Boşanma Davası Maddi ve Manevi Tazminat

Boşanma Davasında Maddi ve Manevi Tazminat Nedir?

Yazan: Av. Kasım Balcı 1 – Av. Baran Doğan

Aile hukukumuzun temel taşı olan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 174/1. maddesine göre boşanmada maddi tazminat; evlilik birliğinin mahkeme kararı (hüküm) ile kalıcı olarak sona ermesi neticesinde, mevcut veya gelecekte beklenen menfaatleri sırf bu “boşanma yüzünden zedelenen (kayba uğrayan)” kusursuz veya diğerine göre “daha az kusurlu” tarafın, evliliğin bitmesinde “kusurlu” olan taraftan talep ettiği mali bir tazminattır (giderimdir).

Aynı şekilde, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 174/2. maddesine göre boşanmada manevi tazminat ise; boşanmaya doğrudan sebep olan (aldatma, şiddet, hakaret vb.) olaylar yüzünden “kişilik hakkı” ağır bir saldırıya uğrayan tarafın, bu olaylarda kusurlu olan diğer taraftan (eşinden) yaşadığı o acı ve üzüntüye karşılık, olaya “uygun miktarda” bir para ödenmesini isteyebileceği özel bir tazminat türüdür.

Bir boşanma davasında maddi ve manevi tazminat talep edilebilmesi için en hayati (mutlak) kural şudur; tazminat talep eden tarafın (eşin) o olaylarda ya tamamen “kusursuz” ya da karşı taraftan “daha az kusurlu” olması kanunen şarttır. Genel Borçlar Kanunu’nda düzenlenen haksız fiil ilkelerine göre Asliye Hukukta açılan “genel maddi ve manevi tazminat davası” ile, doğrudan boşanmadan kaynaklanan (Ail Mahkemesindeki) “maddi ve manevi tazminat davaları”, birbirinden tamamen farklı hukuki içeriklere, mantığa ve usullere tabidir. Boşanmada maddi ve manevi tazminat davası; boşanma sebepleri konusunda kusursuz veya daha az kusurlu olan eşçe, doğrudan boşanmanın “feri (yan/ek) talebi” niteliğinde asıl “çekişmeli boşanma davası” ile birlikte aynı dilekçede açılabileceği gibi; dilerse boşanma davası bittip kesinleştikten sonra “1 yıl içinde” de ayrı (bağımsız) olarak açılabilen kendine özgü (sui generis) bir tazminat davası türüdür.

Boşanmada Maddi ve Manevi Tazminat Davası Nasıl Açılır?

Boşanmaya yola açan olaylar (şiddet, zina, terk vb.) nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası; doğrudan boşanma davasını başlatan “ilk dava dilekçesiyle” ya da bu açılan davaya karşı davalı eş tarafından mahkemeye verilecek “cevap (veya karşı dava) dilekçesi” ile rahatlıkla açılabilir. Maddi ve manevi tazminat davası, yapısal olarak boşanmanın “fer’i (eki) niteliğinde” bir talep (ek talep) olduğundan; asıl boşanma davasının dava dilekçesi ya da cevap dilekçesi ile birlikte aynı mahkemeden talep edilmesi usulen mümkün ve pratik hale gelmektedir. Bu şekilde (birlikte), yani bizzat boşanma davası dilekçesiyle veya cevap dilekçesiyle birlikte talep edilen maddi ve manevi tazminatlar için, mahkeme veznesince (milyonlarca lira istense bile) ayrıca bir “nispi harç” veya “ek gider avansı” kesinlikle alınmaz (Maktu harçla görülür).

Ancak, ilk başta dava ya da cevap dilekçesi ile ileri sürülmeyen (unutulan) maddi ve manevi tazminat talepleri, sonradan o boşanma davası devam ederken de “ayrı (yeni) bir dava” şeklinde mahkemeye sunulabilir (açılabilir). Bu ayrı açılan durumda mahkemece; ya bu iki davanın (boşanma ve tazminat) “birleştirilmesine” ya da o derdest boşanma davasının, bu yeni tazminat davası için “bekletici mesele (önkoşul)” yapılmasına, yani boşanma kararı çıkıp bittikten sonra tazminat davasına esastan devam edilmesine karar verilir.

Daha farklı bir ihtimalde; boşanma davasındaki o kusurlu vakıalar sebebi ile dava dilekçesinde ya da cevap dilekçesinde o an hiç talep edilemeyen (istenmeyen) maddi ve manevi tazminat talepleri; boşanma kararının (ilamının) Yargıtay/İstinaf’tan geçip “kesinleşmesinden” itibaren 1 (bir) yıl içerisinde, tamamen ayrı ve bağımsız bir dava şeklinde de açılabilir. Kanun koyucu kuralı koymuştur; evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan tüm dava hakları (tazminat, yoksulluk nafakası vb.), boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden “bir (1) yıl” geçmekle zamanaşımına (süre aşımına) uğrar (TMK m.178). (Bir yıl geçerse bir daha tazminat istenemez). Bu şekilde boşanmadan sonra bağımsız açılacak tazminat davalarında “görevli mahkeme” yine Aile Mahkemesi olarak düzenlenmiştir. “Yetkili mahkeme” ise genel HMK yetki kurallarına göre “davalının ikametgahı (yerleşim yeri)” mahkemesi olacaktır. Ayrıca bu şekilde (boşanmadan ayrı) açılacak olan bağımsız tazminat davaları, fer’i niteliğini yitirdiği için “nispi (istenen değere göre) harca” tabi olacaktır.

(Önemli Kural): Mahkemede yapılan yargılama sonucunda, tarafların (eşlerin) boşanmaya yol açan olaylarda “eşit kusurlu (yüzde 50 – yüzde 50)” olduklarının mahkemece tespit edilmesi durumunda; tarafların birbirlerinden hiçbir şekilde maddi ve manevi tazminat talep etme (ve alma) hakları bulunmamaktadır (İki tarafın talebi de reddedilir).

Boşanma Davasında Maddi Tazminat Şartları Nelerdir?

Boşanma davasında hakimin maddi tazminata karar verilebilmesi için, genel Borçlar Hukukundaki tazminat davası ilkelerinden (zararın ispatı vb.) çok farklı olarak şu üç yasal şartın “birlikte” gerçekleşmesi (bulunması) gerekir:

1. Boşanma Kararı Verilmiş (Ve Kesinleşmiş) Olmalıdır: Maddi tazminata hükmedilebilmesi için ön şart, o evliliğin mahkemenin “boşanma kararıyla” resmen son bulmuş (kesinleşmiş) olması gerekir. Maddi tazminat davası; boşanma davasıyla birlikte boşanmanın bir “eki” niteliğinde açılabileceği gibi, boşanma kararı kesinleştikten sonra “bağımsız bir dava” şeklinde de açılabilir. Hatta, ilk başta boşanma davasıyla birlikte açılmamışsa, o asıl boşanma davası devam ederken “ayrı bir dava” şeklinde sonradan açılarak boşanma davasıyla mahkemece birleştirilebilir. Maddi tazminat talebi, boşanma davasının eki niteliğinde açıldığında; aile mahkemesi hakimi tarafından esastan “boşanma kararı (hükmü)” verildiğinde (aynı kararla) o maddi tazminata da hükmedilebilir. Eğer mahkemede boşanma davası (feragat vb. ile) hiç açılmadan veya açılan o boşanma davası hakimce “reddedildiğinde (ispatlanamadığında)”, boşanma gerçekleşmediği için maddi tazminata da kesinlikle hükmedilemez (Dava reddedilir).

2. Maddi Tazminat Talep Eden Eşin “Kusursuz” veya “Daha Az Kusurlu” Olması Gerekir: Boşanmada maddi tazminat müessesesi, özünde “kusur esasını” kabul etmekteyse de, bu tazminat davasının genel kusur esaslarından (haksız fiilden) çok farklı ilkeleri uygulanmaktadır:

  • Olaylarda “Daha fazla (ağır) kusurlu” olan eş, diğer eşten (az kusurludan) hiçbir şekilde maddi tazminat talebinde bulunamaz.
  • Maddi tazminat talep eden eşin olaylarda tamamen “kusursuz (masum)” olması halinde; diğer eşin (davalının) az da olsa (ufak) bir kusuru tespit edilmişse, kusursuz eş lehine maddi tazminata hükmedilir.
  • Maddi tazminat talep eden eş ile diğer (davalı) eşin olaylarda “eşit kusurlu (aynı ağırlıkta)” olması halinde, hiçbir tarafa maddi tazminata hükmedilmez.
  • Sadece “Daha az kusurlu” olan eş, kendisinden daha ağır kusurlu olan diğer eşten (kendi kusuru olsa bile) maddi tazminat isteyebilir.

3. Maddi Tazminat Talep Edenin “Mevcut veya Beklenen Menfaatlerinin” Zarar Görmüş Olması Gerekir: Boşanma davasında maddi tazminat miktarı, genel tazminat davalarındaki (trafik kazası vb.) gibi “gerçek zararın (kuruşu kuruşuna) belirlenmesi” ilkesine göre hareket edilerek (faturayla) belirlenmez. Aile mahkemesi hakimi, kusursuz ya da daha az kusurlu olan eş lehine bir maddi tazminata hükmederken; öncelikle tazminat talep eden tarafın evlilikten doğan o “mevcut veya beklenen menfaatlerinin” sırf bu boşanma yüzünden “zedelenip zedelenmediğini (kaybolup kaybolmadığını)” tespit edecektir. Boşanmada maddi ve manevi tazminat davasında kullanılan bu “mevcut veya beklenen menfaat” terimi şu anlama gelmektedir: Taraflar resmi olarak evlenince, evlilik dolayısı ile yasal olarak bazı “menfaatler” elde eder ya da gelecekte elde etme ihtimalleri (beklentileri) oluşur. Örneğin; genel olarak erkek eşin (veya kadının) diğerinin “geçimini sağlama (destek olma)”, tarafların birbirlerinin SGK (sağlık) sigortasından ücretsiz yararlanmaları, ileride eşinin zenginliğinden ve “mirasından yararlanma (mirasçı olma)” ihtimali (beklentisi) vardır. İşte, boşanma kararı sebebi ile gelecekte bu yasal menfaatlerden ve destekten tamamen “mahrum kalacak olan” kusursuz ya da daha az kusurlu taraf; boşanmaya yol açan diğer (kusurlu) taraftan uygun bir miktar maddi tazminat talep edebilir.

4. Maddi Tazminat Doğrudan “Boşanma Yüzünden” İstenmelidir: Eşler, boşanma olayları “dışında” bambaşka ticari/şahsi nedenlerle birbirine tazminat davası açmışlarsa, bu davaya Aile Mahkemesinde değil, genel mahkemelerde genel (borçlar hukuku) hükümlere göre bakılır. Aile Mahkemesinde Eşlerin tazminat talebi, mutlak surette “boşanma sebebine (o kusura)” dayanmalıdır. Boşanma sebebi (aldatma, şiddet vb.) dışındaki diğer şahsi tazminat istemleri aile mahkemesinde görülemez, genel (Asliye) mahkemelerde genel tazminat davası şeklinde ayrıca açılmalıdır. Örneğin; evlilik içinde işleri kötü giderek dükkanı batan (iflas eden) bir kişi, iflasın evlilik içinde gerçekleştiğinden ve eşinin desteği olmadığından bahisle eşini de bu batıştan sorumlu tutarak; bu nedenle (boşanma davası içinde) eşinden “işyeri maddi tazminatı” isteyemez.

Boşanmada Maddi Tazminat Nasıl Hesaplanır ve Hangi Yollarla Ödenir?

Aile Mahkemesi Hakimi, eşin kaybettiği mevcut ya da beklenen menfaatleri değerlendirirken; tarafların güncel yaşlarını, evlilik sürelerinin uzunluğunu (1 yıllık evlilikle 30 yıllık evlilik bir olmaz), sosyal ve ekonomik durumlarını (zenginliğini), kendilerine ait sosyal güvenliklerinin (maaşlarının) olup olmadığını, yaşa göre “yeniden iş bulma” ya da “yeniden evlenebilme” ihtimallerini birlikte dikkate alarak takdiri bir hesaplama yapmalıdır.

Hakim maddi tazminat miktarını belirlerken (adaleti sağlamak için) şu kriterleri dikkate alır:

  • Tarafların gerçek ekonomik ve sosyal durumları (gelirleri, malvarlıkları),
  • Kusurlu fiilin ağırlığı ve tarafların kusur dereceleri (ne kadar haksız olduğu),
  • Ülkedeki paranın güncel alım gücü (enflasyon),
  • İhlal edilen (kaybedilen) mevcut ve beklenen menfaatlerin (destekten yoksunluğun) kapsamı,
  • Türk Medeni Kanunu m. 4’teki “Hakkaniyet (adalet)” ilkesi.

Maddi anlamda (gelir olarak) durumu çok iyi (zengin) olan taraf ile, durumu kötü (fakir) olan tarafın mahkemece ödeyecekleri (hükmedilen) tazminat miktarı asla aynı olmaz (Zengine daha çok takdir edilir). Aynı şekilde; kanundaki “özel boşanma sebeplerinden” birisinin varlığı (örneğin; zina-aldatma, suç işleme, evi terk, hayata kast vs.) sebebi ile ağır (%100) kusurlu olan taraf ile; sadece (geçimsizlik gibi) “genel boşanma sebeplerine” göre kusurlu olan tarafın ödeyecekleri o tazminat miktarı da aynı olmayacaktır (Ağır kusurlu çok öder). Örneğin; Zina (aldatma) yapan bir eşin mahkemece ödeyeceği maddi/manevi tazminat, sadece eşine hakaret ettiği için “kusurlu” kabul edilen diğer bir eşin ödeyeceği maddi tazminattan oransal olarak çok daha yüksek (ağır) olacaktır.

Hakim, takdir ettiği maddi tazminatın “toplu olarak (peşin/tek seferde)” ya da “irat (örneğin, her ay maaş gibi düzenli aylık ödeme)” şeklinde ödenmesine karar verebilir. (TMK 176) İrat (aylık) şeklinde ödenmesine karar verilen bu maddi tazminat; alacaklı (alan) tarafın ileride resmi olarak “yeniden evlenmesi” veya taraflardan birinin (alanın veya ödeyenin) “ölmesi” ile kanun gereği kendiliğinden kalkar (sona erer). Ayrıca, alacaklı (tazminat alan) tarafın resmi olarak evli olmamasına rağmen, dışarıda fiili olarak “başkası ile karı koca hayatı (imam nikahlı/sevgili) sürmesi” ya da toplum içinde “haysiyetsiz bir hayat (kötü yola düşme) sürmesi” durumunda da, ödeyenin açacağı yeni bir mahkeme kararı ile bu irat tazminatı tamamen kaldırılabilir. (TMK 176)

Boşanma Davasında Manevi Tazminat Miktarı (Rakamsal Olarak) Nasıl Belirlenir?

Boşanmaya sebep olan o haksız olaylar (aldatma, dayak, iftira vb.) sebebi ile “kişilik hakları” ağır bir saldırıya uğrayan eş, bu olaylarda “kusurlu olan” diğer eşten uygun (makul) bir manevi tazminat isteyebilir (TMK 174/2).

