Anlaşmalı Boşanma Davasının Çekişmeliye Dönüşmesi ve Eşit Kusur Hâlinde Tazminat Durumu
Boşanma davaları, tarafların iradelerine ve yargılama sürecindeki tutumlarına göre şekillenen dinamik hukuki süreçlerdir. Özellikle anlaşmalı olarak başlayan bir davanın sonradan çekişmeli hale gelmesi durumunda mahkemelerin izlemesi gereken usul ve eşlerin kusur oranlarının tazminat taleplerine etkisi, Yargıtay kararlarıyla net bir çerçeveye oturtulmuştur.
Özet Yargıtay İlkesi (Eşit Kusur ve Tazminat): Yargıtay içtihatlarına göre; evlilik birliği içerisinde eşine hakaret eden kadın ile eşiyle ilgilenmeyip zamanının büyük bir kısmını kendi ailesiyle geçiren erkek, boşanmaya neden olan olaylarda eşit kusurlu sayılmaktadır. Eşlerin eşit kusurlu olduğu bu gibi durumlarda, taraflardan herhangi biri lehine maddi veya manevi tazminata hükmedilmesi hukuken mümkün değildir.
Anlaşmalı Boşanmanın Çekişmeli Boşanmaya Dönüşmesinde Usul Kuralları (Yargıtay 2. HD – E.2013/26237 K.2014/10618)
Taraflar mahkemeye anlaşmalı boşanma iradesiyle başvurduklarında, dava dilekçesinin içeriği ve ispat yükümlülükleri, standart bir çekişmeli boşanma davasından farklılık gösterir. Ancak yargılama aşamasında taraflardan birinin anlaşmadan vazgeçmesi, davanın seyrini tamamen değiştirir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 08.05.2014 tarihinde oybirliğiyle aldığı karara konu olan somut olay ve hukuki süreç şu şekilde gelişmiştir:
Davanın Açılışı ve Mahkeme Süreci Davacı taraf, mahkemeye sunduğu dava dilekçesinde; davalı eşi ile ruhen ve fikren anlaşamadıklarını, aralarında başlayan şiddetli geçimsizliğin evlilik birliğinin devamını imkânsız hâle getirdiğini, davalının da bu düşünceye katıldığını ve boşanmanın fer’i (maddi/manevi) sonuçlarında mutabık kaldıklarını belirterek “anlaşmalı boşanma” kararı verilmesini talep etmiş ve dilekçe ekine imzalı bir boşanma protokolü sunmuştur.
Mahkemece ön inceleme duruşmasının tensiple 09.09.2013 tarihinde yapılmasına karar verilmiş, ancak tarafların birlikte başvurarak duruşmanın daha erken bir tarihe alınmasını talep etmeleri üzerine 15.07.2013 gününde ön inceleme duruşması açılmıştır. Ne var ki bu duruşmada davalı eş, boşanmak istemediğini beyan ederek davaya ve protokole karşı çıkmıştır. Bunun üzerine mahkeme, tarafların barışma ve evliliği devam ettirme ihtimalini göz önünde bulundurarak ön inceleme duruşmasını bir defaya mahsus ertelemiş; 09.09.2013 tarihli oturumda ise davacıya hiçbir delil bildirme imkânı tanımadan davayı usulden reddetmiştir.
Yerel Mahkemenin Ret Gerekçesi Yerel mahkeme davanın reddine gerekçe olarak; dava dilekçesinde geçimsizlik sebebinin ve dayandığı vakıaların açıklanmadığını, delil olarak dosyaya sadece nüfus kaydı ile boşanma protokolünün sunulduğunu, bu hâliyle dilekçenin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 119. maddesinde aranan şartları taşımadığını ve davanın bu eksikliklerle “çekişmeli boşanmaya da dönüşemeyeceğini” göstermiştir.
Yargıtay’ın Bozma Kararı ve Hukuki Gerekçesi Yerel mahkemenin bu kararı davacı tarafından temyiz edilmiş ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi yerel mahkemenin kararını bozarak şu önemli hukuki tespitlerde bulunmuştur:
- Anlaşmalı Boşanma Dilekçesinde Beklenti: Davalı ile boşanma ve fer’i sonuçlarında anlaştığını belirterek mahkemeye başvuran bir davacının, dava dilekçesinde uzun uzun boşanma sebeplerini göstermesi veya geçimsizliğin dayandığı vakıaları tek tek bildirmesi hukuken gerekmez. Davacı böyle bir sebep bildirmiş olsa dahi, bunu hangi delillerle ispat edeceğine dair bir delil listesi sunmak zorunda değildir.
- İspat İhtiyacının Olmaması: Davacı bu davayı açarken mahkemeden kısa sürede bir “anlaşmalı boşanma” kararı çıkacağına dair haklı bir beklenti içindedir. Bu barışçıl beklenti sebebiyle boşanma sebebini detaylandırmamış ve aralarında bir uyuşmazlık çıkmayacağı inancıyla delil bildirme ihtiyacı duymamıştır.
- HMK 119. Madde Değerlendirmesi: Bu hukuki gerçeklik karşısında; doğrudan anlaşmalı boşanma talebiyle mahkemeye sunulan bir başvuru dilekçesinin içeriğinde, HMK 119. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerindeki (vakıaların ve delillerin gösterilmesi) katı hususların aranması doğru, hakkaniyetli ve gerçekçi bir yaklaşım değildir. Yasadaki bu gereklilikler, ancak ve ancak anlaşmalı boşanma kararı verilmesinin fiilen mümkün bulunmadığının mahkemece anlaşılmasından “sonra” söz konusu olabilir.
- Çekişmeli Davaya Dönüşme ve Delil Sunma Hakkı: Davalı eşin duruşmada anlaşmalı boşanma talebine karşı çıkmasıyla birlikte, söz konusu dava hukuken kendiliğinden çekişmeli hâle gelmiştir. Yargıtay’a göre böyle bir durumda mahkemenin yapması gereken; taraflara yeni iddia ve savunmaları çerçevesinde delil gösterme ve sunma imkânı tanımak, göstermeleri hâlinde bu delilleri eksiksiz olarak toplamak ve Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166. maddesinin 1. ve 2. fıkraları (evlilik birliğinin sarsılması) kapsamında değerlendirerek bir sonuca gitmektir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin bu usul adımlarını izlemeden, davacıya delil sunma hakkı tanımadan, eksik inceleme ve yanılgılı yazılı gerekçe ile hüküm kurmasını bozma nedeni saymış; temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine ve kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolunun açık olduğuna hükmetmiştir.




