Vasiyetnamenin Tenfizi (Yerine Getirilmesi) Davası Kapsamlı Rehberi
Vasiyetnamenin tenfizi davası, mirasbırakanın son arzularını içeren belgenin yasal olarak kesinleşip kesinleşmediğini ve herhangi bir itiraza maruz kalıp kalmadığını saptamak amacıyla Asliye Hukuk Mahkemelerinde açılan önemli bir hukuki süreçtir.
Vasiyetnamenin Tenfizi Davasının Hukuki Niteliği Nedir? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da istikrarla belirtildiği üzere, tenfiz davası tek başına doğrudan bir mülkiyet hakkı veya ayni hak kazandırmaz. Bu davanın asıl varlık sebebi; Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından usulüne uygun olarak açılıp okunan vasiyetnamenin, yasal itiraz sürelerini doldurduğunu, iptalinin talep edilmediğini veya edilen itirazların sonuçsuz kaldığını resmi olarak tespit etmektir.
Bir vasiyetnamenin hüküm ifade edebilmesi için öncelikle açılma kararının kesinleşmesi şarttır. Bu karar kesinleştikten sonra, vasiyetnamenin iptali için 1 yıllık hak düşürücü süre işlemeye başlar. Tenfiz davalarında mahkemenin ilk yapacağı iş, vasiyetnamenin açıldığına dair dosyanın kesinleşme şerhini içeren onaylı bir örneğini talep etmektir. Eğer 1 yıllık süre dolmadan veya hali hazırda açılmış bir vasiyetnamenin iptali davası sonuçlanmadan tenfiz yönünde bir karar verilirse, bu durum usul ve yasaya aykırı olacaktır.
Dava Nasıl Açılır ve İşleyişi Nasıldır? Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 514. maddesi uyarınca, kişiler yasal sınırlar çerçevesinde malvarlıkları üzerinde vasiyetname yoluyla tasarrufta bulunabilirler. Vasiyetname ile kendisine belirli bir mal bırakılan kişi (vasiyet alacaklısı), mirasbırakanın tüm varlığına değil, sadece o mala hak kazandığı için (cüzi halef), malın mülkiyeti doğrudan ona geçmez. Bu hakkın doğabilmesi için vasiyetnamenin yerine getirilmesi, yani tenfizi gereklidir.
Vasiyet alacaklısı, hakkını alabilmek için vasiyeti tenfiz memuruna (eğer atanmışsa), atanmamışsa mirasbırakanın yasal ve atanmış mirasçılarına karşı dava açarak malın kendi adına tescilini istemelidir. Unutulmamalıdır ki, vasiyetnamenin tenfizi davası ile vasiyetnamenin iptali (veya tenkisi) davaları birbirine zıt nitelikte olduğundan, aynı dava dosyası içerisinde birlikte görülmeleri hukuken mümkün değildir.
Vasiyetnamenin Açılması ve Tenfiz Arasındaki Bağlantı Tenfiz davasının kabul edilebilmesi için en temel şart, vasiyetnamenin hukuken “ayakta kalmış” olmasıdır. TMK 595. maddeye göre, mirasbırakan vefat ettikten sonra bulunan her türlü vasiyetname derhal Sulh Hukuk Hakimine teslim edilmeli ve en geç bir ay içinde ilgililere okunmalıdır. Tenfiz davasında yargılama yapan hakim, vasiyetnamenin Sulh Hukuk Mahkemesince açılıp okunarak tebliğ işlemlerinin bitirilip bitirilmediğini ve kararın kesinleşip kesinleşmediğini mutlaka denetler.
Dava Sürecinde “Bekletici Mesele” (Ön Sorun) Durumu Dosya incelemelerinde sıkça karşılaşılan iptal sebeplerinden biri de usul eksiklikleridir. Örneğin, vasiyetnamenin açılması davasında gerekçeli karar tüm mirasçılara usulüne uygun şekilde tebliğ edilmemişse, o dava henüz derdest (devam eden) kabul edilir ve tenfiz kararı verilemez. Benzer şekilde, mirasçılar tarafından vasiyetnamenin iptali davası açılmışsa, bu dava tenfiz davasının kaderini doğrudan değiştireceğinden, mahkeme iptal davasının kesinleşmesini yasal olarak “bekletici mesele” yapmak zorundadır.
Tenfiz Davalarında Görevli Mahkeme Neresidir? Eğer vasiyet alacaklısı, kendisine bırakılan taşınmazın tapu kaydının iptali ve kendi adına tescili talebiyle dava açıyorsa, bu dava artık çekişmesiz yargı işi olmaktan çıkar. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) yürürlüğe girmesinin ardından malvarlığı haklarına ilişkin uyuşmazlıklarda parasal sınır kaldırılmıştır. Dolayısıyla, tapu iptali ve tescil talebi içeren vasiyetnamenin tenfizi davalarında, taşınmazın değeri ne olursa olsun mutlak görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleridir.
Tapu İptal, Tescil ve Murisin İradesinin Yorumlanması Tenfiz davalarında hakimlerin temel felsefesi, mirasbırakanın (murisin) iradesini ayakta tutmak ve son arzularını azami ölçüde yerine getirmektir. Örneğin, vasiyet edilen bir arazinin yüzölçümü, yıllar sonra yapılan kadastro yenileme çalışmaları sebebiyle bir miktar azalmış veya değişmiş olabilir. Yargıtay kararlarına göre bu tip metrekare farklılıkları tenfiz ve tescil için engel teşkil etmez. Mahkeme, vasiyetnameyi şekilci bir yaklaşımla reddetmek veya taşınmazı tek bir kişiye bırakmak yerine; murisin metrekare üzerinden yaptığı paylaştırma iradesini, güncel tapu alanına doğru bir şekilde oranlayarak adil bir tescil kararı vermelidir.