Boşanma davasındaki manevi tazminatın asıl hukuki amacı; boşanmaya sebep olan o (kötü) olaylar yüzünden kişilik hakkı (onuru/şerefi/vücudu) saldırıya uğrayan tarafın içsel huzursuzluğunu, olayla bozulan ruhsal (psikolojik) dengesini bir nebze telafi etmek ve onun manevi değerlerindeki o ağır eksilmeyi (acıyı) karşılamaktır.

(Önemli Kural): Boşanma davasında manevi tazminatın “irat (aylık taksitler)” şeklinde ödenmesine yasa gereği asla karar verilemez (TMK 176/2). Manevi tazminat, mahkemece her zaman “toplu olarak ve tek seferde (peşin)” ödenmesine karar verilir.

Hakim manevi tazminat miktarını belirlerken; genel tazminat hukukunun genel esaslarının yanında, mutlaka tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını (zenginliğini), kusur ve derecesini (fiilin iğrençliğini), ve hukuktaki “orantılılık (ölçülülük)” ilkesini göz önünde bulundurur. Hakimin hükmedeceği bu manevi tazminat miktarının (rakamının); bir tarafı (alanı) sebepsiz yere “zenginleştirmemesi (piyango olmaması)” gerektiği gibi, diğer tarafı (ödeyeni) da ömür boyu “fakirleştirmemesi (yıkmaması)” adaletin bir gereğidir.

Boşanma Davasında Maddi ve Manevi Tazminat Miktarının Belirlenmesi Ölçütleri (Yargıtay HGK – K.2013/303)

Direnme yoluyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (HGK) önüne gelen o uyuşmazlık şudur; tarafların mahkemece tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan o olaylardaki “kusur derecelerine”, ülkedeki paranın alım gücüne, kadının kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlal edilen (kaybedilen) mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına (kocanın gelirine) nazaran; yerel mahkemece davacı kadın yararına hükmedilen 20.000-TL maddi ve 20.000-TL manevi tazminat miktarının (rakamının) hukuken “fahiş (çok yüksek/orantısız)” olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Bu tartışmalı noktada, boşanma nedeniyle hükmedilecek “maddi ve manevi tazminat” felsefesi hakkında kısa bir hukuki açıklama yapılmasında yarar vardır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 174/1. maddesi; “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceğini…” açıkça hükme bağlamıştır. Bu emredici hüküm gereğince, mahkemece maddi tazminata hükmedilebilmesi için temel koşul; tazminat isteyen tarafın (eşin) boşanmada “kusursuz veya diğerine göre daha az kusurlu” olması ve sırf bu boşanma yüzünden evlilikten doğan mevcut veya beklenen “menfaatlerinin zedelenmiş (yok olmuş)” bulunmasıdır.

Hukuka aykırı ve kusurlu bir davranış sonucu, hakkı (hayatı) ihlal edilenin uğradığı zararının giderilmesi, onun bozulan menfaatinin “denkleştirilmesi (telafisi)” hukukun en temel ilkesidir. Ancak, Türk Medeni Kanunu’nun 174/1. maddesi, genel borçlar (haksız fiil) tazminat esaslarından tamamen ayrılmış ve Aile Hukukuna “kendisine özgü (sui generis)” bir kural getirmiştir. Klasik haksız fiil tazminatının temel unsuru olan o “gerçek (kuruşu kuruşuna) zararın belirlenmesi” koşulu, Aile Hukukunda, Borçlar Hukuku’ndaki katı düzenlemeden farklıdır. Eşler arasındaki aile ilişkisinin özelliği (mahremiyeti) itibarıyla, burada boşanmadan doğan “gerçek (maddi) zararı” faturalarla tam olarak belirlemek imkânsız ve zordur. Bu özelliği nedeniyledir ki, yasa koyucu, menfaati zedelenene sadece “uygun bir tazminat” verileceğini açıklamıştır. Hakim, bu maddi tazminat miktarını takdir ederken (rakam yazarken); eşin kusurunun ağırlığını, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını (maaşlarını), yaşa göre “evlenme şanslarını”, Türkiye’deki ortalama yaşam sürelerini, eşlerin evlilikteki yaşam seviyelerini ve geçim koşullarını göz önünde tutarak, makul ve herkesçe kabul edilebilir “adil bir miktar” belirlemelidir. Kanun, eşin o “mevcut veya beklenen menfaatinin” tam olarak neler olduğunu maddede tek tek göstermemiştir. Mevcut menfaatin belirlenmesinde hukuki ölçü, genel olarak o evlilik birliğinin “eşlere sağladığı genel yararlardır (destektir)”. Beklenen menfaatler de, o evliğin (huzurla) devamı halinde, eşlerden birinin diğerine gelecekte “sağlaması muhtemel olan tüm çıkarlardır (maaş/miras vb.)”.

Aile birliği, eşler arasında tam bir “eşitliğe” dayanır (Anayasa m.41). Başka bir hukuki ifade ile eşler, o evlilik birliğinde “eşit hak ve yüklülüklere” sahiptir. Eşler, birlikte yaşamak, birbirlerine sadık kalmak ve her konuda yardımcı olmak zorundadırlar (TMK. m.185/3). Evlilik Birliğini beraberce yönetirler (TMK. m.186/2). Evlilik birliğinin giderlerine de “güçleri oranında” emek ve malvarlıklarıyla (ortak) katılırlar. (TMK. m.186/3). Boşanma (ayrılık) halinde eşlerden birinin, diğerine evlilik boyunca emek veya malvarlığıyla sağladığı bu “katkı ve desteği” kalıcı olarak yitirmesi (kaybetmesi), işte yoksun kalınan bu desteğin maddi değeri kadar bir “mevcut menfaatin ihlalidir (zararıdır)”. Türk Medeni Kanunu’nun 174/1. maddesinde maddi tazminat talebi için “kadın ve erkek” yönünden cinsiyetçi bir ayrım asla yapılmamıştır (Hukuk Genel Kurulu’nun 24.10.2007 gün ve E:2007/2-787, K:2007/766 sayılı kararı). Boşanma sonucu kusursuz eş, en azından diğerinin o “maddi desteğini” ebediyen yitirecektir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 174/2. maddesine göre ise, boşanmaya sebep olan olaylar (şiddet/aldatma) yüzünden “kişilik hakkı (onuru)” saldırıya uğrayan tarafın, o olaylarda kusurlu olan diğer taraftan “manevi tazminat” olarak kendisine uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebileceği açıkça öngörülmüştür. Manevi tazminat, olaylarla bozulan o manevi (ruhsal) dengenin yerine gelmesi (tamiri) için hukukça kabul edilmiş bir “tatmin (veya telafi)” şekli olup; sadece boşanmaya sebep olan olayların “kişilik haklarına saldırı (hakaret/darp vb.)” teşkil etmesi halinde manevi tazminata hükmedilir. (Her boşanmada manevi tazminat verilmez). Manevi tazminatın miktarının belirlenmesinde ise, o kişilik haklarına yapılan saldırının “niteliği (ağırlığı)” ve tarafların “ekonomik – sosyal durumu (zenginliği)” mutlaka dikkate alınmalıdır (Kılıçoğlu, Mustafa: age., s.1053, 1376; Reisoğlu, Safa: age., s.197-198; Tekinay, S. Sulhi: age., s.261; Oğuzman, Kemal: age., s.655; Hukuk Genel Kurulu’nun 14.04.2010 gün ve E:2010/2-203, K:2010/220 sayılı ilamı).

Sonuç olarak HGK kararı şöyledir; Eşe (kadına) koca tarafından şiddet (dayak) uygulanmasının TMK’nun 174/2 anlamında kadının “kişilik haklarına ağır bir saldırı” oluşturacağı her türlü duraksamadan uzak olduğuna (kesin olduğuna) ve dosya kapsamına, tarafların ekonomik durumlarına (kocanın gelirine) göre, yerel mahkemece verilen bu “20 bin TL maddi ve 20 bin TL manevi” tazminat miktarının fahiş olmadığına, yerinde (adil) olup usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının Yargıtay’ca onanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Boşanmada Maddi ve Manevi Tazminat İçin “Faiz” Başlangıç Tarihi

Boşanma davalarında mahkemece hükmedilen o maddi ve manevi tazminat (rakamlarına), davanın açıldığı tarihten değil, ancak o boşanma kararının “kesinleşmesi (Yargıtay’dan dönmesi)” tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmelidir. Yani, boşanmanın doğrudan eki (fer’isi) olan bu tazminatlara işleyen yasal faizin başlangıcı; alacak davalarındaki gibi davanın açıldığı (dilekçe) veya mahkeme kararının verildiği o ilk tarih değil, boşanma kararının itiraz yolları tükenip “kesinleştiği” tarihtir.

Boşanma davası içinde (birlikte) istenen ve hüküm altına alınan maddi ve manevi tazminat, hukuken boşanmanın “eki (fer’isi)” niteliğinde sayıldığından; ancak ve ancak “boşanma hükmünün kesinleşmesi” ile hukuken “ödenir (muaccel)” hale geleceğinden, yasal faizin başlangıç tarihinin de bu kesinleşme tarihi olması hukuki bir gerekliliktir. Yerel Mahkemece bu usuli yön gözetilmeden, davacı kadın yararına hüküm altına alınan o maddi ve manevi tazminatlara “boşanma hükmünün kesinleşme tarihinden” itibaren faiz işletilmesine karar verilecek yerde; yazılı ve hatalı şekilde (geriye dönük) “dava tarihinden itibaren” faiz yürütülmesi kanuna doğru olmayıp, karar bu yönden Yargıtay’ca bozmayı gerektirmiştir (Y2HD-K.2019/9161).


Boşanma Davasında Maddi ve Manevi Tazminata Dair Emsal Yargıtay Kararları

Boşanmada Maddi ve Manevi Tazminat Kavramlarının Özü Nedir? Maddi tazminat; evlilikten doğan mevcut veya gelecekte beklenen menfaatleri sırf o boşanma yüzünden zedelenen “kusursuz veya diğerine göre daha az kusurlu” tarafın, evliliği bitiren o “kusurlu taraftan” talep ettiği parasal bir tazminattır. Maddi tazminatın mutlak ön koşulu, talep edenin “boşanma yüzünden” mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi (kaybı), ve o boşanma olayı ile yaşanan maddi zarar arasında “doğrudan bir nedensellik (illiyet) bağının” bulunmasıdır. Başka bir şahsi veya ticari sebepten kaynaklı kayıplar (iflas vb.) aile mahkemesindeki maddi tazminat kapsamında kesinlikle yer alamaz. Mevcut menfaatlerin mahkemece belirlenmesinde; o evliliğin taraflara “sağladığı genel yararlar (maddi destek)” göz önünde bulundurularak, o tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde, taraflar artık o evlilik birliğinin sağladığı bu menfaatlerden “ileriye dönük olarak” asla faydalanamayacaklardır. Beklenen (müstakbel) menfaatler ise; şayet o evlilik birliği sona ermeseydi (devam etseydi), normal şartlarda eşin “kazanılacak olan o olası çıkarlarını (SGK/miras/maaş)” ifade eder. Manevi zarar ise, insan ruhunda (iç dünyasında), kişinin iradesi dışında o haksız eylemle (hakaretle/şiddetle) meydana gelen “acı, ızdırap, çöküntü ve elem” olarak hukuken ifade edilmektedir. Manevi tazminat, olaylarla bozulan o manevi (ruhsal) dengenin bir nebze yerine gelmesi için kanunun öngördüğü bir “telafi (teselli)” şeklidir. 22.06.1966 tarihli, 1966/7 E. ve 1966/7 K. sayılı o tarihi Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da çok net belirtildiği üzere; manevi tazminat bir yönüyle de insanlardaki o haksızlığa karşı oluşan “kırgınlık ve kızgınlığı, hatta (öç alma) intikam duygusunu” hukuk sınırları içinde “tatmin etme aracıdır”. Yegane Amacı, olaydan duyulan o acı, ızdırap, elem ve kızgınlığı parayla “kısmen olsun dindirmek”, olayı unutturarak mağdurun tekrar normal hayata (psikolojiye) dönüşünü sağlamaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu-Karar: 2021/1161).

Boşanmanın en önemli mali sonuçlarından biri olan manevi tazminat, 4721 sayılı TMK’nin 174. maddesinin 2. fıkrasında; “Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” şeklinde emredici olarak düzenlenmiştir. Anılan bu maddeye göre, bir eşten manevi tazminat istenilebilmesi için mahkemede öncelikle “geçerli bir boşanma kararı”, tazminat yükümlüsü olan eşin olayda “kusurunun varlığı”, bu kusurlu eylemin de (aldatma vb.) tazminat isteyen eşin “kişilik haklarına ağır bir saldırı (hakaret/şiddet)” niteliği taşıması ve mahkemeden bu yönde bir “talep (istek)” gerekmektedir. Ayrıca, boşanmaya sebep olan o olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf lehine manevi tazminata hükmedilebilmesi için; o tarafın (davacının) olaylarda tamamen “kusursuz” ya da karşı tarafa göre “daha az kusurlu” olması kanunen gerekmektedir (Eşit kusurda alınamaz). Hukuktaki Kişilik hakları ise; kişinin en özel şahsi özelliklerini barındıran ve onu diğer insanlardan ayıran; bedensel ve ruhsal bütünlük, toplumdaki şeref ve haysiyet, kişinin dış görüntüsü ve ismi üzerindeki haklar gibi çok “geniş kapsamlı değerleri ve hakları” ifade eder (Yargıtay HGK – E.2017/1903 – K.2019/1397).

Boşanmada Maddi ve Manevi Tazminatın Hukuki Kapsamı Maddi tazminat, bir kişinin malvarlığında (veya gelirinde) kendi iradesi dışında haksız fiille gerçekleşen o “azalmanın (zararın)” karşılığını oluşturan yasal giderimdir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara-2021 Baskı, Cilt-I, s. 746). Boşanma nedeniyle, evlilikten doğan mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen (yok olan), tamamen “kusursuz veya diğerine göre daha az kusurlu” olan taraf, o kusurlu taraftan mahkemece “uygun miktarda” bir tazminat talep edebilir. Maddi tazminatın mutlak ön koşulu, talep edenin sırf “boşanma yüzünden” mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, ve o boşanma olayı ile yaşanan maddi zarar arasında “doğrudan bir nedensellik (illiyet) bağının” kesin bulunmasıdır. Başka bir şahsi sebepten kaynaklı kayıplar (işsizlik vb.) maddi tazminat kapsamında yer alamaz. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde, o evliliğin taraflara “sağladığı destek ve yararlar” göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar, evlilik birliğinin sağladığı bu menfaatlerden “ileriye dönük olarak (müstakbel)” faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise, şayet o evlilik birliği sona ermeseydi (sürseydi) kazanılacak olan (miras vb.) olası çıkarları ifade eder.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 174 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen “manevi tazminata” ise; sadece boşanmaya sebep olan o kusurlu olayın, aynı zamanda eşin “kişilik haklarına ağır bir saldırı (onur kırma)” teşkil etmesi hâlinde hükmedilir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara-2021 Baskı, Cilt-I, s. 763). Manevi zarar ise, insan ruhunda (içinde), kişinin iradesi dışında meydana gelen “acı, ızdırap ve elem (çöküntü)” olarak ifade edilmektedir. Manevi tazminat da, işte o bozulan manevi (ruhsal) dengenin yerine gelmesi (tatmini) için kabul edilen bir telafi (teselli) şeklidir. Hukuka aykırı ve kusurlu bir davranış sonucu, hakkı ihlâl edilen kişinin zararının giderilmesi, onun menfaatinin “denkleştirilmesi” hukukun en temel ilkesidir. Ancak TMK’nın 174/2 nci maddesi, genel borçlar tazminat esaslarından tamamen ayrılmış, aile hukukuna getirilmiş, “kendine özgü (sui generis)” bir haksız fiil düzenlemesidir. Eşler arasındaki o mahrem ilişkinin özelliği itibariyle, burada manevi (ruhsal) zararı kuruşu kuruşuna tam olarak belirlemek zordur. Manevi tazminat miktarı, maddi olarak “kesin (faturaya dayalı) bir miktar” değildir. Manevi tazminat, onu talep eden eşin ruhen uğramış olduğu o çöküntü ile, psikolojik olarak yaşamış olduğu sıkıntılara karşılık olarak onu “rahatlatacak (teselli edecek) olan” adil bir bedeldir. Bu özel doğası nedeniyledir ki; yasa, menfaati zedelenen ve kişilik hakları ihlâl edilen o mağdur eşe sadece “uygun (makul) bir tazminat” verileceğini belirtmektedir. O hâlde hâkim; manevi tazminatın miktarını (rakamını) belirlerken, kişilik haklarına yapılan o “saldırının niteliği (ağırlığı)” ile tarafların “ekonomik ve sosyal durumlarını (gelirlerini)” dikkate alınarak kendi “takdir hakkını (vicdanını)” kullanmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu- Esas : 2022/682, Karar : 2023/752).

“Eşit Kusur” Halinde Eşlere Maddi ve Manevi Tazminata Hükmedilemez (Kural) Mahkemece yapılan soruşturma ve toplanan delilerden (tanık/mesaj) şu anlaşılmıştır; davacı kadının kocasına “ben eşimden soğudum, onu istemiyorum, senden boşanırım annemin evine giderim sonra da başkasıyla evlenirim, bu çocuk senden değil, çocuk şu anda babasının (başkasının) yanında, onun babası sen değilsin” diyerek ağır hakaretler ettiği; davalı erkeğin ise buna karşılık eşini sürekli “aşağıladığı”, annesinin evlilik birliğine (eşine) müdahalesine tamamen “tepkisiz kaldığı (sessiz kaldığı)” ve müşterek çocuğu anneden “kaçırdığı” sabittir. Her ne kadar yerel mahkemece davalı erkeğin, davacı kadına “fiziksel şiddet (darp)” uyguladığı da kararda kabul edilmiş ise de; davacı kadının (darp raporu vb. olmadığından) bu şiddet iddiasını sunduğu delillerle ispatlayamadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda (şiddet ispatlanamadığından), boşanmaya neden olan bu karşılıklı ağır olaylarda tarafların (karı-kocanın) “eşit kusurlu (yüzde elli – yüzde elli)” olduğunun kabulü gerekir. Kanunun açık hükmü gereği; eşit kusurlu eş yararına maddi veya manevi tazminata kesinlikle karar verilemez (TMK m. 174/2). Durum böyleyken (eşitken); yerel mahkemece, davalı erkeğin olaylarda (haksız yere) “daha ağır kusurlu” kabul edilmesi ve bu hatalı (yanılgılı) kusur belirlemesine bağlı olarak davacı kadın yararına yüklü bir “manevi tazminata” hükmedilmesi bütünüyle isabetsiz olmuş, karar bu yönden Yargıtay’ca bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 2. HD. – 2016/9871 Karar).

Yine bir başka dosyada; Yerel Mahkemece, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkek (koca) “ağır kusurlu” bulunmuş ve buna bağlı olarak da davacı kadının Türk Medeni Kanununun 174/1-2. maddesi kapsamındaki yüklü maddi ve manevi tazminat talepleri tamamen kabul edilmiştir. Ancak Yargıtay’ca yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davacı kadının evlilik içinde eşine “sürekli yalan söylemek” suretiyle onun güvenini derinden sarstığı, aileyi borçlandırdığı, eşine ağır hakaret ettiği; davalı erkeğin ise (buna karşılık) eşine “fiziksel şiddet (darp)” uyguladığı anlaşılmaktadır. O halde, gerçekleşen bu ağır duruma göre (yalan/hakaret ile fiziksel şiddet eylemleri çarpıştığında); boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların “eşit kusurlu” olduklarının kabulü gerekir (Biri diğerinden üstün değildir). Bu eşitlik hususu mahkemece gözetilmeden, erkeğin “ağır kusurlu” kabulü ve bu yanılgılı (hatalı) kusur belirlemesine bağlı olarak, sadece kadın yararına Türk Medeni Kanununun 174/1-2. maddesi gereğince, “maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi” hukuken doğru bulunmamıştır (Karar bozulmuştur) (Yargıtay 2. HD. – 2016/9490 Karar).

“Daha Az Kusurlu” Eş Lehine Mahkemece Mutlaka Maddi Tazminata Hükmedilmelidir 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 174/1. maddesi; mevcut veya gelecekte beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan (zarar gören) “kusursuz” ya da olaylarda “daha az kusurlu” tarafın, o kusurlu (ağır) taraftan uygun (makul) bir “maddi tazminat” isteyebileceğini; 186. maddesi ise, eşlerin aile evini “birlikte seçeceklerini”, o birliğin tüm giderlerine “güçleri oranında” emek ve mal varlıklarıyla (ortak) katılacaklarını öngörmüştür. Dosyada toplanan delillerden (tanıklardan vb.), boşanmaya sebep olan olaylarda maddi tazminat isteyen eşin (kadının), diğerinden (kocadan) “daha ziyade (ağır)” ve “eşit” kusurlu olmadığı (kocanın çok daha ağır kusurlu olduğu) anlaşılmaktadır. Boşanma kararı sonucu bu daha az kusurlu eş (kadın), en azından diğerinin (kocanın) o yasal “maddi desteğini” kalıcı olarak yitirmiştir (kaybetmiştir). O halde yerel mahkemece yapılması gereken; tarafların mevcut sosyal ve ekonomik durumlarıyla (maaşlarıyla), olaylardaki kusurları ve “hakkaniyet ilkesi” (T.M.K. Md. 4 T.B.K. madde 50 ve 52) birlikte dikkate alınarak; daha az kusurlu olan davalı (kadın) yararına “uygun miktarda” bir maddi tazminat verilmelidir. Mahkemece bu yönün (daha az kusurun) dikkate alınmaması (ve tazminatın reddi) hukuken doğru görülmemiştir (Yargıtay 2. HD – Karar: 2014/18194).

Boşanma Davası ile Maddi ve Manevi Tazminat Davasının Mahkemece “Birleştirilmesi” (HMK Kuralı) Aynı taraflar arasında açılan davalar arasında usuli bir “bağlantı (ilişki)” bulunması durumunda, çelişkili kararlar çıkmaması için bu davaların mahkemece “birleştirilmesine” karar verilir (HMK m. 166/1). Davaların tamamen aynı veya birbirine çok benzer (boşanma/tazminat) hukuki sebeplerden doğması ya da biri hakkında mahkemece verilecek olan hükmün (kusur tespitinin) diğerini (tazminatı) doğrudan etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, yasada davalar arası “bağlantı” var sayılır (HMK m. 166/4). Boşanma davalarında tarafların evlilikteki “kusurlarının (kimin haksız olduğunun)” belirlenmesi; boşanmanın doğrudan eki (fer’isi) niteliğinde bulunan maddi-manevi tazminat (TMK m. 174/1-2), yoksulluk nafakası (TMK m. 175) gibi çok önemli mali taleplerin sağlıklı değerlendirilerek adil ve doğru bir karar verilebilmesi; ancak bu davaların mahkemede “birlikte (tek dosyada) görülmesi” ve tüm delillerin “birlikte değerlendirilmesiyle” mümkündür. Davacı-karşı davalı kadın, Yargıtay’a sunduğu temyiz dilekçesi ile; Asliye Hukuk (Aile Mahkemesi sıfatıyla) 2020/154 esas sayılı ayrı bir dosyası ile de (kocasına karşı) “boşanma davası” açtığını belirtmiş, eldeki (tazminat/nafaka) davalar ile sonradan açılan o boşanma davasının “birleştirilmesini” talep etmiştir. Yargıtay’ın kararına göre; bu durumda iki dava arasında çok sıkı bir “bağlantı” bulunduğu anlaşılmakla, eldeki boşanma (tazminat) davaları ile kadın tarafından sonradan ayrı açılmış olan o davanın birleştirilerek (tek dosya yapılarak), her iki davanın (kusur oranlarına göre) esası hakkında tek bir hüküm kurulması gerektiğinden, mahkemenin ayırma kararının bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi – Karar: 2021/9176 ).

Tarafların Olaydan Sonra Birbirini “Affetmesinin (Barışmasının)” Kusur Belirlemesine Kesin Etkisi Yerel mahkemece; boşanmaya sebep olan geçmiş olaylarda davacı kadının “ağır kusurlu” olduğu bulunarak (kabul edilerek), davacı kadının maddi ve manevi tazminat (TMK.md.174/1-2) isteklerinin tümden reddine; davalı kocanın ise maddi ve manevi tazminat isteklerinin (ağır kusurlu kadından alınarak) kısmen kabulüne karar verilmiş ise de; Dosyada yapılan soruşturma ve toplanan tanık delillerinden şu gerçekler ortaya çıkmıştır: Davalı erkeğin evlilikte eşine sürekli olarak “ağır hakaretler” ettiği, eşinin çalıştığı işyerine basarak gidip “huzursuzluk çıkardığı (kavga ettiği)” ve eşinin başkaları (iş arkadaşları) yanında küçük düşmesine (rezil olmasına) neden olduğu; davacı kadının ise buna karşılık eşine “hakaret” ettiği anlaşılmaktadır. Ancak burada çok hayati bir detay vardır: Yerel Mahkemece, davacı kadına asıl “kusur” olarak yüklenen o (geçmişteki) “güven sarsıcı davranışa” ilişkin olaydan hemen sonra; taraflar kendi rızalarıyla “barışarak (affederek)” evlilik birliğini (aynı evde kalarak) “uzunca bir süre daha devam ettirmiş” olup; davalı erkeğin, kadının geçmişteki bu kötü davranışını (aldatmasını vb.) kendi iradesiyle “affettiği”, en azından “hoşgörü ile karşılamış sayılması gerektiği” hukuken kabul edilmelidir. Yargıtay’ın sarsılmaz kuralı şudur: Eşler tarafından açıkça veya zımnen “Affedilen veya hoşgörü ile karşılanan (üzeri çizilen)” olaylar nedeniyle, o davacı kadına artık sonradan boşanma davasında “kusur izafe edilemez (yüklenemez)”. (Yani affettiğin şeyi davada kullanamazsın). Mahkemece kadına yüklenen diğer (affedilmeyen) kusurlara ilişkin olarak ise, davalı kocanın “soyut iddiaları” ve tanıkların doğrudan görgüye dayanmayıp “sadece davalıdan duyup aktardıkları (duyuma dayalı)” beyanlar dışında dosyada inandırıcı hiçbir delil bulunmamaktadır. Gerçekleşen bu olaylara (ve affetme durumuna) göre; boşanmaya sebep olan olaylarda (işyeri basma vb. nedeniyle) davalı erkeğin (kocanın), davacı kadına nazaran çok daha “ağır kusurlu” olduğunun mahkemece kabulü gerekir. Bu nedenle, daha az kusurlu olan davacı kadın yararına maddi ve manevi tazminat (TMK.md.174/1-2) şartları oluşmuştur. O halde yerel mahkemece; tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK.m.4, TBK. 50,51,52,58) birlikte dikkate alınarak; daha az kusurlu olan “davacı kadın yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminata” hükmedilmesi gerekirken; delillerin takdirinde (affetmeyi atlayarak) hataya düşülerek, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak, tam tersine “davalı erkek yararına maddi ve manevi tazminata” karar verilmesi (ve kadınınkinin reddedilmesi) kesinlikle doğru görülmemiştir (Karar Yargıtay’ca bozulmuştur) (Hukuk Genel Kurulu -Karar: 2021/1362).

“Feragat (Vazgeçme)” Nedeniyle Reddedilen Davadan Önceki Tüm Olaylar Hukuken “Affedilmiş” Sayılır Mahkemece, taraflar olaylarda “eşit kusurlu” kabul edilerek her iki tarafın (karşılıklı) boşanma davası kabul edilip, evliliğin bitirilmesine ve boşanma kararı verilmiş ise de; toplanan delillerden (dosya geçmişinden), davacı-karşı davalı kadının geçmişte 12.12.2011 tarihinde açtığı ilk boşanma davasından, 27.12.2011 tarihinde kendi rızasıyla dilekçe verip “feragat ettiği (davadan vazgeçtiği)”; aradan zaman geçtikten sonra 2.7.2013 tarihinde ise eldeki bu yeni boşanma davasını açtığı; ancak kadının feragat (vazgeçme) sebebiyle reddedilip kesinleşen o ilk davadan sonra, tarafların (karı-kocanın) fiilen “barışıp bir araya (aynı eve) hiç gelmedikleri” anlaşılmaktadır. Yargıtay kuralı son derece nettir: Davacı-karşı davalı kadın, o açtığı “önceki boşanma davasından feragat etmekle (vazgeçmekle)”, aslında o davanın açıldığı tarihten (12.12.2011’den) “önceki tüm olayları (şiddet, aldatma vb.) hukuken affetmiş, en azından hoşgörü ile karşılamış (üzerini çizmiş) sayılır”. Artık o eski olaylara dayanarak yeni davada kusur izafe edemez. O feragat edilen davadan “sonraki dönemde” ise, davalı-karşı davacı erkekten (kocadan) kaynaklanan, boşanmayı gerektirir yepyeni ve “somut bir (kusurlu) olayın varlığı” da kadın tarafından bu davada kanıtlanmamıştır. O halde, evlilik birliğinin sarsılmasına neden olan olaylarda, evine dönmeyen ve birlik görevlerini yerine getirmeyen davacı-karşı davalı kadın tamamen (yüzde yüz) “tam kusurludur”. Gerçekleşen bu hukuki durum (feragat/af durumu) mahkemece hiç gözetilmeden, tarafların haksız yere “eşit kusurlu (yarı yarıya)” kabul edilmesi ve bu yanılgılı kusur belirlemesine bağlı olarak (kusursuz olan) davalı-karşı davacı erkeğin talep ettiği maddi tazminat (TMK m. 174/1) talebinin reddedilmesi kesinlikle doğru olmayıp, karar bozmayı gerektirmiştir. (Yargıtay 2. HD. – 2016/9289 Karar).

Dilekçede “Maddi Tazminat” Talebinin Türünün Çok Açık Olması Zorunluluğu Davalı-karşı davacı kadın, sunduğu dava dilekçesinde; evlilikten doğan “kazanç (gelir) kaybı” ile “mevcut ve beklenen menfaat kaybı” adı altında toplam 1.000.000 TL (Bir milyon TL) devasa bir maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Yerel Mahkemece yapılması gereken; davalı-karşı davacı kadının toptan istediği bu (1 Milyonluk) talebinin “ne kadarının (hangi miktarının)” Türk Medeni Kanununun 174/1. maddesi kapsamındaki boşanmaya bağlı (harçsız) maddi tazminat olduğu, “ne kadarının (hangi kısmının)” ise boşanma dışındaki genel ticari “kazanç kaybına” yönelik olduğu davacıya (HMK m. 31 gereği hakimin aydınlatma ödeviyle) kesin olarak “açıklattırılmadan (ayrıştırılmadan)”; ve o ayrı olan “kazanç kaybına (ticari kayba)” yönelik bölüm için mahkeme veznesine ayrıca “nispi harç” ikmal ettirilmeden (ödetilmeden); davalı-karşı davacı kadının bu (karmaşık) maddi tazminat talebi ile ilgili doğrudan hüküm (karar) kurulması usulen hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

Boşanmada manevi tazminatın asıl amacı; boşanmaya sebep olan o haksız olaylar yüzünden “kişilik hakkı (onuru/şerefi)” saldırıya uğrayan tarafın, o olayla bozulan ruhsal dengesini bir nebze telafi etmek, manevi değerlerindeki o eksilmeyi karşılamaktır (teselli etmektir). Onun için kuraldır ki, kişilik haklarını ihlal eden o fiille (örneğin hakaret), hakimin vereceği tazminat miktarı (rakamı) arasında her zaman “makul (orantılı) bir oranın bulunması” gerekir. Sırf bir tarafın “zenginleşmesine (piyango vurmasına)” yol açacak sonuçlar doğurur şekilde çok fahiş (yüksek) miktarda manevi tazminat takdiri, bu kurumu yasal “amacından saptırır”. Hakim, manevi tazminat miktarını (rakamını) saptarken; bir yandan kişilik hakları zedelenen tarafın (mağdurun), ekonomik ve sosyal durumunu ve o boşanmada kendisinin de bir “kusuru bulunup bulunmadığını” ve varsa kendi “kusur derecesini”, karşı tarafın işlediği o “fiilin ağırlığını (öldüresiye dayak mı sadece hakaret mi)”; öbür yandan da, kişilik haklarına saldırıda bulunanın (davalının) kendi “kusur derecesini, ekonomik ve sosyal durumunu (zenginliğini/fakirliğini)” birlikte göz önünde bulundurmak ve tartmak zorundadır. Açıklanan bu Yargıtay ilkeleri gözetildiğinde; yerel mahkemece davalı-karşı davacı kadın yararına takdir edilen (hükmedilen) manevi tazminat miktarı, hukuktaki “ölçülülük (orantılılık) ilkesine” kesinlikle uygun olmayıp (kocanın gelirine göre) çok “fazla (fahiş)” bulunmuştur. Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde yer alan evrensel “hakkaniyet (adalet) ilkesi” gözetilerek, mahkemece daha “uygun (düşük) miktarda” bir tazminat takdiri gerekirken, yazılı şekilde fahiş hüküm kurulması doğru bulunmamıştır (Tazminat miktarı Yargıtay’ca düşürülmek üzere bozulmuştur). (Yargıtay 2. HD. – 2016/8834 Karar).

Boşanmada “Maddi Tazminat” ile “Mal Paylaşımı (Katılma Alacağı)” Davasının Tamamen Farklı Davalar Olması Davalı kadının mahkemeye sunduğu cevap (karşı dava) dilekçesindeki “500.000 TL maddi tazminat” isteği aslında incelendiğinde; bu paranın, davacı erkeğin evlilik içinde “sattığı taşınmazların (malların) bedellerinden” kadının (edinilmiş mallar gereği) kendi “payına düşen (yarısı)” miktara ilişkin olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu istek (malın yarısını istemek), hukuken boşanmanın fer’isi (eki) olan TMK m. 174/1 kapsamındaki (harçsız) “maddi tazminat” kapsamında kesinlikle değildir. Bu istek tamamen bir “Mal Paylaşımı (Katılma Alacağı/Değer Artış Payı)” davasının konusudur. Bu mal davası için davalı kadın tarafından mahkeme veznesine nispi “harcı yatırılmak suretiyle” açılmış ayrı bir mal davası veya karşılık dava da ortada yoktur. Bu istekle ilgili olarak mahkemece (harcı yatırılmadığı ve boşanma konusu olmadığı için) sadece “karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde hüküm kurulması gerekirken; mahkemenin sanki dava açılmış da düşmüş gibi “davanın açılmamış sayılmasına” karar vermesi de usul ve yasaya aykırı olup Yargıtay’ca bozmayı gerektirmiştir. (Yargıtay 2. HD. – 2016/4000 Karar).

Evi Terk Eden Kadın “Haklıysa” Aleyhine Manevi Tazminata Hükmedilemez Boşanma davası sonucunda bir eşe “manevi tazminata” hükmedilebilmesi için mutlak kuraldır ki; tazminat talep eden tarafın (kocanın vb.) olaylarda tamamen “kusursuz” veya karşıya göre “az kusurlu” olmasının yanında, boşanmaya sebep olan o olayların, aynı zamanda tazminat isteyenin “kişilik haklarına (onuruna/şerefine) saldırı” niteliğinde olması da yasa gereği zorunludur. (TMK m. 174/2). Boşanmaya sebep olan olaylar bu ağır nitelikte (hakaret vb.) değilse, ne kadar kusurlu olursa olsun manevi tazminata hükmolunamaz.

Somut olayda; kocanın açtığı Terk (TMK m. 164) hukuki sebebine dayalı boşanma davası mahkemece kabul edildiğine göre; davacı- karşı davalı kadının (eşin), hukuken “haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta (eve) dönmeme (terk)” kusuru, o evlilikte asli “boşanma sebebi” olarak kabul edilmiştir. Ancak dosya kapsamından; eşe yönelik tehdit, hakaret mesajlarından sonra, erkeğin (kocanın) eşine “ikinci kez eve dön ihtarı” çektiği de (yani önceki kusurları affettiği) sabittir. Yargıtay’ın ilkesi şudur: Eşlerin “Salt (sadece) boşanmış olmak” ya da bu boşanmanın sebebiyet verdiği o doğal “üzüntü (mutsuzluk)”, tek başına “manevi tazminat” verilmesini gerektirmez. Bu durumda; davalı- karşı davacı erkeğin (kocanın) sadece eşi eve dönmedi (terk etti) diye “kişilik haklarına (onuruna)” ağır bir saldırının varlığı hukuken kabul edilemez. Öyleyse, davalı-karşı davacı kocanın manevi tazminat talebinin (saldırı olmadığı için) mahkemece “reddine” karar verilmesi gerekir. Bu husus nazara alınmadan (gözden kaçırılarak) davalı-karşı davacı koca yararına manevi tazminata hükmedilmesi doğru bulunmamıştır (Karar bozulmuştur) (Yargıtay HGK – Karar : 2021/761).

Eşini “Evden Kovma” Halinde Boşanmada Manevi Tazminat Davası (Kişilik Hakkı İhlali) Eldeki bu davada; ilk derece mahkemesince yapılan incelemede, boşanmaya sebep olan olaylarda “erkek eşin tam kusurlu (yüzde yüz)” olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Ne var ki yerel mahkemece; erkek eşe yüklenen o kusurlu davranışların (evden kovmanın vb.) diğer tarafın “kişilik haklarına saldırı teşkil etmediği” gibi dar bir gerekçeyle, kadın eşin “manevi tazminat” istemi haksız yere reddedilmiştir.

Yargıtay HGK bu durumu şöyle açıklar: Manevi tazminat talepleri, boşanmanın eşlerle ilgili en önemli mali sonuçlarından biri olup; boşanma nedeniyle hükmedilecek maddi ve manevi tazminat talepleri hakkında TMK’nın 174. maddesi; “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” emredici hükmünü taşımaktadır. Maddenin ikinci fıkrasına göre, boşanma sonucunda bir eşe manevi tazminata karar verilebilmesi için diğer koşullar (kusursuzluk) yanında; manevi tazminat talebinde bulunan tarafın, o boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle bizzat “kişilik haklarının saldırıya (onur kırıklığına) uğraması” gerekir.

Hukukta Kişilik hakları; bir bütün olarak kişinin maddi ve manevi varlığıyla yakından ilişkili ve bu varlığın geliştirilmesini hedefleyen “haklar ve özgürlükler” olarak tanımlanır. Bu haklar; kişiliğe sıkı sıkıya bağlı, dokunulamaz, devredilemez ve vazgeçilemez en temel haklardır. Kişilik haklarının “mutlak bir hak” oluşu, o hak sahibine; bu hakka ve hakkın içerdiği tüm değerlere “herkesin (eşin dahi) saygı göstermesini isteme”, kişisel değerlerin korunmasını “herkesten isteme”, yasaların, kamu düzeninin ve genel ahlak ile adabın çizdiği sınırlar içerisinde hayatını “dilediği gibi kullanma” hakkı verir. Kişilik hakkı kavramı; kişiyi var eden, kişiliğini toplumda serbestçe geliştirmesini sağlayan, onu diğer insanlardan farklılığını temin eden “bütün değerler üzerindeki haktır”. Yaşam hakkı, vücut bütünlüğü (sağlık), özgürlükler, şeref ve haysiyet (onur), özel yaşam (mahremiyet), isim, resim gibi kişisel varlıklar üzerindeki tüm haklar “kişilik hakkını” ifade eder. Bu varlıklara yönelen her türlü saldırılar (kovma/hakaret) ise doğrudan kişilik hakkının “ihlali” sonucunu doğururlar. Kişilik haklarının korunmasına ilişkin temel çerçeve düzenleme TMK’nın 23, 24 ve 25. maddelerinde yer almakta; Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi ile bu düzenlemeler tamamlanmaktadır. Ancak hukuktaki bu genel korumanın dışında, aile içinde bazı kişisel değerleri koruyan özel hükümler de bulunmakta olup, TMK’nın 174. maddesi bu (özel koruma) hükümlerden biridir.

Yargıtay, boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı ve adil yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada yerel mahkemece verilecek olan “boşanma kararı, ferileri (velayet/nafaka) ve boşanmanın mali sonuçları (tazminat)” yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde; tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen o “kusurlu davranışları (ne yaptıkları)” kararda tek tek belirtildikten sonra, eşlerin kusur durumlarını net olarak “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde (isimlendirerek) belirlenmesi (yazılması) gerektiğini belirtmiştir. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı tarihi İçtihadı Birleştirme Kararıyla da; “olaylarda kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden (şablon gibi) bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek; her bir boşanma davasında tarafların “kusurluluk durumlarının (ağırlığının)” tamamen kendine özgü ve sadece o evliliğe münhasır (özel) olduğunu kabul etmiştir (Her dava kendi içinde değerlendirilir).

Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki; TMK’nın 166. maddesinin 1. ve 2. fıkraları (şiddetli geçimsizlik) uyarınca, evlilik birliği, eşler arasında “ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede” temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak mahkemede “boşanma davası” açabilir ise de; Yargıtay bu hükmü “tam (%100) kusurlu olan eşin dava açamayacağı (açsa da reddedileceği)” şeklinde çok net yorumlamaktadır. Çünkü olaylarda “tam kusurlu (aldatan, döven vb.)” olan eşin boşanma davası açması ve boşanması, tek taraflı irade ile (kusurlu iradeyle) Türk hukuk sistemimize tamamen aykırı bir “boşanma olgusunu” ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi, karşı tarafın (masum eşin) hiçbir eylem ve (kötü) davranışı söz konusu olmadan; evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede bizzat kendisi “temelinden sarsar”, sonra da mahkemeye gidip yüzsüzce “mademki bu birlik artık sarsılmıştır (yürümez)” diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir adaletsiz düşünce, evrensel bir hukuk kuralı olan “kimsenin kendi kötü eylemine ve tamamen kendi kusuruna (hilesine) dayanarak yasal bir hak elde edemeyeceği” yönündeki temel hukuk ilkesine açıkça aykırı düşer (TMK m.2 Dürüstlük kuralı). Nitekim benzer ilkeye Yargıtay HGK’nın 04.12.2015 T., 2014/2-594 E. ve 2015/2795 K. sayılı emsal kararında da değinilmiştir. Bu durumda “kusur ilkesine” göre genel sebeple (şiddetli geçimsizlik TMK m. 166/1) mahkemenin boşanmaya karar verebilmesi için, kendisine dava açılan davalının “az da olsa (ufak) bir kusurlu” olması (tartışmaya girmesi vb.) mutlak gerekir.

Bu derin açıklamalar kapsamında elde ki davaya (somut olaya) gelince; tarafların komşusu olan tanıkların duruşmadaki yeminli beyanlarına göre, erkek eşin (kocanın) davacı eşini “evden kovduğu (defol dediği)”, bu ağır hakaret ve kovma nedeniyle kadın eşin mecburen iki gece boyunca komşu tanık N.K.’nın evine sığınıp “orada kaldığı”, sonrasında mahalleden komşuların kendi aralarında para topladığı, toplanan bu parayla sokakta kalan davacıya “uçak bileti aldıkları” ve davacı eşi memleketi olan “Kayseri’ye ailesinin yanına gönderdikleri” çok net anlaşılmaktadır. Tüm bu insanlık dışı hususlar (deliller) birlikte değerlendirildiğinde; erkek eşin davacıya “hakaret ettiği” ve zaten eşini sokağa atarak “eşini evden kovma” şeklinde gerçekleşen bu çok ağır kusurlu davranışın, kendi içinde o “hakaret (aşağılama/onur kırma) eylemini” de barındırmasının çok doğal bir sonucu olmasına göre (Evden kovan onur kırmıştır); yerel mahkemece, somut olaya tam uygun ve aynı yönlere işaret eden o Yargıtay bozma kararına uyulması gerekirken; davalı erkek eşin bu kişilik haklarına saldırı (onur kırma) niteliği taşıyan kusurlu davranışının “ispat edilemediği (hakaret yok)” şeklindeki sığ gerekçesiyle davacı kadın eşin “manevi tazminat talebinin reddine” karar verilmesi (tazminat verilmemesi) usul ve yasaya bütünüyle aykırı olup, bu hata Yargıtay HGK’nca bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay HGK- Karar : 2021/68).

Tazminat Davasının “Kısmen” Kabulü (veya Reddi) Halinde Avukatlık (Vekalet) Ücreti Verilmesi Kuralı Usul hukukunda, boşanmanın “fer’i (doğrudan eki)” niteliğinde bulunan maddi ve manevi tazminat taleplerinin, mahkemece (örneğin 100 bin istenip 50 bin verilmesi gibi) “kısmen kabulü” veya “kısmen reddi” halinde; reddedilen o kısım üzerinden karşı tarafa (davalıya) ayrıca bir “nispi vekalet ücreti (avukatlık parası)” takdir edilemez. (Boşanmada ret üzerinden vekalet ücreti çıkmaz). Bu kanuni sebeple, yerel mahkemece reddedilen tazminat kısmı için davalı lehine ayrıca “vekalet ücreti takdiri (hükmedilmesi)” doğru olmayıp, karar bu yönden Yargıtay’ca bozmayı gerektirmiştir. (Yargıtay 2. HD – 2016/8309 Karar).

Önemli Not: Boşanmada maddi ve manevi tazminat davası; eşlerin kusurunun ve hak edilecek tazminat miktarının tespiti ile belirlenmesi, netice olarak da tarafların elde edeceği o tazminat miktarının (gelecek menfaatlerinin) tam olarak hesaplanması noktasında çok önemli (teknik) özellikler arz eden bir dava türü olduğundan; bu davaların mutlaka uzman bir boşanma avukatı aracılığıyla takip edilmesinde telafisi güç hak kayıplarını önlemek adına büyük “hukuki yarar” vardır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir