Dava ve Ceza Zamanaşımı Şartları

Ceza Hukukunda Dava ve Ceza Zamanaşımı Kavramları (TCK Madde 66-68)

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 66. maddesi kapsamında tanzim edilen dava zamanaşımı; yasadışı bir fiilin (suçun) işlenmesinin ardından kanunların öngördüğü belirli bir süre geçmiş olmasına karşın fail hakkında herhangi bir davanın açılmaması yahut açılan kamu davasının yasal süreler zarfında karara bağlanarak sonuçlandırılamaması durumunda, devletin o şahsı cezalandırma yetkisinden hukuken feragat etmesi ve ceza davasının düşmesi neticesini yaratan hayati bir ceza hukuku müessesesidir.

Öte yandan, TCK’nın 68. maddesinde hayat bulan ceza zamanaşımı kurumu ise; mahkemelerce verilip kesinleşmiş olan bir mahkûmiyet kararının, kesinleşme tarihinden itibaren yasada belirtilen sürenin geçmesiyle birlikte artık infaz kabiliyetini yitirmesi ve cezanın çektirilmesinden vazgeçilmesidir. Kısacası; dava zamanaşımında devletin o suçu yargılama ve “cezalandırma hakkı” son bulurken, ceza zamanaşımında ise zaten verilmiş olan “cezanın fiilen uygulanması (infazı)” ortadan kalkmaktadır.

Bu noktada çok önemli bir ayrımın altını çizmek gerekir: Ceza yargılamasında “olağan dava zamanaşımı süresi” (asli zamanaşımı) ve “uzamış dava zamanaşımı süresi” (kesintili zamanaşımı) şeklinde iki farklı hesaplama usulü bulunur. Şayet hukuki süreçte zamanaşımını “kesen” hukuki nedenler (ifade, sorgu vb.) devreye girerse, sanık veya şüpheli hakkında uzamış zamanaşımı süresi tatbik edilir. TCK m. 66 hükümlerine göre en hafif nitelikteki suçlar için asli (olağan) zamanaşımı süresi 8 yıl olarak belirlenmişken, aynı suç tipleri için kesintilerin varlığı halinde hesaplanacak uzamış zamanaşımı süresi en fazla 12 yıla kadar çıkabilmektedir.

Bir Suçun Dava Zamanaşımı Süresi Hangi Kriterlere Göre Hesaplanır?

Türk Ceza Kanunu sistematiğine göre dava zamanaşımı süresi, her bir suç tipi için kanun maddesinde öngörülen cezanın üst sınırı (tavanı) baz alınarak ayrı ayrı tayin edilir (TCK md. 66/4). İlk adımda işlenen suçun yasadaki tavan cezası bulunur, ardından bu üst sınıra karşılık gelen TCK md. 66/1’deki sürenin geçip geçmediğine bakılır. Eğer ilgili kanun maddesinde suçun üst sınırı net bir şekilde belirtilmemişse, TCK md. 49 gereğince süreli hapis cezalarında üst sınır en fazla 20 yıl olarak kabul edilerek hesaplama yapılır.

Yasa maddesinde eylemin yaptırımı alternatifli olarak “hapis cezası veya adli para cezası” şeklinde düzenlenmişse; davanın sonunda hakimin sanığa sadece adli para cezası vermiş olmasına bakılmaksızın, zamanaşımı hesabı daima hapis cezasının üst sınırı dikkate alınarak yapılır. Eğer ceza “hapis cezası ve adli para cezası” şeklinde kümülatif (birlikte) öngörülmüşse, hesaplama yine hapis cezasının tavanı üzerinden yürütülecektir (TCK md. 66/4).

Dosyadaki mevcut deliller ışığında mahkeme; eylemin sadece basit şekliyle değil, aynı zamanda daha ağır bir cezayı gerektiren “nitelikli” boyutuyla da işlenmiş olabileceği ihtimalini görüyorsa, zamanaşımı hesabı o suçun ağırlaştırılmış nitelikli haline göre yapılır (TCK md. 66/3). Söz gelimi, TCK md. 157 kapsamındaki basit dolandırıcılık fiili için olağan zamanaşımı 8 yıl iken; yargılama evresinde dolandırıcılığın bir kamu kurumunun araç kılınarak yapıldığı (nitelikli dolandırıcılık) yönünde deliller belirirse, TCK md. 158 uyarınca tavan ceza 10 yıla çıkacağından, uygulanacak dava zamanaşımı süresi de doğrudan 15 yıla yükselecektir.

Ayrıca, suçun temel cezasına oran üzerinden sadece belli bir artırım yapılmasını öngören nitelikli haller de zamanaşımı tespiti sırasında mutlaka göz önünde tutulmalıdır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu – 2012/1842 Karar). Örneğin; TCK md. 151’de düzenlenen basit mala zarar verme suçunun cezası 4 aydan 3 yıla kadar olduğundan asıl zamanaşımı süresi 8 yıldır. Ancak fiil patlayıcı madde kullanılarak icra edilmişse (TCK md. 152/2), yasa gereği temel ceza bir katına kadar artırılır. Bu artırımla suçun yeni üst sınırı 6 yıla çıkacağından, olayın olağan zamanaşımı süresi de otomatik olarak 15 yıl bandına taşınır.

Önemli İstisna: Dava zamanaşımı sürelerinin hesabında, yalnızca sanığın aleyhine olan ve cezayı ağırlaştıran nitelikli haller dikkate alınır. Suçun cezasında indirime yol açan; teşebbüs, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, meşru müdafaa veya suça yardım etme gibi indirim sebepleri (şahsi ve yasal nedenler) zamanaşımı tavanını aşağı çekmek için kesinlikle kullanılamaz.

Aynı olaydan ötürü ilerleyen süreçte yeni baştan bir yargılama yapılmasının gerekmesi halinde (yargılamanın yenilenmesi veya kanun yararına bozma gibi durumlar), dava zamanaşımı süresi mahkemece belirlenecek “yeni suç vasfına” göre sil baştan hesaplanacaktır (TCK md. 66/5).

Dava Zamanaşımı Süresi Hangi Anda İşlemeye Başlar?

Temel prensip olarak dava zamanaşımı, hukuka aykırı fiilin gerçekleştirildiği (suçun işlendiği) günden itibaren işlemeye başlar. Ancak TCK md. 66/6, suçların yapısına göre sürenin başlangıç anını detaylandırmıştır. Buna göre zamanaşımı;

  • Tamamlanmış (bitmiş) suçlarda; suçun işlendiği tarihten,
  • Teşebbüs evresinde (yarıda) kalan suçlarda; failin gerçekleştirdiği son hareketin yapıldığı günden,
  • Mütemadi (kesintisiz devam eden) suçlarda; kesintinin gerçekleştiği yani temadinin bittiği (örneğin hürriyeti tahditin son bulduğu) günden,
  • Zincirleme suç kurallarının uygulandığı eylemlerde; en son suçun işlendiği günden,
  • Çocuklara yönelik, kendi üstsoyları (anne-baba) veya üzerlerinde nüfuzu/hakimiyeti bulunan kimselerce işlenen suçlarda ise; çocuğun 18 yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlar.

İştirak (birlikte) halinde işlenen suç eylemlerinde, zamanaşımı hesabının odak noktası asıl maddi failin (suçu doğrudan işleyenin) hareketleridir. O harekete dayanılarak azmettirenler, yardım edenler ve diğer tüm şerikler için geçerli olacak zamanaşımı süreleri ortak bir paydayla belirlenir.

Yetişkinler İçin Olağan Dava Zamanaşımı Süreleri

Ceza dosyalarındaki “olağan dava zamanaşımı süreleri”, fiilin icra edildiği günden başlayarak TCK md. 66/1 hükümleri çerçevesinde hesaplanır. Bu yasal sürelerin hiç kesintiye uğramadan geçmesi durumunda açılan kamu davasının düşürülmesine hükmedilir. 18 yaşını doldurmuş yetişkinler için bu süreler şu şekildedir:

  • Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren ağır suçlarda 30 yıl,
  • Müebbet hapis cezası öngörülen suçlarda 25 yıl,
  • Yirmi yıldan aşağı olmamak kaydıyla hapis cezasını gerektiren suçlarda 20 yıl,
  • Beş yıldan fazla olup yirmi yıldan az hapis cezası barındıran suçlarda 15 yıl,
  • Beş yıldan fazla olmayan hapis cezaları ile adlî para cezasını gerektiren hafif suçlarda 8 yıl geçmesiyle ceza davası zamanaşımına uğrar ve düşme kararı verilir.

Çocuklar (Suça Sürüklenen Çocuklar) İçin Dava Zamanaşımı Süreleri

Yasalar, suç tarihinde reşit olmayan bireyler için yaş gruplarına göre daha lehe (kısa) zamanaşımı süreleri tayin etmiştir (TCK md. 66/2).

Fiili İşlediği Tarihte 15 – 18 Yaş Grubunda Olanlar İçin:

  • Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren hallerde 20 yıl,
  • Müebbet hapis cezasını icap ettiren suçlarda 16 yıl 8 ay,
  • Tavanı 20 yıldan aşağı olmayan hapis cezalarında 13 yıl 4 ay,
  • Beş yıldan çok, yirmi yıldan az hapis gerektiren eylemlerde 10 yıl,
  • Beş yıldan az hapis veya adli para cezası öngörülen eylemlerde 5 yıl 4 ay.

Fiili İşlediği Tarihte 12 – 15 Yaş Grubunda Olanlar İçin:

  • Ağırlaştırılmış müebbet gerektiren en ağır suçlarda 15 yıl,
  • Müebbet hapis cezası öngörülen hallerde 12 yıl 6 ay,
  • Yirmi yıldan aşağı olmayan hapis cezalarında 10 yıl,
  • Beş yıldan çok, yirmi yıldan az hapis gerektiren eylemlerde 7 yıl 6 ay,
  • Beş yıla kadar hapis veya adli para cezası gerektiren eylemlerde 4 yıl.

(Dikkat: TCK m. 66/7 uyarınca, yurtdışında icra edilen belirli ağır suçlarda dava zamanaşımı kuralları işlemez; bu suçlar zamandan bağımsız olarak her daim soruşturulabilir ve kovuşturulabilir).

Dava Zamanaşımı Süresinin “Kesilmesi” ve Sonuçları

Ceza muhakemesinde dava zamanaşımının “kesilmesi”; işlemekte olan mevcut sürenin, yargı mercilerince gerçekleştirilen bazı resmi işlemler neticesinde tamamen silinerek, o işlemin yapıldığı tarihten itibaren tüm olağan sürenin sıfırdan, en baştan işlemeye başlamasıdır (TCK md. 67/3). Ancak bu kesilme işlemi sınırsız değildir; kesilme hallerinde uzayacak toplam zamanaşımı süresi, o suç için yasada belirtilen olağan sürenin “en fazla yarısına kadar” eklenebilir (TCK md. 67/4). Örneğin; basit kasten yaralama, tehdit veya şantaj suçlarında olağan süre 8 yıldır. Suç 01.09.2016’da işlenmiş, fakat fail tam 1 yıl sonra (01.09.2017’de) hakim karşısına çıkıp sorguya çekilmişse, o güne dek işleyen 1 yıllık süre yanar. 01.09.2017’den itibaren 8 yıllık süre sıfırdan başlar. Toplam geçen süre 9 yıla çıkar. Bu silsileyle bu tip suçlarda süre en fazla 12 yıla kadar uzayabilmektedir.

Dava zamanaşımını kesecek birden çok olay cereyan etmişse, gerçekleşen her bir işlem ayrı ayrı kesme etkisi yaratır ve süre, yapılan “en son” kesme işleminden itibaren yeniden başlar. Kesilmeler söz konusu olduğunda, davanın düşmesi için artık olağan süreye değil, uzamış zamanaşımı süresine bakılır.

Türk Ceza Kanunu madde 67/2, zamanaşımını kesen yasal işlemleri sınırlı sayıda (tahdidi) belirlemiştir:

  • İfade Alma İşlemi: CMK m. 1/g uyarınca ifade işlemi hem kolluk (polis/jandarma) hem de savcılık tarafından yapılabilir. Lakin kolluğun aldığı ifade zamanaşımını kesinlikle kesmez. Yalnızca Cumhuriyet Savcısı tarafından bizzat alınan ifadeler süreyi keser. Savcının bir kez ifade alması süreyi keser, sonradan alacağı ek ifadelerin ise kesici bir etkisi yoktur.
  • Sorguya Çekilme İşlemi: Şüpheli veya sanığın; soruşturma yahut kovuşturma konusu eylemle ilgili bizzat mahkeme veya hakim tarafından dinlenmesidir (CMK md. 1/h). Sadece ilk sorgu işlemi süreyi keser. Şahsın tutuklanma veya adli kontrol talebiyle mahkemeye sevkinde dinlenmesi de sorgu sayılır. Mahkemenin sanığa ek savunma hakkı vermesi, Yargıtay bozması sonrası sanığın yeniden dinlenmesi veya sonradan tekrar hakim karşısına çıkması süreyi kesmez.
  • (Önemli İçtihat – Sirayet Kuralı): Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2021/61 sayılı kararına (ve benzer 147-428 sayılı karara) göre; 5237 sayılı TCK, zamanaşımının kesilmesinde “nesnel ölçütü” benimsemiştir. İştirak halinde işlenen (birden çok faili olan) bir suçta; şeriklerden (ortaklardan) yalnızca birinin bile ifadesinin alınması, sorgulanması veya hakkında işlem yapılması; fiil bağından ötürü diğer tüm ortaklar (şerikler) için de zamanaşımını kesecektir.
  • Tutuklama Kararı Verilmesi: Sanıklardan veya şüphelilerden biri hakkında (CMK m. 100 gereği yüzüne karşı yahut CMK m. 248/5 gereği gıyabında/yokluğunda) tutuklama kararı verilmesi zamanaşımını keser. Ancak Sulh Ceza Hakimliklerinin CMK m. 98 uyarınca çıkardığı tutuklamaya yönelik yakalama kararları, ihzarlar (zorla getirmeler) ve davetiyeler (çağrı kâğıtları) zamanaşımını kesinlikle kesmez.
  • İddianame Düzenlenmesi: Cumhuriyet Savcısı tarafından CMK m. 170 kapsamında düzenlenen ve mahkemece kabul edilerek kamu davasını açan iddianame belgesi zamanaşımını keser.
  • Mahkumiyet Kararı Kurulması: İlk derece mahkemesinin, sanıkların bir kısmı hakkında da olsa “mahkumiyet kararı” vermesi süreyi keser. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı veya davanın reddi kararları süreyi kesmez.
  • Direnme Kararı: Yargıtay’ın (temyiz mercii) verdiği bozma kararına karşı, yerel mahkemenin eski kararında ısrar ederek verdiği “direnme kararı” teknik olarak bir mahkumiyet hükmü statüsünde olduğundan zamanaşımını keser. (İstinaf mahkemesinin bozma kararlarına karşı zaten yerel mahkemenin direnme hakkı yoktur).

Kesilme Halinde “Uzamış Dava Zamanaşımı” Hesabı ve Örnek

Zamanaşımını kesen yasal engeller doğduğunda, davanın düşmesi için asıl (olağan) sürenin geçmesi yetmez; olağan süreye kendi süresinin yarısı kadar bir sürenin daha eklenmesiyle bulunan “uzamış dava zamanaşımı süresi” beklenir.

Uygulamalı Örnek: 01.01.2016 tarihinde TCK 204/1’deki “resmi belgede sahtecilik” suçu işlenmiş olsun. Savcı tam 1 yıl sonra (01.01.2017) şüphelinin ifadesini almış, ardından 01.06.2017’de iddianame yazmış, sanık 01.12.2017’de yakalanıp mahkemede sorgulanmış ve yargılama sürerek 01.01.2018’de mahkumiyet kararı verilmiştir. Mahkumiyet istinaf ve Yargıtay’da bozulmuş, dosya yerel mahkemeye dönmüş ve 02.01.2026 tarihindeki celsede davanın zamanaşımından düşmesine hükmedilmiştir. Nasıl hesaplanır? Resmi belgede sahtecilik suçu için olağan zamanaşımı 8 yıl, azami (uzamış) süre ise 12 yıldır. Somut dosyada süreyi kesen en son işlem 01.01.2018 tarihindeki ilk mahkumiyet kararıdır (sonraki olağan celseler süreyi kesmez). Fiilin işlendiği tarihten (01.01.2016) süreyi kesen en son işleme (01.01.2018) kadar toplam 2 yıl akmıştır. Uzamış zamanaşımını bulmak için; 8 yıllık olağan süreye, bu eriyen 2 yıllık süre eklenir (8+2 = 10 yıl). Mahkeme, yasadaki en fazla sınır olan 12 yılı beklemeye gerek duymadan, son kesme anından itibaren değil, fiilin işlenmesinden itibaren toplamda 10 yıllık uzamış süre dolduğu için davayı 2026 yılında düşürmüştür.

Yetişkinler İçin En Fazla “Uzamış” Dava Zamanaşımı Süreleri (TCK m. 67/4):

  • Ağırlaştırılmış müebbet hapis gerektirenlerde azami 45 yıl,
  • Müebbet hapis öngörülenlerde 37 yıl 6 ay,
  • 20 yıldan aşağı olmamak üzere hapis gerektirenlerde 30 yıl,
  • 5 yıldan çok, 20 yıldan az hapis gerektirenlerde 22 yıl 6 ay,
  • 5 yıla kadar hapis veya adli para cezası olan suçlarda 12 yıl.

(Çocuklar için de olağan sürelerinin “yarısı” eklenerek uzamış süreler; 15-18 yaş grubu için sırasıyla 30 yıl, 25 yıl, 20 yıl, 15 yıl, 8 yıl olarak; 12-15 yaş grubu için ise 22.5 yıl, 18 yıl 9 ay, 15 yıl, 11 yıl 3 ay ve 6 yıl olarak azami sınırlara ulaşır).

Dava Zamanaşımı Süresinin “Durması” (TCK m. 67/1)

Zamanaşımının durması; kanunda açıkça yer alan ve dava açılmasını yahut yargılamaya devam edilmesini geçici olarak imkansız kılan bir yasal engelin (sorunun) çıkması üzerine, o engel çözülüp ortadan kalkıncaya değin saatin (sürenin) olduğu yerde donup kalmasıdır. Engel kalktığında süre en baştan değil, kaldığı yerden işlemeye devam eder.

TCK md. 67/1 uyarınca zamanaşımını donduran (durduran) haller şunlardır:

  1. İzin Şartının Beklenmesi: Bazı kamu personelleri veya suç tipleri için soruşturma açılması Adalet Bakanlığı veya ilgili merciin “iznine” tabidir (Örn: TCK 299 Cumhurbaşkanına Hakaret, Hakimler ve Savcılar Kanunu md. 82, Avukatlık Kanunu md. 58, Noterlik Kanunu md. 153). Savcılık izin için başvurduğu an süre durur; izin belgesi savcılığa ulaştığı an süre kaldığı yerden akmaya devam eder.
  2. Karar Şartı: Yargılama yapılabilmesi için yetkili meclislerin veya kurulların “karar” vermesi gereken hallerdir. Örneğin bir milletvekilinin dokunulmazlığının TBMM tarafından kaldırılması (Anayasa md. 83) veya 4483 sayılı yasa kapsamında memurlar hakkında idari kurullardan soruşturma izni kararı alınması süreçlerinde, karar çıkana dek zaman donar.
  3. Bekletici Mesele Kararı: Ceza davasının kaderi, hukuken başka bir mahkemenin (örneğin hukuk mahkemesinin veya Anayasa Mahkemesinin) vereceği bir iptal veya tespit kararına bağlıysa, yargıç bu durumu “bekletici mesele” yapar ve o dosyanın sonucu gelene dek zamanaşımı işlemez. Ancak hakimin keşif yapması, bilirkişi veya Adli Tıp raporu beklemesi gibi rutin yargılama işlemleri bekletici mesele yapılamaz ve süreyi dondurmaz.
  4. Kaçak Kararı Çıkartılması: CMK m. 247 kapsamında, adaletten saklanan ve ulaşılamayan şüpheli/sanık hakkında mahkemece resmi olarak “kaçak” kararı alınırsa süre durur. Şahıs yakalanıp kaçaklık kararı kalktığında zamanaşımı kaldığı yerden işlemeye başlar.
  5. HAGB (Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması) Süreci: CMK 231 uyarınca sanığa HAGB kararı verilip bu karar “kesinleştiği” anda dava zamanaşımı saati tamamen durur. Şahıs 5 yıllık denetim süresi içinde yepyeni kasıtlı bir suç işlerse ve bu yeni suç kesinleşirse, HAGB bozulacağından o ilk suçun durmuş olan zamanaşımı süresi, ikinci suçun işlendiği tarihten itibaren tekrar akmaya başlar.

(Not: “Yargılamanın yenilenmesi – iade-i muhakeme” talebi kabul edilirse (TCK 66/5), o eylemle ilgili zamanaşımı süresi, talebin kabul edildiği tarihten itibaren yepyeni bir suçmuş gibi “yeni baştan” sıfırdan işlemeye başlar).

Ceza Zamanaşımı Nedir ve Süreleri Nelerdir? (TCK m. 68)

Ceza zamanaşımı; mahkemelerden çıkıp yasa yollarından geçerek kesinleşmiş olan bir mahkûmiyet hükmünün, devletin elinde olmayan veya failin kaçması gibi nedenlerle belli bir süre zarfında fiilen “infaz edilememesi” sonucunda, o cezanın infazından tamamen vazgeçilmesini sağlayan kurumdur. Ceza zamanaşımı mahkumiyeti hukuken silmez, yalnızca failin hapse girmesini (infazı) engeller. Yani suçun getirdiği diğer hukuki yaptırımlar (memuriyete engel olma, adli sicil kayıtları, memnu hakların iadesi şartları) varlığını sürdürür. Hükümlü talep etmese dahi ceza zamanaşımı şartları oluştuğunda mahkemece “resen” cezanın infaz edilmemesi yönünde karar verilmelidir.

Hapis ve Adli Para Cezalarında Zamanaşımı Süreleri (TCK m. 68/1): Kesinleşen hükümde yazan ceza miktarına göre şu süreler geçtikten sonra ceza infaz edilemez:

  • Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarında 40 yıl,
  • Müebbet hapis cezalarında 30 yıl,
  • 20 yıl ve daha fazla süreli hapis cezalarında 24 yıl,
  • 5 yıldan çok hapis cezalarında 20 yıl,
  • 5 yıla kadar hapis cezaları ile adlî para cezalarında 10 yıl.

Yaş İndirimi: Suçu işlediği esnada 12-15 yaş grubunda olan çocukların infazında bu sürelerin “yarısı” (1/2); 15-18 yaş grubunda olanların infazında ise bu sürelerin “üçte ikisi” (2/3) dikkate alınır.

Müsadere (El Koyma) Zamanaşımı: Mahkemece verilen eşya veya kazanç müsaderesine ilişkin hükümler, kararın kesinleştiği tarihten itibaren 20 yıl geçmesiyle artık infaz edilemez (TCK md. 70).

Ceza Zamanaşımı Süresinin Kesilmesi ve Hesaplanması (TCK m. 71)

Dava zamanaşımında olduğu gibi, ceza zamanaşımı da bazı müdahalelerle kesilebilir. Süre kesildiğinde iptal olur ve o tarihten itibaren “aynı süre” tekrar sıfırdan işlemeye başlar. Dava zamanaşımındaki “uzamış zamanaşımı (yarı oranında ekleme)” kuralı ceza zamanaşımında uygulanmaz; süre ne kadarsa sıfırlanıp aynen yeniden işler.

Ceza zamanaşımını kesen haller şunlardır:

  • Kesinleşen hükmün infaz edilmesi için yetkili savcılık birimlerince hükümlüye usulüne uygun bir çağrı (tebligat) yapılması.
  • Hükümlünün bizzat cezasını çekmek üzere polis/jandarma tarafından fiilen yakalanması (Sadece hakkında yakalama kararı veya müzekkeresi çıkartılması süreyi kesmez, fiziksel yakalanma şarttır).
  • Hükümlünün, mahkûm olup cezası kesinleştikten sonra infaz aşamasındayken, üst sınırı 2 yıldan fazla hapis gerektiren yepyeni kasıtlı bir suç işlemesi.

Süreden Düşülecek Haller (TCK md. 68/5): Hükümlü cezasını çekerken cezaevinden firar ederse veya infaz bir şekilde durursa, ceza zamanaşımı baştaki toplam ceza üzerinden değil, mahkumun yatması gereken kalan (bakiye) ceza miktarı üzerinden hesaplanır. Ayrıca sanığın yargılama aşamasında gözaltında veya tutuklu olarak geçirdiği süreler toplam cezadan düşülür ve zamanaşımı tavanı bu “kalan net ceza” üzerinden tespit edilir. Örneğin; 6 yıl hapis alan bir kişi dava aşamasında 1,5 yıl tutuklu kalmışsa, kalan net yatacağı ceza 4,5 yıldır. Kalan ceza 5 yılın altına indiği için artık bu kişinin ceza zamanaşımı süresi (20 yıl değil) 10 yıl üzerinden hesaplanacaktır.

Feri (Yan) Cezalar ve İçtima Edilen Cezalar: Mahkumiyet hükmünde hem 6 yıl hapis hem de 50.000 TL adli para cezası (farklı türden cezalar) kümülatif verilmişse; infaz zamanaşımı, içlerindeki “en ağır cezanın” süresine tabidir. Bu örnekte her iki ceza da ancak 20 yıl sonra zamanaşımına uğrar. Yine cezaya bağlanan belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma gibi feri (ek) yaptırımların süresi de asıl cezanın zamanaşımı süresi dolana kadar devam eder (TCK md. 69).


Dava ve Ceza Zamanaşımına İlişkin Emsal Yargıtay Kararları

Dava Zamanaşımının İştirak Edenlere Sirayeti (Bulaşması) Üzerine TCK’nın 67/2 maddesinde; suça ortak olan sanık veya şüphelilerden “herhangi birinin” ifadesinin alınması, sorgulanması, tutuklanması veya hakkında iddianame yazılıp mahkumiyet verilmesi hallerinde dava zamanaşımının kesileceği hükmedilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31.01.2012 (243-7) ve 20.03.2012 (241-114) tarihli içtihatlarında ve keza 14.05.2019 (147-428) tarihli kararında istikrar kazanan yoruma göre; 5237 sayılı TCK, zamanaşımı kesilmesinde “nesnel ölçütü” kabul etmiştir. Bu ölçüte göre zamanaşımı, şahsın kişiliğine bağlı olarak değil “suçun işlendiği fiile bağlı olarak” kesilir. Dolayısıyla iştirak (suç ortaklığı) halinde işlenen dosyalarda; şüphelilerden yalnızca bir tanesi hakkında bile ifade veya sorgu gibi kesici bir işlem yapılmışsa, ortada kopmaz bir fiil bağı bulunduğundan, bu kesilme işlemi dosyada adı geçen diğer tüm suç ortaklarını (şerikleri) da otomatik olarak etkiler (sirayet eder) ve hepsinin zamanaşımı ortaklaşa olarak kesilmiş sayılır. Bu kabul hem teoride (Prof. Dr. İzzet Özgenç, Prof. Dr. Mahmut Koca vb. eserlerinde) hem de Yargıtay uygulamasında zorunlu ve mutlaktır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu – K.2021/61).

Kanun Değişikliği Sebebiyle Yapılan Uyarlama Yargılamaları Ceza Zamanaşımını Kesmez Bir sanık hakkında mahkumiyet hükmü verilip o hüküm kesinleştikten sonra; meclis tarafından sanığın lehine olacak şekilde yepyeni bir yasal düzenleme yapılırsa, “uyarlama yargılaması” (lehe kanun uygulaması) denilen bir prosedür işletilerek yeni kanun hükümlünün durumuna entegre edilir. Bu yargılama sonucu verilen karar nitelik itibarıyla bir hüküm olsa da; özünde ilk kesinleşmiş kararı infaz kabiliyeti yönünden değiştiren, kendine has dar çerçeveli bir işlemdir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin kararlarına göre; sonradan yapılan bu uyarlama yargılamaları ve alınan ek kararlar, TCK 71. maddesinde sınırlı sayıda sayılan “ceza zamanaşımını kesen nedenler” listesinde yer almamaktadır. Ceza hukukunda, sanığın aleyhine sonuç doğuracak şekilde kıyas ve yorum yapılamayacağından; uyarlama kararları ceza zamanaşımını sıfırlayan/yeniden başlatan bir etki yaratmaz (Yargıtay CGK – 2006/128 karar ve Yargıtay 5. CD – Karar: 2011/25072).

Kanun Yararına Bozma Müessesesinde Zamanaşımı Kuralları Kesinleşmiş bir mahkeme kararında ciddi bir hukuka aykırılık tespit edilirse, Adalet Bakanlığı’nın talebiyle karar Yargıtay’ca “kanun yararına” bozulabilir. Ancak Yargıtay’a göre; kanun yararına bozma mekanizması işletilmeden önce söz konusu hüküm zaten çoktan “kesinleşmiş” olduğundan ve sanık artık “hükümlü” sıfatını giydiğinden; bozma kararı sonrası yerel mahkemede yapılacak yeni incelemeler esnasında “dava zamanaşımı” kuralları işletilemez. Bu safhada sanığın lehine ancak ve ancak şartları olgunlaşmışsa “ceza zamanaşımı” hükümleri tartışılabilir (Yargıtay 2. CD – Karar: 2014/19694).

İddianamenin Düzenlenmesi ve İade Süreçlerinin Zamanaşımına Etkisi Savcılıkça yazılan bir iddianame, ancak ve ancak mahkeme tarafından “kabul edilmesi” şartıyla, üzerinde yazan düzenlenme tarihinde dava zamanaşımını kesmiş sayılır. Eğer mahkeme iddianameyi eksik bularak savcılığa “iade ederse” ve savcılık bu iadeye itiraz edip itirazı kazanırsa, ilk düzenleme tarihi yine kesme tarihi olarak baz alınır. Lakin, savcılık iadeyi kabullenip eksiklikleri tamamlayarak mahkemeye “ikinci ve yeni bir iddianame” sunarsa; zamanaşımını kesecek olan tarih bu ikinci iddianamenin mahkeme kalemine kaydolup kabul edildiği yeni tarihtir. Zira hukuki işlerlik ancak mahkemenin kabulüyle başlar. Örnek olayda; 21.01.2005 tarihinde işlenen sahte fatura kullanma suçuna ilişkin mülga 765 sayılı TCK hükümlerine göre 5 yıllık asli dava zamanaşımı süresi mevcuttur. Ancak kabul edilen sağlam iddianamenin mahkemeye sunulduğu tarih 10.05.2010’dur. Bu iki tarih arasında 5 yıllık asli zamanaşımı süresi zaten dolmuş olduğundan dava düşmelidir (YCGK – Karar : 2016/65).

Temyiz Sürecinde Uzamış Dava Zamanaşımının Gerçekleşmesi (Örnekler)

  • 28.06.2006 tarihinde işlenen suçta olağan süre 8 yıl, kesintilerle birlikte uzamış azami zamanaşımı ise 12 yıldır. Dosyanın Yargıtay 20. Ceza Dairesi’nde (temyiz) incelendiği gün itibarıyla, fiil tarihinin üstünden durma süreleri de dahil edilerek 12 yıldan fazla bir zamanın geçtiği saptanmıştır. Yargıtay, esasa dahi girmeden hükmü bozarak sanık hakkındaki kamu davasının derhal düşmesine hükmetmiştir (Yargıtay 20. Ceza Dairesi – Karar : 2020/3764).
  • Tefecilik (TCK m. 241/1) suçuyla yargılanan sanıklar için olay tarihi 2007’dir. Suçun uzamış zamanaşımı tavanı 12 yıldır. Yargıtay incelemesinin yapıldığı gün itibarıyla bu 12 yıllık sürenin fazlasıyla dolduğu anlaşıldığından, CMK 223/8 gereğince bozma ve derhal düşme kararı verilmiştir (Yargıtay 9. Ceza Dairesi – Karar : 2020/445).
  • Suç tarihinde 15-18 yaş aralığında olan suça sürüklenen çocuğun eylemi için asli süre 5 yıl 4 aydır. Çocuğa 02.07.2014’te verilen ilk mahkumiyet kararı süreyi kesen son işlem olmuştur. Yargıtay’daki inceleme tarihinde, bu son mahkumiyetin üzerinden 5 yıl 4 aylık sürenin aşıldığı saptandığından davanın düşmesine karar verilmiştir (Yargıtay 20. Ceza Dairesi – Karar : 2020/1930).

Ceza Zamanaşımının Yakalama ile Kesilmesi Prensibi Hükümlünün kesinleşmiş birden fazla ceza (ilam) dosyası varsa, ceza zamanaşımı süreleri her bir ilam (ceza) için ayrı ayrı incelenmelidir. Hükümlü polis tarafından infaz için fiilen yakalandığında; polis hangi mahkumiyet dosyaları/suçları için o şahsı yakalamışsa, sadece o spesifik ceza dosyalarının zamanaşımı kesilir. Somut dosyada, hükümlüye cezasını çekmesi için 08.08.2008 tarihinde çağrı kağıdı (davetiye) tebliğ edilmiş ve süre kesilerek sıfırlanmıştır. Mahkumiyet hükmü 13.05.2008’de kesinleşmiştir. Hükümlü tam 11 yıl sonra, 09.09.2019 tarihinde ancak yakalanabilmiştir. Hükümlünün bu ceza tipi için TCK 68/1-e uyarınca tabi olduğu infaz zamanaşımı 10 yıldır. Bu 11 yıllık süreçte süreyi kesecek başka hiçbir hukuki ve fiili işlem yapılmadığından, ceza 10 yıllık zamanaşımına uğramıştır (Yargıtay 1. Ceza Dairesi-K.2021/9271).

Adli Para Cezasına Çıkarılan Tebligatın Hapis Cezasının Zamanaşımını Kesmesi Sanık, göçmen kaçakçılığı olayında hem 3 yıl 4 ay hapis hem de 2.650 TL adli para cezasına (birlikte) mahkum edilmiş ve bu hüküm 15.11.2007’de temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. İnfaz savcılığı, sadece adli para cezası bölümünün tahsili için 28.05.2016 tarihinde sanığa (ilanen) tebligat çıkarmıştır. Yargıtay’ın değerlendirmesine göre; aynı mahkeme ilamı içinde yer alan cezalardan biri olan para cezası için çıkartılan bu tebligat işlemi, o ilamın bir bütün olması hasebiyle, sanığın aynı suçtan aldığı “hapis cezasının” ceza zamanaşımını da zincirleme olarak kesmiştir. Kesilme yaşandığı için zamanaşımı itirazı reddedilmiştir (Yargıtay 4. Ceza Dairesi-K.2021/14026).

HAGB (Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması) Sürecinde Dava Zamanaşımının Durması Yargılama safhasında meydana gelen hukuki engeller sebebiyle dava zamanaşımının geçici olarak işlemesinin dondurulmasına “durma” denir. Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) madde 231/8, HAGB kararının verilmesi durumunda başlayan “5 yıllık denetim süresi içerisinde” dava zamanaşımının tamamen duracağını emreder. Bu sürenin donabilmesi için öncelikle HAGB kararının “kesinleşmesi” (yani itiraz süresinin bitmesi veya itirazın merciince reddedilmesi) şarttır; kesinleşmeden süre donmaz. Şayet hükümlü, 5 yıllık bu denetim süresi bitmeden “kasten yeni bir suç” işlerse; bu yeni suçun mahkemede kesinleştiği tarihe kadar eski dosyanın zamanaşımı işlemeye devam eder (kesinleşme beklenirken süre donuk kalmaz). Örnek olaya bakıldığında; sanık kamu görevlisine hakaret suçundan (kesintili toplam zamanaşımı sınırı 12 yıl olan bir suç) 16.08.2007’de eylemi gerçekleştirmiştir. Dosyada savcılıkça iki defa “kovuşturma izni” alınması süreçlerinde süre 3’er ay durmuştur. Daha sonra mahkemenin verdiği HAGB kararı kesinleştiğinde (03.08.2010) süre tekrar durmuş, ancak yasa değişikliği sebebiyle dosya yeniden ele alındığında (29.09.2010) durma sona ermiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, fiil tarihinin üzerine durma sürelerini de teker teker ekleyerek yaptığı net matematikte; 12 yıllık kesintili azami dava zamanaşımı süresinin her halükarda 11.05.2020 tarihi itibarıyla dolduğunu tespit etmiş ve davayı zamanaşımından düşürmüştür (Ceza Genel Kurulu – K.2021/74 ve Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2023/4363 E. , 2024/5658 K.).

Ceza Zamanaşımının Kesilmesi ve Durması Arasındaki Keskin Farklar 5320 sayılı Yasa m. 15 gereği; birden fazla cezası olan kişinin bunlardan birini cezaevinde yatıyor olması, o kişinin dışarıda bekleyen diğer cezalarının infaz zamanaşımını dondurur (durma). Durma halinde; daha önceden akmış olan gün/ay/yıllar silinmez, koruma altına alınır. Engel ortadan kalktığında saat, o kaldığı gün/ay/yıldan itibaren saymaya devam eder. Yasada bir cezanın en fazla ne kadar “durabileceğine” dair bir tavan sınır (üst sınır) öngörülmemiştir. Kesilme olayında ise; (örneğin yakalanma veya tebligat) o güne dek akmış olan tüm aylar, yıllar “yanar” ve silinir. Kesilme gününden itibaren zamanaşımı en baştan, ilk günkü gibi sıfırdan işlemeye başlar. Ceza zamanaşımı dolduğunda Devletin ceza çektirme hakkı yok olur. Hükümlü, “ben zamanaşımı istemiyorum, cezamı çekeceğim” diyerek bu haktan feragat edemez. Süre dolsa da bunu fark etmesi gereken kurum Cumhuriyet Savcısıdır; eğer bir şüphe doğarsa infaz hakimliğinden karar istenir (Ceza Genel Kurulu 2020/246 E. , 2021/592 K.).

Dava Zamanaşımı Süresinin Başlangıç ve Bitişinin Tespiti Kural gereği süre, suçun fiilen işlendiği günün mesaisinden itibaren saymaya başlar; çünkü mağdur o gün bile gidip savcılığa dava açtırma hakkına sahiptir. Ancak yasa koyucu; iftira suçunda “mağdurun o iftira konusu fiili işlemediğinin kesinleştiği andan”, evlenme yasaklarına aykırılık suçunda ise “evlenmenin iptali kararının kesinleştiği andan” itibaren zamanaşımının başlatılacağını istisna olarak hükme bağlamıştır. Sürenin hesabı yapılırken son günün bitimi (hitamı) de hesaplamaya mutlaka dahil edilir (Ceza Genel Kurulu 2022/15 E. , 2022/627 K.).

Suça Sürüklenen Çocuklarda (SSÇ) Zamanaşımı Hesabının İncelikleri Kanun koyucu, çocukların zihinsel ve sosyal gelişimlerini gözeterek, onları yetişkinlerin tabi olduğu uzun yıllar süren dava baskısından korumak adına TCK md. 66/2’de kademeli ve yarı yarıya daha kısa zamanaşımı süreleri ihdas etmiştir. Örneğin; TCK 103/1 kapsamındaki suç (3 ile 8 yıl arası hapis öngörür) için yetişkinlerde asli süre 15 yıl iken, suçu işlediğinde 12-15 yaş bandında olan bir çocuk fail (SSÇ) için bu sürenin “yarısı” baz alınır (yani 7 yıl 6 ay). Bu çocuğun dosyasında kesintiler de olursa (uzamış zamanaşımı), bu süre en fazla 11 yıl 3 aya kadar çıkabilir. İncelenen CGK kararında; 07.10.2011’de işlenen fiilde çocuğu ilgilendiren zamanaşımını kesen en son hukuki işlem, 26.03.2014 tarihli ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararı olmuştur. Bu tarihten sonra bir daha ne bir durma ne de bir kesilme işlemi yaşanmamıştır. Yargıtay Özel Dairesi dosyayı eline alıp incelediğinde; kesen en son işlem olan 2014 tarihinin üzerinden, çocuğun tabi olduğu “7 yıl 6 aylık” olağan zamanaşımı süresi 26.09.2021 tarihinde zaten dolup taşmıştır. Bu matematiksel gerçeklik ışığında CGK, çocuğun davasını derhal düşürmüştür (Ceza Genel Kurulu 2023/101 E. , 2024/159 K.).

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir