tarafların ileri sürdüğü sebeplerle bağlı kalınmasının” nedeni, bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesinin kararının kanuna aykırılığını tespit etmesi hâlinde, çoğu zaman kendisinin “yeniden yargılama yaparak yeni bir karar verebilmesidir”. Tercih edilen bu (dar) istinaf sisteminde, ilk derecedeki yargılama baştan sona tümüyle tekrarlanmamaktadır. Bu sebeple inceleme, istinaf sebepleri ile sınırlı tutulmuştur. Zira, istinaf incelemesi ilk derece mahkemesi kararını denetleyerek ondan sonra yapılan yargılama özelliği taşımaktadır. Bununla beraber, kamu düzenini ilgilendiren hususlarda bölge adliye mahkemesi istemle (dilekçeyle) bağlı olmaksızın re’sen (kendiliğinden) inceleme yapar. Örnek vermek gerekirse kamu düzenini ilgilendiren “görev (görevsizlik) kuralına aykırılık” veya “dava şartlarının var olup olmadığı” bölge adliye mahkemesince re’sen araştırılır. Dolayısıyla re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalarda bölge adliye mahkemesi tarafların istemiyle bağlı olmaksızın ilk derece mahkemesinin kararını inceleme yetkisine sahiptir.
Özetle; 6100 sayılı Kanun ile düzenlenen istinaf sebeplerinin “kamu düzenine aykırılık” ve “taraflarca ileri sürülen nedenler” olmak üzere iki ayrımda incelenmesi gerekmektedir. Kamu düzenine aykırılık mutlak istinaf sebebidir ve bölge adliye mahkemesince kendiliğinden gözetilir. Bu nedenle kamu düzenine aykırı bir sebebin istinaf dilekçesinde ileri sürülüp sürülmemesinin (unutulmasının) de bir önemi bulunmamaktadır. Ne var ki kamu düzenine aykırı olmayan (şahsi) istinaf sebeplerinin istinaf dilekçesinde mutlaka gösterilmesi gerekmektedir. Kamu düzenine aykırı olmayan bir istinaf sebebi istinaf dilekçesinde gösterilmemiş ise bölge adliye mahkemesince kendiliğinden dikkate alınamaz. Çünkü istinaf incelemesi, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Eldeki davada; ilk derece mahkemesince boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır, kadının ise az kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına ve kadın eş yararına maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Bu karara karşı “davalı kadın eş” tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş (erkek başvurmamış); istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesince boşanmaya neden olan olaylara davacı erkeğin “tam (%100) kusurlu davranışları ile neden olduğu”, hâl böyle olunca “tam kusurlu davacının (erkeğin) açtığı davanın kabulüne (boşanmaya) karar verilmesinin mümkün olmadığı” gerekçesiyle, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış ve yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın (boşanmanın) “reddine” karar verilmiştir. Yukarıda ayrıntılarıyla açıklandığı üzere 6100 sayılı Kanun’un 342 nci maddesinin 2 nci fıkrasının “e” bendine göre istinaf dilekçesinde; istinaf sebeplerinin, somut bir şekilde temellendirilmek suretiyle gerekçeleri ile birlikte gösterilmesi gerektiği hususuna açıkça işaret edilmiştir. Yine aynı Kanun’un 355 inci maddesinin 1 inci cümlesinde, istinaf incelemesinin, ilke olarak, istinaf dilekçesinde ileri sürülmüş bulunan istinaf sebeplerine hasren gerçekleştirileceği belirtilmiştir. Özellikle işaret edilen bu son nokta bağlamında, istinaf dilekçesinde, istinaf sebeplerinin belirtilmesi özel bir anlam ve önem taşımakta, üzerinde hassasiyetle durulması gereken hususlardan birisini teşkil etmektedir. İstinaf başvurusunda bulunanın, bu başvurudan tatmin edici bir sonuç elde edebilmesi, özellikle davanın ikinci kez görülmesini ve yeni bir hüküm verilmesini temin edebilmesi için, istinaf dilekçesinde dayanmış olduğu istinaf sebeplerini somut bir biçimde gerekçelendirmek suretiyle belirtmesi şarttır. Kanun’da temyiz sebeplerinden farklı olarak, dayanılabilecek istinaf sebeplerinin neler olduğuna dair herhangi bir belirlemede bulunulmadığı için, dayanılacak istinaf sebeplerinin somutlaştırılması bağlamında 6100 sayılı Kanun’un 353 üncü maddesinin 1 inci fıkrasında yer alan düzenlemeden yararlanılmalıdır.
Genel olarak istinaf sebebinden maksat; ilk derece mahkemesi kararının ve buna dayanak oluşturan yargılamanın “neden hatalı veya eksik olduğunu gösteren”, somut bir biçimde temellendirilmiş bulunan iddialardır. İstinaf yargılaması, hem hukuka uygunluk hem de vakıalara uygunluk denetimi yapılmasını konu almaktadır. Bu bağlamda, hukuka uygunluk denetimiyle ilişkili bir istinaf sebebi ileri sürülmek isteniyor, yani hangi hukuk kuralının hiç uygulanmadığı ya da yanlış uygulandığı iddia ediliyorsa; dayanakları ile birlikte buna, istinaf sebebi olarak, istinaf dilekçesinde açıkça işaret edilmesi gerekir. Burada sözü edilen hukuk kuralı, usul hukukuna ilişkin olabileceği gibi maddi hukuku da ilişkin olabilir. İstinaf dilekçesinde, vakıalara uygunluk denetimiyle ilişkili bir husus, istinaf sebebi olarak ileri sürülmek isteniyorsa; ilk derece mahkemesince hükme esas alınan vakıaların (olayların) tespitindeki hataların ve eksikliklerin neler olduğunun yahut hangi delilin ya da delillerin değerlendirilmesinde yanlışlıklar yapıldığının olabildiğince somut ve kristalize (net) biçimde belirtilmesi bir zorunluluk arz eder.
İstinaf başvurusunda bulunan taraf, istinaf dilekçesinde, dayanmış olduğu istinaf sebebiyle uyum içerisinde olacak şekilde bölge adliye mahkemesinden “nasıl bir karar verilmesi gerektiğine” ilişkin iradesini açık ve kesin bir dille ortaya koymalı ve belirtmelidir. Dayanılan istinaf sebepleri, bölge adliye mahkemesinin yapacağı inceleme sonucu vereceği “karar içeriğinin belirlenmesinde” belirleyici bir işlev görecektir. İstinaf talebi olarak yapılan bu tespit çerçevesinde, istinaf başvurusunda bulunan, dilekçesinde ilk derece mahkemesi kararının “kaldırılmasını mı, yoksa değiştirilmesini mi” istediğini; değiştirilmesini istiyorsa, “hangi kapsamda ve nasıl değiştirilmesi” gerektiğine ilişkin iradesini, açıkça ortaya koymalıdır. Buna karşılık, istinaf başvurusunda bulunan, ilk derece mahkemesinin hükmüne dayanak yaptığı maddi vakıaların tespitinde yahut delillerin değerlendirilmesinde hatalı davrandığını ileri sürüyorsa; bölge adliye mahkemesinden bu kapsamda yeni bir yargılama yapmasını ve uyuşmazlığın esası hakkında yeni bir hüküm vermesini, ilk derece mahkemesi hükmünün değiştirilmesini istemelidir. Başvurucuyu haklı bulan bölge adliye mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını, sadece “istinaf talebinde çizilen çerçeve içerisinde kalmak kaydıyla” değiştirebilir; talepten daha fazlasına karar veremez.
Katılma Yoluyla İstinaf Nedir ve Şartları Nelerdir? (Hukuk Genel Kurulu 2023/359 E. , 2024/122 K.) Bir davanın, talepler ve belirtilen sebeplerle sınırlı olarak, bir üst derece yargı yerince, yeniden görülmesini, gerekiyorsa yeniden hükme bağlanmasını amaçlayan kanun yoluna “istinaf” denir. Hukuk yargılamasında istinaf; ilk derece mahkemelerinin henüz kesinleşmemiş kararlarının, hem maddi vakıa incelemesi yapan hem de hukukilik denetimi yapma yetkisi bulunan daha üst dereceli mahkemece tekrar incelenmesini, taleplerle belirlenen sınırlar içerisinde ikinci kez görülerek, hatalı hâllerin düzeltilmesi suretiyle karara bağlanmasını istemek olarak tanımlanabilir. Katılma yolu ile istinaf ise; mahkeme hükmünün kendi lehine değiştirilmesini talep eden bir tarafın daha önce başlatmış olduğu (açtığı) istinaf sürecine, “diğer (karşı) tarafın” dilekçeyle sonradan katılmasını ifade eder. Dolayısıyla katılma yolu ile istinaftan bahsedebilmek için her şeyden önce ortada, incelenebilir ve hâlen “derdest olan (açılmış)” bir istinaf başvurusu bulunmalıdır. İşte incelenebilir bir istinaf sürecini başlatan başvuruya “asıl istinaf”, diğer tarafın bu sürece dahil olmasını sağlayan yola da “katılma yolu ile istinaf” denilmektedir.
Katılma yolu ile istinaf müessesesi; 6100 sayılı Kanun’un 348 inci maddesinde “katılma yolu ile başvurma” başlığı altında “(1) İstinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, vereceği cevap dilekçesi ile istinaf yoluna başvurabilir. İstinaf yoluna asıl başvuran taraf, buna karşı iki hafta içinde cevap verebilir. (2) İstinaf yoluna başvuran, bu talebinden feragat eder veya talebi bölge adliye mahkemesi tarafından esasa girilmeden (usulden) reddedilirse, katılma yolu ile başvuranın talebi de otomatik reddedilir” şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Görüldüğü üzere 6100 sayılı HMK; kendisine (karşı taraftan) istinaf dilekçesi tebliğ edilen o tarafa, daha önce istinafa hiç başvurmamış veya “başvuru süresini (2 haftayı) kaçırmış” ve hatta kanun yoluna (kesinlikten) “başvuru hakkı olmasa dahi”; o asıl istinaf talebine vereceği “cevap dilekçesi ile” kendi istinaf sebeplerini ileri sürerek istinaf yoluna “başvuru hakkı” tanımıştır.
Kanun koyucunun (Meclisin), normalde başvurma hakkı bulunmayan veya başvuru süresini geçirmiş olan tarafa bile, kendine özgü nedenler ileri sürerek katılma yoluyla istinaf yoluna başvuru hakkı tanımasının “asıl sebebi” şudur; istinaf ve temyiz kanun yolları bütünü içinde yer alan, “aleyhe bozma yasağı” ile “aleyhe hüküm verme” yasaklarının işlerlik kazanıp kazanmayacağı noktasında, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkı ve “silahların eşitliği” prensiplerini ihlâl etmeksizin süreci belirginleştirmektir.
Anılan 348. maddenin kanun gerekçesinde; istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen tarafın, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile “süresi içinde (2 hafta)” karşı tarafa cevap vermekle yetinmeyip, bu cevap dilekçesiyle kendine özgü nedenler (istinaf sebepleri) ileri sürerek istinaf yoluna başvurabileceği belirtilmiştir. Ne var ki bu başvuru, “asıl başvuruya bağımlı” (feri) bir istinaf yolu başvurusudur. Bu nedenle katılma yolu ile istinaf yoluna başvuru, asıl başvuran taraf kendi başvurusundan “feragat ederse” veya istemi esasa girilmeden önce (usulden) reddedilirse, hiçbir hüküm doğurmaz (düşer). Çünkü usul kuralı olarak asıl istem incelenmezse, ona bağlı olan istemin (katılma yolu istinafın) de incelenmemesi gerekir. Fakat, istinaf yoluna başvuran tarafın asıl istemi “esasa girildikten sonra” reddedilirse, bu durum katılan tarafın isteminin incelenmesine (esastan) engel olmaz. Bunun gibi, taraflar bölge adliye mahkemesindeki (istinaftaki) uyuşmazlığı aralarında anlaşıp sona erdirirlerse, katılma yolu ile istinaf yoluna başvuru da etkisini tamamen kaybeder. Özetle, Asıl istinaf yoluna başvuru isteminin esasına girilip BAM’da inceleme yapılmadan, katılan tarafın istemi hakkında bir inceleme yapılamaz.
İstinaf Sebepleri, İstinaf İncelemesinin Kapsamı ve Sonuçları Nelerdir? 6100 sayılı HMK’nın 341. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Görüldüğü üzere taraflar arasındaki uyuşmazlığın esasını çözen nihai (son) kararlar yanında bazı “usuli nihai kararlara” karşı istinaf kanun yoluna başvuru mümkün olduğu gibi; geçici hukuki koruma tedbirlerinden olan ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi veya bu taleplerin kabulü hâlinde itiraz üzerine verilecek kararlara karşı da istinaf başvurusu yapılabilecektir. Kanun’un 341. maddesinin devam eden fıkralarında ise; hangi kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvurabileceği, hangi hâllerde (miktar vb.) bu kanun yolunun kesin olarak kapalı olduğu ayrıntıları ile düzenlenmiştir.
6100 sayılı Kanun’da (HMK) “istinaf sebepleri” tek tek (sayılarak) gösterilmemiştir. Bununla birlikte istinaf kanun yolunu düzenleyen 341 ila 360. maddelerden hareketle istinaf sebeplerini tespit etmek mümkündür. Şöyle ki, özellikle 342, 352, 353 ve 355. maddelerdeki hükümler birlikte değerlendirildiğinde; genel olarak istinaf sebeplerinin, ilk derece mahkemesince vakıaların incelenmesi, vakıaların ispatı için ileri sürülen ve toplanan delillerin (tanık/bilirkişi) değerlendirilmesi, yargılama usulü ve hukukun uygulanması ile ilgili noktalardaki “kabulüne ilişkin eksiklik ya da yanlışlıklar” sebebi ile istinaf kanun yoluna başvurulabileceği sonucu çıkmaktadır. Başka bir anlatımla; vakıaların tespit ve değerlendirilmesindeki hatalar ile hukukun yanlış uygulanmasından kaynaklanan yanlışlıklar her zaman istinaf sebebi olacaktır.
İstinaf bir kanun yolu olmakla birlikte temyiz kanun yolundan farklı olarak ilk derece mahkemesinin kararının denetlenmesi yanında aynı zamanda gerektiğinde “yeni bir yargılama yapılması” ve hüküm mahkemesi gibi “yeni bir karar verilmesi” söz konusudur. İstinafın kapsamını Kanun’un 355. maddesi belirlemiş olup bu madde hükmü dikkate alındığında “kamu düzenine aykırılık” hâlleri dışında istinaf dilekçesinde belirtilen istinaf sebepleri ile “sınırlı olarak” inceleme yapılır; bu kapsamda istinaf sebebi ile bağlı kalınmak kaydı ile bu konudaki delillerin toplanması ve incelenmesi söz konusu olur. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama tümüyle tekrarlanmayıp sadece yanlışlık ya da eksiklik tespit edilen noktalarda yargılama yapılarak deliller toplanıp değerlendirildikten sonra, kararın “düzeltilmesi” sağlanmaktadır. Nitekim Kanun’un 357. madde hükmüne göre; bölge adliye mahkemesince re’sen (kendiliğinden) göz önünde tutulacaklar dışında, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, “yeni delillere” dayanılamaz.
Duruşma yapılmasına gerek olmayan, usuli hataların (görevsizlik, hakimin reddi vb.) bulunduğu Kanun’un 353. maddesinin (a) fıkrasının 1 ila 6. bentleri arasında düzenlenen durumlarda; bölge adliye mahkemesi istinaf incelemesi yaparak ilk derece mahkemesinin kararını kaldırıp dosyanın “ilgili mahkemeye gönderilmesine (iadesine)” karar verir. Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden “hukuka tamamen uygun olduğu” kanaatine varılması hâlinde, istinaf başvurusunun “esastan reddine” (kararın onanmasına) karar verilecektir (6100 sayılı HMK m. 353/b-1). Bölge Adliye Mahkemesi istinaf başvurusunda ileri sürülen “sebeplerin doğru olduğuna (yerel mahkemenin hatalı olduğuna)” kanaat getirirse; bu durumda ilk derece mahkemesinde dava reddedilmiş ise, red kararını kaldırarak davanın kısmen ya da tamamen “kabulüne”; dava kabul edildiği hâlde aslında reddi gerekmekte ise o zaman kabul ya da kısmen kabul kararını kaldırarak doğrudan “red” kararı verir (Hukuk Genel Kurulu- Karar: 2021/396).
İstinaf Başvurusu “Yapmayan” Tarafın (Davacının) Talepleri İstinafta Dikkate Alınmaz (İstanbul BAM 15. HD – Karar : 2018/763) Davacı vekili, istinaf aşamasında bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde; “müvekkilinin tek zararının bundan ibaret olmadığını, davacının yurt dışındaki müşterisine davalının taklit ve düşük kalitede mal satması nedeniyle müvekkilinin bu pazarı kaybetmiş olması nedeniyle de ticari zararının oluştuğunu, bu zararın da hesaplanması gerektiğini” ileri sürmüş ise de; yukarıda belirtildiği gibi istinaf başvurusunu “sadece davalı taraf yapmış”, davacı taraf ise istinaf kanun yoluna hiç “başvurmamıştır”. Böylece davacı taraf; ilk derece mahkemesinde hükme esas alınan bilirkişi raporundaki o hesaplama tarzını kabul etmiş ve belirlemiş olup; o raporda ve ilk derece mahkemesi kararında yer almayan (yeni) bir “tazminat kalemini” istinaf aşamasında talep etmesi hukuken kesinlikle mümkün değildir. Çünkü HMK.m. 355 uyarınca istinaf incelemesi sadece “istinaf sebepleriyle” sınırlı olarak yapılır ve istinaf yoluna başvuran kişinin (davalının) “aleyhine” değerlendirme yapılamayacağı gibi (aleyhe bozma yasağı); davacı tarafın (hiç başvurmayarak) istinaf sebebi yapmadığı bir hususta İstinaf Mahkemesinin “karar vermesi (tazminat artırması)” mümkün değildir. Bu nedenle davacı vekilinin bu konudaki ek bilirkişi incelemesi (zarar hesabı) talepleri mahkemece reddedilmiştir.
İstinaf Dilekçesinde Mutlaka İstinaf Sebebi Gösterilmelidir (Aksi Halde Ret Verilir) (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi – Karar: 2017/1201) HMK 342.maddenin e fıkrası amir hükmü gereğince istinaf yoluna başvuran taraf, başvuru sebep ve hukuki gerekçelerini dilekçesinde mutlaka “göstermek zorundadır”. Somut olayda ise başvuran davacının, gerekçeli kararın kendisine usulünce tebliğine rağmen “istinaf başvuru sebeplerini” gösterir bir dilekçe (süre tutumdan sonra) sunmadığı anlaşılmaktadır. Davalı taraf, HMK 342/2/e hükmünden kaynaklanan somut “sebep ve gerekçe gösterme yükümlülüğünü” yerine getirmemiştir. İstinaf Dilekçesi kanunun aradığı görülebilirlik (şekil) koşullarına sahip olmadığı için HMK 352.madde gereğince doğrudan “red” edilmelidir. Hal böyle olunca HMK 355.madde çerçevesi içerisinde dosya üzerinden yapılan incelemede de kararda “kamu düzenine aykırı herhangi bir sebep” bulunmadığından; davalının bu gerekçesiz istinaf talebinin HMK 352.madde gereğince doğrudan “usulden reddine” karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Gerekçesi yukarda açıklandığı üzere HMK 355.madde çerçevesi içerisinde yapılan incelemede de kamu düzenine aykırı herhangi bir sebep bulunmadığından davalının istinaf dilekçesinin HMK 352-342/e maddeleri gereğince REDDİNE (onanmasına) karar verilmiştir.
(Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2022/6640 E. , 2023/6433 K. – Ek Karar): İstinaf incelemesinin kapsamı 6100 sayılı Kanun’un 355 inci maddesi ile düzenlenmiş olup buna göre inceleme “istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak” yapılır. Ancak bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu kendiliğinden (resen) gözetir. Buna göre; bölge adliye mahkemesi, incelemesini sadece istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplere bağlı olarak yapmak zorundadır. Temyiz incelemesinden farklı olarak, bölge adliye mahkemesinde yapılacak incelemede tarafların ileri sürdüğü sebeplerle bağlı kalınmasının nedeni, bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesinin kararının kanuna aykırılığını tespit etmesi hâlinde, çoğu zaman kendisinin yeniden yargılama yaparak “yeni bir karar” verebilmesidir. Tercih edilen istinaf sisteminde, ilk derecedeki yargılama tümüyle tekrarlanmamaktadır. Bu sebeple inceleme, istinaf sebepleri ile sınırlı tutulmuştur. Zira, istinaf incelemesi ilk derece mahkemesi kararını denetleyerek ondan sonra yapılan yargılama özelliği taşımaktadır. Bununla beraber, kamu düzenini ilgilendiren (ehliyet vb.) hususlarda bölge adliye mahkemesi istemle bağlı olmaksızın resen inceleme yapar. Örnek vermek gerekirse kamu düzenini ilgilendiren “dava şartlarının var olup olmadığı” bölge adliye mahkemesince resen araştırılır. Dolayısıyla resen araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalarda bölge adliye mahkemesi tarafların istemiyle bağlı olmaksızın ilk derece mahkemesinin kararını inceleme yetkisine sahiptir. Özetle; 6100 sayılı Kanun ile düzenlenen istinaf sebeplerinin “kamu düzenine aykırılık” ve “taraflarca ileri sürülen nedenler” olmak üzere iki ayrımda incelenmesi gerekmektedir. Kamu düzenine aykırılık mutlak istinaf sebebidir ve Bölge Adliye Mahkemesince kendiliğinden gözetilir. Bu nedenle kamu düzenine aykırı bir sebebin istinaf dilekçesinde ileri sürülüp sürülmemesinin de bir önemi bulunmamaktadır. Ne var ki kamu düzenine aykırı olmayan (şahsi/maddi) istinaf sebeplerinin istinaf dilekçesinde mutlaka gösterilmesi gerekmektedir. Kamu düzenine aykırı olmayan bir istinaf sebebi istinaf dilekçesinde gösterilmemiş ise bölge adliye mahkemesince kendiliğinden dikkate alınamaz. Çünkü istinaf incelemesi, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
İstinaf Sebebinin Gösterilmemesi ve Yalnızca “Kamu Düzeniyle Sınırlı İnceleme” Yapılması (Yargıtay 22. HD – Karar : 2017/1463) E) Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti: Bölge adliye mahkemesince (BAM); davalı vekilinin gerekçeli kararın tebliğinden sonra kanun yoluna başvurma nedenlerini sonradan belirteceklerini bildirir (süre tutum) bir dilekçe sunduğu, o dilekçede gerekçeli kararın tebliğinden sonra “gerekçeli temyiz (istinaf) sebeplerinin bildirileceğinin” belirtildiği, ancak davalı vekiline 12.08.2016 tarihinde gerekçeli karar tebliğ edilmesine rağmen yasal süresinde “gerekçeli kanun yoluna başvurma nedenlerini gösterir dilekçenin” sunulmadığı, UYAP sisteminde de böyle bir dilekçenin bulunmadığı, bu nedenle istinaf yolu sebepleri ve gerekçeleri belirtilmediğinden HMK’nun 355. Maddesi uyarınca (re’sen yapılan incelemede) kamu düzenine bir aykırılık da tespit edilemediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvuru talebinin usulden reddine karar verilmiştir. F) Temyiz: Bölge adliye mahkemesi kararını davalı taraf Yargıtay’da temyiz etmiştir. G) Gerekçe: Davalının, ilk derece mahkemesi kararına karşı “istinaf sebeplerini açıkça belirtmeden” yalnızca gerekçeli kararın tebliğinden sonra gerekçelerini bildireceğini belirtmek suretiyle istinaf yoluna başvurduğu, gerekçeli kararın tebliğinden sonra da yasal sürede o gerekçeli dilekçenin sunulmadığı, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun bu (gerekçesizlik) nedenle haklı olarak reddedildiği, 6100 sayılı HMK’nun 352. ve 355. maddeleri uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve yasaya tamamen uygun olduğu anlaşıldığından, hükmün Yargıtay’ca onanmasına şekilde karar verilmiştir.
İstinaf İncelemesi İçin Mahkemenin “Gerekçeli Karar” Yazma Zorunluluğu (Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi – Karar:2017/738) İstinaf incelemesi yapılabilmesi için; ilk derece mahkemesinin delillerin değerlendirildiğini gösterir biçimde, Anayasa’ya ve usulüne uygun bir “gerekçeli karar” yazmış bulunması hukuki bir zorunludur. Davacının Talebi, kararın gerekçesi ve hüküm fıkrası arasında derin çelişki bulunması halinde; istinaf incelemesi yapılabilecek usulüne uygun bir mahkeme kararı bulunmadığı için, o dosyadaki delillerin yerel mahkemece “hiç değerlendirilmediğinin (görülmediğinin)” kabulü gerekir. Hal böyle olunca, HMK’nın 353/l-a-6 maddesi uyarınca tarafların istinaf başvurularının kabulüne, istinaf başvurusunun bu usuli kabul sebebine göre kararın esası ve diğer istinaf sebepleri incelenmeksizin ilk derece mahkemesinin kararının doğrudan “kaldırılmasına”, davanın yeniden görülmesi ve usulünce gerekçeli karar yazılması için dosyanın kararı veren o mahkemeye “geri gönderilmesine” karar verilmiştir.
İstinaf Mahkemesinin “Eksikliği Gidererek” Kendisinin Karar Vermesi Kuralı (Yargıtay 9.HD – 2017/5190 Karar) Bölge Adliye Mahkemesi kararında, “davacının iş akdinin feshi tarihindeki gerçek ücretinin; meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı süreler, meslek ünvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, TÜİK, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından ve özellikle ilgili meslek odalarından araştırıldıktan sonra karar verilmek üzere MAHKEMESİNE İADESİNE, ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı yasanın 353/1-a.6 maddesi hükmü gereğince ESASI İNCELENMEDEN KALDIRILMASINA” karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK’un 353/a-6 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesinin, yerel mahkeme kararının esasını incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren o mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine (duruşma yapmadan) kesin olarak karar verebilmesi için; mutlaka “Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen delilleri hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması” gerekir. İstinafın amacı; ilk derece yargılanmasını ve mahkemenin nihai kararlarını denetleyerek tespit edilen bu hataları ve eksiklikleri, maddi vakıa ve hukuki açıdan denetleyerek bizzat gidermektir. İstinaf mahkemesi bir usuli hata veya eksiklik olmadığı müddetçe, ilk derece mahkemenin vakıa tespitleri ve dava malzemesi ile bağlıdır. “Eksik delil toplama” veya “eksik değerlendirme” var ise, maddi vakıa denetimi kapsamında BAM bunları bizzat gidermeli, delili kendisi toplamalı ve “kendisi karar vermelidir” (Geri gönderemez). Somut uyuşmazlıkta yerel mahkeme tazminat ve alacaklara esas ücreti (kendince) belirlemiş ve hesaplayıp hüküm altına almıştır. Hesabın unsuru olan tazminat ve alacaklara “esas ücret hatalı veya eksik” belirlenmiş ise; Bölge Adliye Mahkemesi bu eksikliği (TÜİK araştırmasını vb.) bizzat kendisi gidermeli, tamamlamalı ve sonuca göre yeni bir karar verilmelidir. Bu kural usul ekonomisinin (hızlı yargılamanın) gereği olduğu gibi, BAM’ın ikinci derece yargılama yapmasının da zorunlu sonucudur. HMK madde 353, yerel mahkemenin kararının kaldırılmasını ve yeniden görülmesi için dosyanın geri gönderilmesini, sadece “delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden” karar verilmesine bağlamıştır. Yerel mahkemenin sırf “emsal ücret araştırmaması” durumunda, delillerin hiç toplanmadığından veya değerlendirilmediğinden söz edilemez (Karar verilmiştir). O nedenle Bölge Adliye Mahkemesinin bu yöndeki “geri gönderme” nitelendirmesi hukuken hatalı ise de; anılan mahkeme uyarınca Bölge Adliye Mahkemelerinin yerel mahkemeye “geri gönderme kararı kanunen kesin olduğundan” ve kesin olan kararların temyiz incelemesi (Yargıtay’da) yapılamayacağından, temyiz isteminin açıklanan bu gerekçe ile usulden REDDİNE, 27.03.2017 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
İhtiyari Dava Arkadaşlığı Varsa İstinaf Kesinlik Sınırı (Parasal Sınır) Nasıl Belirlenir? (Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi – Karar : 2018/315) İstinaf sebepleriyle bağlı kalınarak yapılan BAM değerlendirmesinde; dava trafik kazasından kaynaklı “destekten yoksun kalma tazminatı” talebine ilişkindir. 6456 sayılı Kanunun 45.maddesi ile değişik 5684 sayılı kanunun 30/12.maddesi gereğince; Beşbin (5.000) Türk Lirası altındaki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararları kesindir. Beşbin türk lirası ve daha üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararlarına karşı komisyonca ilgiliye bildirimden itibaren 10 gün içerisinde bir defaya mahsus olmak üzere komisyon nezdinde itiraz edilebilir. İtiraz üzerine Sigorta Tahkim İtiraz Hakem Heyetinin 40.000,00 (Kırkbin) Türk Lirasını geçmeyen uyuşmazlıklar hakkında verdiği kararlar ise kesindir. 40.000,00-TL’nin üzerindeki kararlar için ise temyize (istinafa) gidilebilir” hükmünü içermektedir. Bunun yanında başvuru sahibi olan davacılar (ölenin eşi, çocukları vb.) “zorunlu dava arkadaşı” olmayıp “ihtiyari dava arkadaşı” olduklarından; bu 40 bin liralık kesinlik sınırı toplam değere göre değil, her bir davacı için (ayrı ayrı taleplerine göre) ayrı ayrı belirlenir (Yargıtay 17.HD 15.06.2017 tarih ve 2015/821E-2017/6811K ilamı). Temyize (istinafa) konu olan alacağın (tazminatın) “her bir davacı yönünden” 40.000,00-TL’nin altında olduğu, İtiraz Hakem Heyetince de bu yönde karar verildiği, kararın davalı vekili tarafından istinafa getirildiği, bu sebeple ihtilaf miktarının, davada ihtiyari dava arkadaşlığı bulunması sebebiyle “her bir davacı yönünden ayrı ayrı 40.000,00-TL’nin altında olduğu” anlaşıldığından karar yasa gereği kesin niteliktedir. Kesin olan (sınırın altındaki) kararların temyiz istemleri hakkında hakem heyetince bir karar verilebileceği gibi, 01/06/1990 gün 3/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı uyarınca Yargıtay (ve İstinaf dairesince) de doğrudan istinaf isteminin usulden reddine karar verilebildiği anlaşıldığından, davalı vekilinin istinaf talebinin kesinlikten reddine karar vermek gerekmiştir.
İstinaf İncelemesi, İstinaf Sebebi Gösterilmemesi ve Kamu Düzeni İlkesi (HGK) (Yargıtay HGK – Karar : 2018/1607) 6100 sayılı Kanun’da (HMK) “istinaf sebepleri” tek tek (liste halinde) gösterilmemiştir. Bununla birlikte istinaf kanun yolunu düzenleyen 341 ila 360’ncı maddelerden hareketle genel istinaf sebeplerini tespit etmek mümkündür. Şöyle ki, özellikle 342, 352, 353 ve 355’inci maddelerdeki emredici hükümler birlikte değerlendirildiğinde, genel olarak istinaf sebeplerinin; ilk derece mahkemesince vakıalar, vakıaların ispatı için ileri sürülen ve toplanan delillerin değerlendirilmesi, yargılama usulü (tebligat/tanık) ve hukukun uygulanması ile ilgili noktalardaki “kabulüne ilişkin eksiklik ya da yanlışlıklar” sebebi ile istinaf kanun yoluna başvurulabileceği sonucu çıkmaktadır. Başka bir anlatımla, vakıaların tespit ve değerlendirilmesindeki tüm maddi hatalar ile hukukun uygulanmasından kaynaklanan hukuki yanlışlıklar daima istinaf sebebi olacaktır.
İstinaf bir kanun yolu olmakla birlikte temyiz kanun yolundan farklı olarak ilk derece mahkemesinin kararının hukuken denetlenmesi yanında, aynı zamanda gerektiğinde “yeni bir yargılama yapılması” ve hüküm mahkemesi gibi yeni karar verilmesi söz konusudur. İstinafın kapsamını Kanun’un 355’inci maddesi belirlemiş olup bu madde hükmü dikkate alındığında; “kamu düzenine aykırılık” hâlleri dışında istinaf dilekçesinde belirtilen istinaf sebepleri ile “sınırlı olarak” inceleme yapılır; bu kapsamda istinaf sebebi ile bağlı kalınmak kaydı ile bu konudaki delillerin toplanması ve incelenmesi söz konusu olur. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama tümüyle tekrarlanmayıp sadece yanlışlık ya da eksiklik tespit edilen noktalarda yargılama yapılarak deliller toplanıp değerlendirildikten sonra, kararın “düzeltilmesi” sağlanmaktadır. Nitekim Kanun’un 357’nci madde hükmüne göre, bölge adliye mahkemesince resen göz önünde tutulacaklar dışında, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu (doğru olduğu) kanaatine varılması hâlinde istinaf başvurusunun “esastan reddine (onanmasına)” karar verilecektir (6100 sayılı HMK m. 353/b-1). Duruşma yapılmasına gerek olmayan, usuli hataların (görevsizlik vb.) bulunduğu Kanunun 353üncü maddesinin (a) fıkrasının 1 ila 6’ncı bentleri arasında düzenlenen durumlarda; bölge adliye mahkemesi istinaf incelemesi yaparak ilk derece mahkemesinin kararını kaldırıp dosyanın “ilgili mahkemeye gönderilmesine” karar verir. Bölge Adliye Mahkemesi istinaf başvurusunda ileri sürülen sebeplerin doğru olduğuna kanaat getirirse bu durumda; ilk derece mahkemesinde dava reddedilmiş ise, red kararını kaldırarak davanın kısmen ya da tamamen “kabulüne”; dava kabul edildiği hâlde aslında reddi gerekmekte ise kabul ya da kısmen kabul kararını kaldırarak davanın “red” kararı verir.
İstinaf Süresi İçinde İkinci Kere “Ek İstinaf Dilekçesi” Verilebilir mi? (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi – Karar: 2019/9846) Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi, kural olarak “istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak” yapılır. Ancak, Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık (ehliyet, harç vb.) gördüğü takdirde bunu resen (kendiliğinden) gözetir. (HMK mad. 355) Somut olayda; Davalı-birleşen dosyada davacı vekiline, İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararı 02.11.2017 tarihinde resmi olarak tebliğ edilmiş, verilen karar, davalı-birleşen dosyada davacı vekili tarafından, yasal 2 haftalık süresi içinde kalarak 15.11.2017 tarihinde istinaf edilmiş, daha sonra aynı davalı-birleşen dosyada davacı vekili tarafından “istinaf başvuru süresi henüz dolmadan (içinde)” verilen 16.11.2017 havale tarihli “ek dilekçe” ile; o ilk dilekçede ileri sürmediği “davacı-birleşen dosyada davalının banka hesabının İsviçre Frangı (döviz) hesabı olduğu, bu banka hesabı üzerinden, davalı-birleşen dosyada davacı lehine banka hesabının Türk Lirası hesabı olarak kabul edilerek katılma alacağı hesabı yapıldığı, İsviçre Frangının günümüz güncel kuru üzerinden TL’ye çevrilerek, faiziyle tahsil edilmesi gerektiği” itirazını da (yeni istinaf sebebi) ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bu yönüyle de kaldırılması gerektiğini talep etmiş; Bölge Adliye Mahkemesince ise (hatalı bir yorumla); “istinaf yoluna başvuran tarafın yasal süre içerisinde olsa dahi sunacağı diğer (ek) dilekçelerin, ‘istinaf dilekçesi mahiyetinde olmayıp’, bu dilekçelerle sonradan belirtilen istinaf sebeplerinin Bölge Adliye Mahkemesince değerlendirilmeye alınmasının mümkün olmadığı, bu nedenle 15.11.2017 tarihli (ilk) istinaf sebepleri doğrultusunda inceleme yapılırken ek istinaf sebeplerini içerir 16.11.2017 tarihli ikinci dilekçedeki itirazların dikkate alınmayacağı (reddedileceği)” değerlendirmesini yapmış ise de; Yargıtay’a göre; davalı-birleşen dosyada davacı vekilince yasal istinaf başvuru süresi “içinde” sunduğu ikinci bir dilekçe ile, ilk dilekçede ileri sürmediği vakıa (döviz hesabı) hakkında “yeni istinaf talebinde bulunmasında (eklemesinde)” usul hukuku açısından hiçbir yasal engel olmadığından; davalı-birleşen dosyada davacı vekilinin ek istinaf dilekçesi içeriğindeki banka hesabına yönelik itirazı hakkında olumlu veya olumsuz esastan bir değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken; yazılı gerekçeyle (usulden) davalı-birleşen dosyada davacı vekilinin o banka hesabına yönelik (ikinci) istinaf başvurusunun hiç değerlendirilmemesi usule aykırıdır ve doğru görülmemiştir (Karar bozulmuştur).
Türkiye’deki İstinaf Mahkemeleri ve Yargı Çevreleri
Türk Hukuk sisteminde İstinaf mahkemeleri (Bölge Adliye Mahkemeleri ve Bölge İdare Mahkemeleri), “Adli İstinaf Mahkemesi Kuruluş Kanunu” ile kurulmuştur. İllerdeki yerel mahkemelerin kararları, bağlı bulundukları bu bölge istinaf mahkemelerine gider.




