Ceza Hukukunda Tanıklık (Şahitlik) Müessesesi ve Temel Özellikleri
Ceza yargılaması sürecinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılması adına en kritik delil araçlarından biri tanıklıktır. Türk Ceza Kanunu (TCK) uygulamaları çerçevesinde tanıklar, adaletin tecellisine katkı sağladıkları için yasal olarak “kamu görevlisi” statüsünde kabul edilirler (TCK md. 6).
Bir davada yargılanan sanığın, kendi dosyasında tanık sıfatıyla dinlenmesi hukuken mümkün değildir. Lakin yargılama neticesinde beraat kararı almış bir sanık, aynı dosyadaki diğer sanıkların eylemleri hakkında şahitlik yapabilir. Hukuk doktrininde tartışmalı bir konu olmakla birlikte, sanığı savunan müdafinin (avukatın) o davada tanıklık yapmasını yasaklayan açık bir kanuni engel bulunmamaktadır.
Suçun mağduru olan kişi aynı zamanda tanık olarak da dinlenebilir. CMK 236/1 maddesi uyarınca mağdurun tanık sıfatıyla dinlenmesi durumunda, “yemin ettirilmesi” istisnası dışında tanıklığa dair tüm kurallar aynen tatbik edilir. (Mağdur şikayetçi/müşteki ise ve olayı bizzat beş duyusuyla algılamışsa olayın doğal şahidi sayılır).
Tanık beyanlarında zaman zaman ufak tefek farklılıklar ortaya çıkması doğal karşılanır; hukuken mühim olan, bu farklılıkların davanın esasına etki edecek bir “çelişki” boyutuna ulaşmamasıdır. Eğer beyanlar arasında çelişki doğarsa, öncelikli yöntem tanıkların yüzleştirilmesidir. Çelişki giderilemiyorsa, mahkemenin hangi tanığın beyanına hangi somut gerekçelerle üstünlük tanıdığını kararında açıkça belirtmesi şarttır.
Tanıklık yapabilmek için özel bir yasal ehliyet şartı (yaş sınırı vb.) aranmaz. Şahsın gerçekleşen olayı algılayabilme ve bunu mahkemeye aktarabilme yetisine sahip olması kafidir. Bu bağlamda bir akıl hastası dahi, mevcut sağlık durumu mahkemece dikkate alınarak tanık sıfatıyla dinlenebilir. Böyle bir durumda tanık beyanının delil olarak ne kadar geçerli olacağı, tanığın sübjektif durumu göz önünde bulundurularak hakimin takdirine bırakılır.
Bir tanık, mahkeme hakimi tarafından kendisine özel olarak sorulmadığı müddetçe, sadece olaya dair bizzat gördüğü ve duyduğu somut bilgileri aktarmalı; kendi şahsi kanaatlerini, tahminlerini veya değerlendirmelerini ifade etmekten kaçınmalıdır.
Emniyet veya jandarma (kolluk) aşamasında ifadesi alınan kişiler hukuken “tanık” değil, yalnızca “bilgi sahibi” statüsündedir. Kollukta verilen beyanlar teknik anlamda tanık beyanı sayılamaz; zira ceza muhakemesinde asıl delil niteliği taşıyan tanık beyanı, kişinin bizzat mahkeme (hakim) huzurunda hür iradesiyle verdiği ifadedir. Ayrıca, duruşma esnasında avukatların CMK 201 uyarınca tanığa doğrudan soru sorma yetkisi bulunmaktadır.
Tanıkların Mahkemeye Davet Edilme Usulleri (CMK m. 43)
Kural olarak tanıklar, mahkemeye resmi bir “çağrı kâğıdı” (davetiye) ile çağrılırlar. Bu belgenin üzerinde, tanığın belirtilen gün ve saatte gelmemesi halinde karşılaşacağı hukuki yaptırımlar açıkça yazılır. Söz konusu davet işlemi; elektronik posta, faks, telgraf veya telefon gibi modern iletişim araçları kullanılarak da gerçekleştirilebilir. Ancak iletişim araçlarıyla yapılan çağrılarda, gelmeme durumunda doğacak cezai yaptırımlar uygulanamaz.
İşin içinde tutuklu bir sanık varsa, tanıklar için çağrı kâğıdı aşaması atlanarak doğrudan “zorla getirme kararı” çıkartılabilir. Bu kararın metninde zorla getirmenin hukuki gerekçeleri belirtilmeli ve bu tanıklara da davetiye ile gelenlerle aynı prosedür uygulanmalıdır (CMK md. 43/1). Zorla getirme emri; dosyada mevcutsa faks, telefon veya e-posta yoluyla da tanığa iletilebilir. Mahkeme, yargılama anında derhal dinlenmesine lüzum gördüğü tanıkların belirlenen zamanda hazır edilmesi için görevli memurlara yazılı emir (müzekkere) verebilir.
Cumhurbaşkanı, kendi takdirine bağlı olarak tanıklıktan çekinme hakkına sahiptir. Şayet tanıklık yapmak isterse, beyanı kendi konutunda bizzat alınabileceği gibi, yazılı bir metin olarak da mahkemeye sunulabilir. Ancak bu istisnai hükümler, şahsın bizzat hakim, Cumhuriyet savcısı veya mahkeme huzurunda dinlenmesi hallerinde geçerlidir.
Savcılar da CMK 146/7 maddesi uyarınca tanıklar hakkında zorla getirme kararı verebilme yetkisine sahiptir. Fakat tutuklu bir iş yoksa, ne savcılığın ne de mahkemenin davetiye çıkarmadan direkt zorla getirme kararı verme hakkı yoktur. Davetiye ile çağrılmış bir tanık için, o davetiye iptal edilip yerine zorla getirme kararı verilemez; bu konuda hakimin dahi takdir yetkisi bulunmamaktadır.
Telefon aracılığıyla duruşmaya çağrılan bir müştekinin (ki aynı zamanda olayın tanığı olabilir), mutlaka usulüne uygun bir çağrı kâğıdıyla da davet edilmesi şarttır (Yargıtay 2. CD – Karar: 2010/1265). Duruşmanın seyri esnasında mahkemenin tanığı anında hazır etme yönündeki yazılı emri (CMK md. 43/3), standart davalarda pek rastlanmayan, ancak Balyoz veya Ergenekon gibi çok sanıklı ve geniş çaplı kamuoyu davalarında özel görevliler aracılığıyla uygulanmış bir yöntemdir. “Hazır bulundurma” ibaresi, memura gerektiğinde zor kullanma salahiyeti de verir. Bu emrin yalnızca kovuşturma (mahkeme) aşamasında verilebileceği unutulmamalıdır.
Tanıklıktan Çekinme Hakkı (CMK m. 45)
Ceza yargılamasında aşağıda sıralanan kişiler şahitlik yapmaktan kaçınabilirler:
- Şüphelinin yahut sanığın nişanlısı (Nişanlılık, tarafların evlenme kastını ortaya koyan somut olgularla kanıtlanabilir),
- Evlilik bağı hukuken sona ermiş (boşanmış) olsa bile sanığın/şüphelinin eşi,
- Sanığın veya şüphelinin kan veya kayın hısımlığı bağından olan altsoyu (çocukları, torunları) veya üstsoyu (anne, baba, büyükanne, büyükbaba),
- Sanığın/şüphelinin üçüncü dereceye kadar (üçüncü derece dahil) kan hısımları ile ikinci dereceye kadar (ikinci derece dahil) kayın hısımları,
- Sanık veya şüpheliyle evlatlık bağı bulunan şahıslar.
Akıl zayıflığı, akıl hastalığı veya yaş küçüklüğü gibi sebeplerden ötürü tanıklıktan çekinme hakkının hukuki anlam ve önemini idrak edemeyecek durumda olan kişiler, ancak kanuni temsilcilerinin (veli/vasi) vereceği rıza ile dinlenebilirler. Şayet bu kanuni temsilcinin bizzat kendisi şüpheli veya sanık konumundaysa, çocuğun/kısıtlının çekinme hakkı üzerinde tasarrufta bulunamaz.
Çekinme hakkına sahip kişilere, ifadeleri alınmaya başlanmadan evvel bu yasal hakları mutlaka hatırlatılmalıdır. İlgili kişiler, ifade süreci başladıktan sonra dahi istedikleri an tanıklıktan çekinme haklarını kullanabilirler. Bu hak, hem mahkeme (kovuşturma) hem de savcılık (soruşturma) evresinde geçerlidir. Ayrıca çekinme hakkı bulunan tanığın (dinlenmeyi kabul etse bile) “yeminli” veya “yeminsiz” dinlenme konusunda seçim yapma hakkı da mevcuttur (CMK md. 51).
Bu hakkın hatırlatılması kanuni bir zorunluluktur. Eğer bu yasal ihtar yapılmadan kişinin ifadesi alınmışsa, o ifade ilerleyen aşamalarda hukuken geçerli bir delil olarak kullanılamaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2013/454 numaralı kararında da açıkça vurgulandığı üzere: Cinayet dosyasında maktul ile sanığın eşinin gönül ilişkisi olduğu iddiaları üzerine çıkan olayda, sanığın mahkûmiyetine temel teşkil eden en önemli delil, sanığın oğlu Ö. F. T.’nin beyanları olmuştur. Ancak çocuğun beyanları alınırken CMK m. 45 uyarınca babası aleyhine tanıklıktan çekinme hakkı olduğu hatırlatılmamıştır. Yargıtay, bu usul hatasını doğrudan bir bozma nedeni saymış ve diğer esasa ilişkin hususları incelemeksizin yerel mahkeme kararını bozmuştur.
Mesleki Sır ve Uğraşlar Nedeniyle Tanıklıktan Çekinme (CMK m. 46)
Belirli meslek grupları, işleri gereği öğrendikleri sırlar nedeniyle tanıklıktan çekinme hakkına sahiptir:
- Avukatlar, stajyerleri veya avukat yardımcıları; hukuki görevleri sebebiyle vakıf oldukları bilgiler konusunda şahitlikten kaçınabilirler. Avukatlar açısından bu hak mutlak bir haktır; müvekkil rıza gösterse dahi avukat mesleki etiği gereği tanıklık yapmayı reddedebilir.
- Ebeler, eczacılar, diş hekimleri, tabipler ve tıbbi alanda faaliyet gösteren diğer yardımcı personeller, hastaları ve hasta yakınları hakkında öğrendikleri sırlar hususunda çekinme hakkına sahiptir.
- Noterler ve malî işlerle görevli müşavirler de hizmet verdikleri kişilere dair konularda tanıklıktan kaçınabilirler.
Ancak dikkat edilmesi gereken husus şudur: Avukatlar hariç, kanunda sayılan diğer meslek mensuplarının (doktor, noter vb.) çekinme hakkı, “ilgilinin (hastanın/müşterinin) rızasına” bağlıdır. Eğer ilgili kişi rıza gösterirse, bu meslek mensupları sırf mesleki sır gerekçesiyle tanıklıktan kaçınamazlar (CMK md. 46/2). Yasa koyucu burada; maddi gerçeğin bulunmasındaki toplumsal fayda ile meslek mensubuna duyulan “güven ilişkisi” arasında bir denge kurmuş ve güvenin korunmasını tercih etmiştir.
Basın Kanunu madde 12 uyarınca; eser sahipleri, sorumlu müdürler ve gazeteciler gibi süreli yayın mensupları, bilgi edindikleri haber kaynaklarını ifşa etmeye veya bu konuda tanıklık yapmaya zorlanamazlar. Fakat mesleki sırrın bir sınırı vardır; gazeteci sırf haber yapma faaliyeti esnasında örneğin bir cinayete bizzat gözleriyle şahit olursa, bu cinayet anı hakkındaki bilgisini “mesleki sır” diyerek saklayamaz ve olayın tanığı olarak beyan vermek zorundadır. Gazetecinin gizleme hakkı, sadece “haber kaynaklarına ve materyallerine” yöneliktir.
Çekinme Gerekçesinin Bildirilmesi (CMK m. 49)
CMK 45, 46 ve 48. maddelerinde sayılan çekinme hallerinde; Cumhuriyet savcısı veya mahkeme hakimi lüzum gördüğü takdirde, tanıktan neden tanıklıktan çekindiğine dair hukuki dayanağı (olguyu) açıklamasını isteyebilir. Hatta mahkeme, sunulan bu çekinme mazeretinin doğruluğuna dair tanığa yemin dahi ettirebilir. Önemli bir usul kuralı olarak; davanın tarafları olan sanık veya katılanın, tanıktan çekinme gerekçesini mahkemeye açıklamasını talep etme hakkı bulunmamaktadır.
Kendisi veya Yakınları Aleyhine Beyan Vermekten Kaçınma (CMK m. 48)
Bir tanık; mahkemede şahitlik yapmayı kabul etmiş olsa dahi, kendisine sorulan sorulardan şahsını veya CMK 45/1’de sayılan yasal yakınlarını ceza soruşturmasına yahut kovuşturmasına sürükleyebilecek nitelikte olan spesifik sorulara cevap vermeyi reddedebilir. Tanığa, ifade işlemine başlanmadan önce bu yasal hakkı muhakkak izah edilmelidir.
Bu kuralın temel felsefesi, bireyi sevdiklerini veya kendini korumak adına yalan söylemek zorunda kalmaktan (dolayısıyla yalan tanıklık suçuna düşmekten) kurtarmaktır. Yargıtay 13. Ceza Dairesi’nin 2014/19509 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere: Tanığın yasal bir çekinme hakkı (CMK 45-46 anlamında) bulunmamasına rağmen; mahkemenin tanığa sadece CMK 48 kapsamında “cevap vermekten çekinme” ihtarı yapması gerekirken, toptan “tanıklıktan çekinme hakkın var” diyerek tanığı hiç dinlememesi usule ve hukuka açıkça aykırıdır.
Tanıklıkta Yemin Kuralları (CMK m. 50-51-54-55-56)
Kural olarak ceza yargılamasında (hem soruşturma hem de mahkeme aşamasında) her tanık dinlenmeden önce yemin eder. Ancak şu kişiler kesinlikle “yeminsiz” olarak dinlenmek zorundadır (CMK m. 50):
- Dinlendiği tarih itibarıyla 15 (on beş) yaşını henüz doldurmamış olan çocuklar,
- Zihinsel melekeleri (ayırt etme gücü) yerinde olmadığı için yeminin manevi ve hukuki sorumluluğunu kavrayamayacak durumda olanlar,
- Yargılamaya konu olan suça iştirak edenler, suçluyu kayırma fiilini işleyenler, suç delillerini gizleyen veya yok eden şüpheli, hükümlü yahut sanık konumunda olan şahıslar.
Eğer yasa gereği yemin etmemesi gereken bir kişiye mahkemece yanlışlıkla yemin ettirilmişse, bu ifade hukuken “yeminsiz tanık beyanı” statüsünde kabul edilir. Ancak yemin faktörü kişinin psikolojisini ve vereceği beyanı etkileyebileceğinden, işlemin hukuka uygunluğu adına tanığın tekrar (yeminsiz olarak) dinlenmesi talep edilmelidir. CMK 45 kapsamındaki yakınlıkları sebebiyle tanıklıktan çekinme hakkı olan kişilere yemin ettirilip ettirilemeyeceği ise hakimin takdirine bırakılmıştır; ancak bu kişilere “yeminden çekinme” hakları mutlaka hatırlatılmalıdır. Kolluk kuvvetlerinin (polisin/jandarmanın) hiçbir şartta tanığa yemin ettirme yetkisi yoktur; yemin sadece savcı ve hakim tarafından verdirilir. Yeminsiz dinlenen tanıklar için bu durumun yasal dayanağı duruşma tutanağına mutlaka işlenmelidir.
Yeminin Ediliş Şekli (CMK m. 55-56): Tanıklığa geçilmeden önce edilecek yemin cümlesi: “Bildiğimi dosdoğru söyleyeceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim” şeklindedir. Bir tereddüt hasıl olup yemin sona bırakılırsa: “Bildiğimi dosdoğru söylediğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim” cümlesi kullanılır. Yemin merasimi sırasında duruşma salonundaki herkes ayağa kalkmak zorundadır. Tanık, yemin metnini bizzat yüksek sesle okuyarak veya tekrarlayarak yeminini ifa eder. Hakimin metni okuyup tanığın sadece “yemin ederim” demesi, usul kurallarına tamamen aykırı bir uygulamadır. Sağır veya dilsiz tanıklar ise okuma yazma biliyorlarsa yemin metnini yazıp imzalayarak, bilmiyorlarsa uzman bir işaret dili tercümanı vasıtasıyla yemin ederler.
Tanığa Görevinin Öneminin İzah Edilmesi (CMK m. 53)
Dinleme işlemine geçilmeden önce hakim veya mahkeme başkanı tarafından tanığa şu hususlar kati surette anlatılmalıdır: Doğruyu söylemesinin davanın seyri açısından ne kadar kritik olduğu, yalan beyanda bulunması halinde yalan tanıklık suçundan (TCK) hapis cezası ile yargılanacağı, namusu üzerine yemin edeceği ve hakimin sarih izni olmadan salonu asla terk edemeyeceği. Hakimin bu ihtar yükümlülüğünde herhangi bir takdir yetkisi yoktur. Özellikle davanın bel kemiğini tek bir şahidin beyanı oluşturuyorsa, bu ikazların ciddiyeti bir kat daha artar.
Tanıkların İfade Alma ve Dinlenme Usulü (CMK m. 52)
Ceza hukukundaki “doğrudan doğruyalık” ve “yüzyüzelik” prensipleri gereğince; şikayetçinin veya tanığın vefat ettiği, gaipliğine karar verildiği yahut adresine hiçbir şekilde ulaşılamadığı mahkeme tutanaklarıyla açıkça sabit hale gelmedikçe, bu kişilerin muhakkak mahkeme huzurunda fiziken (veya SEGBİS aracılığıyla) beyanlarının alınması şarttır (Yargıtay 6. CD – Karar: 2020/2751).
Her bir tanık, diğer tanıkların anlattıklarından etkilenmemesi için salonda tek başına (diğer tanıkların yokluğunda) ve ayrı ayrı dinlenir. Tanıklar; ancak kimlik tespitinin zaruri olduğu veya gecikilmesinde telafisi imkansız zararlar doğacak hallerde soruşturma aşamasında birbiriyle veya şüpheliyle yüzleştirilebilir. Zira duruşmadan (hakim huzuruna çıkmadan) önce emniyette yapılan bir yüzleştirme işlemi “kanıtların önceden tartışılması” anlamına gelir ve yargılamayı yürütecek serbest iradeli hakimi gereksiz yere yönlendirme riski taşır.
Bir olayın hukuki ispatı (delili) yalnızca tek bir tanığın beyanından ibaret ise, o tanığın mutlaka ama mutlaka mahkemede dinlenme zorunluluğu vardır (CMK m. 210/1). Tanığın mahkemede dinlenmesi sırasında tüm ses ve görüntüler kayda alınabilir. Ancak yaşı küçük mağdur çocukların ve maddi gerçeğe ulaşmak için beyanı hayati önem taşıyıp da mahkemeye fiziken getirilemeyen şahısların dinlenmesinde ses ve görüntü kaydı (SEGBİS vb.) alınması hukuken mecburi bir durumdur. Bu kayıtlar yargılama dışında hiçbir amaçla kullanılamaz.
Tanık dinlenirken; öncelikle araya girilmeden, bildiklerini özgürce anlatmasına müsaade edilir. Anlatım bittikten sonra eksik kalan noktaları aydınlatmak için hakimin veya tarafların soru sorma aşamasına geçilir. Şayet tanık bazı detayları anımsayamadığını belirtirse, hafızasını tazelemek maksadıyla önceki emniyet veya savcılık ifadesinin yalnızca ilgili kısmı kendisine okunur (CMK md. 212/1). Tanık mahkemede farklı, önceki beyanında farklı konuşarak bir çelişki yaratırsa, eski ifadesi tamamıyla okunarak bu çelişkinin sebebi sorulur (CMK md. 212/2). Hakim, bu çelişkilerin neticesinde kararına (hükme) hangi beyanı esas aldığını gerekçesiyle açıklamak zorundadır.
Mahkemenin Hazır Edilen Tanığı Dinleme Mecburiyeti (CMK m. 178): Eğer sanık yahut katılan taraf, belli bir tanığın (veya uzman mütalaa sahibinin) dinlenmesi için mahkemeye dilekçe vermiş ve mahkeme başkanı bu talebi reddetmişse; ilgili taraf reddedilen o tanığı duruşma günü kendisi salonda hazır edebilir. Bu senaryoda mahkemenin artık “dinlemiyorum” deme lüksü yoktur; o kişi duruşmada zorunlu olarak dinlenir. Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2017/3341 kararında da vurgulandığı üzere, her ne kadar dinlenen kişinin anlatımları dosyanın esasına etki etmese dahi, sanık müdafinin bizzat hazır ettiği tanığın mahkemece dinlenmesi CMK 178’in güvencesi altındadır.
Devlet Sırrı Vasfı Taşıyan Bilgilerde Şahitlik (CMK m. 47)
Devletin işleyişine veya milli güvenliğine dair konular “devlet sırrı” bahanesiyle mahkemeden saklanamaz. Açıklanması halinde ülkenin dış ilişkilerini, milli savunmasını zafiyete uğratacak veya anayasal düzende tehlike yaratacak hassas veriler hukuken devlet sırrı kabul edilir.
Şahitlik yapılacak konu bu nitelikte bir devlet sırrı içeriyorsa; tanık, sadece davaya bakan hakim veya mahkeme heyeti tarafından, odada zabıt kâtibi bile olmaksızın tamamen izole bir ortamda dinlenir. Dinlemenin ardından hakim, bu gizli beyanlardan sadece ve sadece yargılanan suçu aydınlatmaya yarayacak kadarlık kısımları ayıklayarak resmi tutanağa yazdırır. Bu istisnai usul, ancak hapis cezasının alt sınırı 5 (beş) yıl veya daha yüksek olan ciddi suç dosyalarında tatbik edilebilir. Eğer tanıklık yapacak kişi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ise, ifşa edilecek bilginin devlet sırrı niteliği taşıyıp taşımadığına ve mahkemeye iletilip iletilmeyeceğine doğrudan Cumhurbaşkanının kendisi karar verir.
Tanığın Yeniden (Tekrar) Dinlenmesi (CMK m. 57)
Daha önce usulüne uygun olarak yemin ettirilip dinlenmiş bir şahit, aynı soruşturma veya mahkeme aşamasında bir kez daha ifadeye çağrılırsa; kendisine baştan yemin ettirilmesine lüzum yoktur, önceki ettiği yemin hatırlatılır ve bu işlem tutanağa geçirilir. Aynı celse (oturum) içerisinde tekrar kürsüye çağrılan şahide ise yemini hatırlatmaya dahi gerek yoktur.
- Olay yerinde yapılan “keşif” işlemi sırasında tanığa mahkemedeki yemini hatırlatılmalıdır.
- Yargıtay’ın dosyayı bozması sonucu yerel mahkemede yeniden başlayan yargılamalarda da tanığa eski yemini hatırlatılabilir.
- Ancak, kesinleşmiş bir karar bozulup “yargılamanın yenilenmesi” (iade-i muhakeme) yoluna gidilmişse, tanığa mutlaka sıfırdan yeni bir yemin ettirilmek zorundadır. Yeminin hiç hatırlatılmaması durumu Yargıtay incelemesinde başlı başına bir bozma nedenidir.
Tanığa Yöneltilecek İlk Sorular ve Koruma Tedbirleri (CMK m. 58-59)
Kürsüye çıkan şahide ilk olarak; yaşı, ikamet adresi, mesleği, adı-soyadı, geçici kaldığı yer ve iletişim (telefon) numaraları gibi temel kimlik verileri sorulur. Akabinde, vereceği ifadenin güvenirliğini tartabilmesi için hakime ışık tutacak, özellikle davanın sanığı veya mağduru ile aralarındaki husumet veya yakınlık bağına dair sorular yöneltilir. (CMK m. 58)
Tanık olarak mahkemede konuşacak kişilerin gerçek kimliklerinin ifşa edilmesi, şahsın kendisi veya aile fertleri için telafisi imkansız, ağır bir tehdit oluşturacak potansiyeldeyse; kimlik bilgilerinin tamamen gizli (saklı) tutulması için yasal tedbirler alınır. Kimliği maskelenen bu tanık, davanın konusu olan olaylara nasıl ve hangi vesileyle şahit olduğunu detaylarıyla mahkemeye açıklamak zorundadır. Gizli tutulan bu kişisel veriler, doğrudan mahkeme, savcı veya hakim tarafından özel kasalarda muhafaza edilir.
Eğer şahidin, sanığın veya diğer tarafların gözü önünde duruşma salonunda dinlenmesi hayati bir tehlike arz ediyorsa ve maddi gerçeğe ulaşmak bu beyana bağlıysa; mahkeme hakimi, normal şartlarda duruşmada bulunma hakkı olan kişileri (sanık, izleyici vb.) dışarı çıkartarak tanığı tek başına dinleyebilir. Ancak bu izolasyon sağlansa bile, tanığın ifade süreci salondakilere “ses ve görüntü aktarımı” yoluyla yansıtılır ve savunma makamının tanığa “soru sorma” hakkı kesinlikle kısıtlanamaz. Unutulmamalıdır ki kimlik gizleme ve özel koruma tedbirleri yalnızca “örgütlü suçlar” bağlamında yürütülen davalarda uygulanabilen istisnai bir usuldür.
Tanığa Yapılacak İzahlar (CMK m. 59): Şahit beyanına başlamadan önce hakim, davanın konusu hakkında kendisini kısaca bilgilendirir ve o an salonda bulunan sanığı gösterir. Sanık salonda değilse kimliğini açıklar. Anlatım esnasında sözü asla kesilmeyen tanığa, olayları aktarması bittikten sonra çelişkileri gidermek veya eksikleri tamamlamak için “çapraz sorgu” (doğrudan soru yöneltme) denilen yöntemle detay soruları sorulabilir. Yargıtay içtihatlarına göre, hakimin baştan sanığı gösterme veya davayı anlatma ritüelini atlaması tek başına kararı bozmaz; ancak tanığın sözünün durduk yere kesilmesi ve hür iradesiyle bildiklerini aktarmasının engellenmesi ile kararın sonucu arasında bir “nedensellik bağı” varsa bu durum net bir bozma nedenidir.
Yeminden ve Tanıklıktan Kaçınma ile Tazminat (CMK m. 60-61)
Elinde kanunun tanıdığı hiçbir yasal haklı gerekçe (çekinme sebebi) olmamasına rağmen yemin etmeyi veya şahitlik yapmayı inatla reddeden kişi; bu reddinden doğan tüm masraf ve giderleri ödemeye mahkum edilir. Üstelik bununla kalınmaz; yargılama neticelenene kadar ve her halükarda 3 (üç) ayı geçmemek şartıyla “disiplin hapsi” ile cezalandırılarak cezaevine konulabilir. Şahıs fikrini değiştirip şahitlik yükümlülüğünü yerine getirdiği an disiplin hapsinden tahliye edilir. Soruşturma aşamasındaki bu hapis kararlarını vermeye “Sulh Ceza Hâkimi”, kovuşturma aşamasında ise istinabe olunan mahkeme veya naip hakim yetkilidir. Şahıs bu hapis kararına karşı itiraz yasa yoluna başvurabilir. (CMK m. 60)
Adalete hizmet eden tanığın mağdur edilmemesi adına; duruşmaya gelmesi için yaptığı yol masrafları, ikamet giderleri ve beslenme harcamaları devlet tarafından karşılanır. Ayrıca işinden gücünden geri kalarak “kaybettiği zamanla” doğru orantılı olacak şekilde kendisine bir miktar tazminat (tanıklık ücreti) ödenir. Lakin, yukarıda da bahsettiğimiz CMK 178 uyarınca sanığın kendisinin zorla mahkemede hazır ettiği tanıklara bu devlet ödenekleri verilmez. (CMK m. 61)
Gizli Tanık Müessesesi Nedir? (CMK m. 58 ve 5726 S.K. m. 3)
Ceza yargılamasına katkı sunacak bir şahidin kimliğinin sanıklar veya sanık yakınları tarafından bilinmesi durumunda, şahidin veya ailesinin hayatı “ciddi ve ağır bir tehlike” altına girecekse; bu kişi yasal süreçlerde “gizli tanık” statüsüne alınarak dinlenebilir.
Gizli şahitler; savcılık safhasında (soruşturmada) bizzat ve sadece Cumhuriyet Savcısı tarafından, mahkeme safhasında (kovuşturmada) ise doğrudan mahkeme heyeti tarafından dinlenir. Kolluk birimlerinin (polis, istihbarat, jandarma vb.) hiçbir şekilde gizli tanık dinleme, tutanağa bağlama yetkisi yoktur. Bir vatandaşa “gizli tanık” zırhının giydirilip giydirilmeyeceği tamamen hukuki bir takdir meselesidir.
Şu suç tiplerinde Tanık Koruma Kanunu ve CMK m. 58 çerçevesinde gizli tanıklık müessesesi işletilebilir:
- Kanunda karşılığı alt sınırı 10 yıl veya daha fazla hapis cezası olan ağır suçlar ile müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis gerektiren eylemler.
- Yasaların suç saydığı eylemleri ifa etmek maksadıyla kurulan örgütlerin (adi suç örgütleri vb.) faaliyetleri kapsamında işlenen ve alt sınırı en az 2 yıl hapis olan suçlar ile terör örgütlerinin doğrudan faaliyeti kapsamına giren her türlü suç.
Gizli Tanık İfadesi Nasıl Alınır ve Nasıl Dinlenir?
Normal şartlarda mahkemelerde hakim olan “yüzyüzelik” ve “doğrudanlık” prensibi gereğince tanık, davanın taraflarının (avukat, müşteki, sanık) önünde dinlenir. Ancak gizli tanığın taşıdığı ağır hayati tehlike riski, bu prensibe bir istisna getirmiş ve gizli şahidin tarafların huzurunda olmadan dinlenmesine (CMK md. 58/3) olanak tanınmıştır. Pratik hukuk hayatında bunun birkaç farklı uygulanış usulü vardır:
Savcılıktaki soruşturma evresinde; dosyanın “gizlilik” kuralı da gözetilerek gizli tanık odada sadece ifadeyi alacak Savcı ve onu daktilo edecek zabıt kâtibi ile baş başa bırakılır. Emniyet ve jandarma gibi kolluk birimlerinin zaman zaman gizli tanık dinlediğine şahit olunsa da, bu işlem kanuna taban tabana zıt olup oradan elde edilecek ifade “hukuka aykırı delil” (zehirli ağacın meyvesi) niteliği taşır.
Mahkeme (kovuşturma) evresinde ise temel felsefe; tanık gizli de olsa davanın taraflarına (savunma makamına) soru sorma, tanığın beyanını sınama, tartışma ve güvenirliğini sorgulama hakkının mutlaka verilmesidir (CMK m. 58/3, CMK m. 217/1). Mahkeme silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinden tamamen vazgeçemez. Uygulamada başlıca iki yol izlenir:
1. Ses ve Görüntü Değiştirme Yöntemi (SEGBİS vb.): Mahkeme salonunda duruşma sürerken, gizli tanık adliyenin başka bir odasında (gizli bir lokasyonda) hazır tutulur. Kimliği kati surette gizlenir, görüntüsü buzlanarak veya gölgelenerek, sesi ise robotik programlarla değiştirilerek salondaki ekrana verilir. Taraflar anlattıklarını dinledikten sonra ekrandaki bu anonim profile sorularını yöneltir. Bu sistemin en çok eleştirilen yönü; şahidin o kapalı odada yalnız olup olmadığının, yanındaki sivil polisler veya görevlilerce etki altına alınıp yönlendirilmediğinin savunma makamınca net olarak denetlenememesidir.
2. Kapalı Celse / Sadece Avukatların Huzurunda Dinleme: Bu yöntemde, duruşmada bulunmaya hakkı olan müşteki veya sanıklar salondan dışarı çıkartılır; salonda sadece mahkeme heyeti ve taraf avukatları kalır. Tanık bu kapalı ortamda dinlenir. Avukatlar tanığı kendi gözleriyle görür, beden dilini tahlil eder ve çapraz sorgu teknikleriyle beyanını test ederler. Ancak günümüz pratiğinde güvenlik riskleri gerekçesiyle bu ikinci yöntem çok nadir tercih edilmektedir.
Gizli Tanıklığa Dair Yasal Mevzuat ve AİHM/AYM Boyutu
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu hükümleri bir arada okunduğunda, gizli tanıklık tedbirinin uygulanabilmesi için iki temel bacağın oluşması gerekir:
1. Suç Kriterleri: CMK m. 58/2 ve 58/5 gereği “kimlik gizleme” kural kural örgütlü suçlarla sınırlıdır. Tanık Koruma Kanunu (m.3) bunu biraz daha genişleterek; ceza alt sınırı 10 yıldan fazla olan veya müebbet gerektiren ağır suçlarda da örgüt bağı aranmaksızın tanığın gizlenebileceğini belirtmiştir. Adi suç örgütlerinde (TCK 220 kapsamında) alt sınır 2 yıl hapis iken; silahlı siyasi terör örgütlerinde (TCK 314) hiçbir alt veya üst ceza sınırı aranmaksızın şahitlerin tamamı gizli dinlenebilir.
2. Tanığa İlişkin Şahsi Risk Kriteri: CMK 58/3-4 uyarınca kimliğin ifşası, tanık veya ailesi için ağır bir tehdit ve tehlike oluşturmalıdır. Tanık Koruma yasası da bu tehlikenin “ciddi ve ağır” olmasını şart koşar.
Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Yaklaşımı: Her iki yüce yargı organı da, katı kurallara riayet edilmesi kaydıyla gizli tanık beyanının bir “delil” olarak kabul edilmesine onay vermektedir. AİHM ve AYM’nin koyduğu altın standartlar (ortak kriterler) şunlardır:
- Kimlik gizlemenin haklı, makul ve somut bir gerekçesi olmalıdır. Bu tehlike bizzat yargılanan sanıktan, yandaşlarından veya akrabalarından kaynaklanmalıdır (Soyut ve genel bir “korkuyorum” beyanı yeterli değildir).
- Verilen bir mahkumiyet kararı, ASLA ve SADECE gizli tanık ifadesine dayandırılamaz (Gizli tanık yegane “tek delil” olamaz).
- Gizli tanık ifadesi tek delil olmasa da hükmün omurgasını oluşturan “belirleyici/esaslı delil” konumundaysa, yargılama makamı sanığa ve avukatına bu tanığı çok etkin bir şekilde denetleme, sorgulama ve güvenirliğini sarsma imkanı (güvence mekanizması) sunmak zorundadır. Savunma makamı bu imkandan mahrum bırakılarak hüküm kurulursa, adil yargılanma hakkı (AİHS Madde 6) doğrudan ihlal edilmiş olur.
Gizli Tanık Beyanı, Müşterek Failler ve Yargıtay İçtihatları
Kural olarak ceza yargılamasında “taraf” sıfatına sahip şüpheli veya sanıkların kendi davalarında şahitlik yapması öngörülmemiştir. Ancak yasa koyucu (CMK m. 50 uyarınca), aynı suça iştirak etmiş suç ortaklarının (şeriklerin) birbirlerinin yargılandığı davalarda tanık olarak dinlenmesine kapı aralamıştır. Fakat iştirak halinde suç işleyen bu ortaklar dinlenirken kesinlikle “yeminsiz” olarak dinlenirler. Suç ortağının mahkemede vereceği bilgiler dolaylı yoldan kendisini de suçlayacak nitelikteyse, CMK 48 gereği (Anayasa 38/5’in de güvencesiyle) tanıklıktan tamamen çekinme özgürlüğüne sahiptir. Hakimin bu çekinme hakkını sanığa hatırlatmadan ağzından laf alması suretiyle elde edeceği her türlü itiraf, “hukuka aykırı delil” (CMK 206/a ve 217/2) sayılır ve mahkumiyete esas alınamaz (Yargıtay Ceza Genel Kurulu – 12.11.2013 tarih, 2013/1-251 E. ve 2013/454 K.).
Sanığın kendi yargılandığı dosyada teknik olarak “tanık” sıfatı taşıyamaması, yaptığı itirafların ve anlattığı olayların çöpe atılacağı manasına gelmez. Eğer sanık, örgüt içindeki faaliyetleri ve suçun işleniş biçimini son derece samimi bir dille, ek delillerle de destekleyerek anlatıyorsa, bu beyanlar mahkemece altın değerinde bir delil kabul edilir. Adına “sanık beyanı” denmesi veya “tanık beyanı” denmesinin davanın sonucuna pratik bir tesiri yoktur.
AİHM’nin Ellis, Simms ve Martin/İngiltere davasında verdiği Daire Kararı ile Vanmechelen/Hollanda (1997) ve Visser ve diğerleri/Hollanda (2002) kararlarında çizilen çerçeve çok nettir: Gizli tanık dinlenirken bu işlem mahkumiyetin ana dayanağı yapılıyorsa çok sıkı incelenmeli, sanığın çapraz sorgu mekanizması etkin biçimde kullandırılmalıdır (Aynı prensip AİHM’nin 11.12.2011 tarihli 26766/05 başvuru no’lu kararında da yinelenmiştir). AİHM’ye göre; ifadesi alınan kişinin teknik olarak sanık sandalyesinde mi oturduğu yoksa tanık kürsüsünde mi oturduğu mühim değildir; eğer beyanlar mahkumiyete temel oluyorsa AİHS m. 6/1 ve 6/3-d’deki tüm savunma güvenceleri o şahıs için de işletilmelidir.
Yine AİHM’nin Al-Khawaja ve Tahery/İngiltere (Büyük Daire) kararında vurgulandığı üzere; tanıktaki soyut, sıradan bir genel korku hissiyatı onun gizli dinlenmesini haklı çıkarmaz. Korkunun bizzat sanık kaynaklı olduğu polis istihbaratıyla ve resmi raporlarla ispatlanmalıdır. Sırf “sanığın yüzüne karşı bunları söylerken utanırım” veya “iftira attığım ortaya çıkarsa itibarım sarsılır” şeklindeki kaygılar asla yasada kastedilen “ağır tehlike” sınıfına sokulamaz.
Soruşturma evresinde bu tehlikenin boyutunu takdir edecek olan makam bizzat Cumhuriyet Savcısıdır; emniyetin inisiyatifiyle gizli tanık yaratılamaz. Kovuşturmada da bu değerlendirmeyi mahkeme yapar ve savcılığın hatalı verdiği bir gizli tanıklık statüsü varsa mahkeme bunu derhal kaldırarak şahsı normal tanık gibi açıkça dinlemelidir.
Adil Yargılanma, Doğrudan Soru Yöneltme ve Çapraz Sorgu Hakkı
AİHS m. 6 (Adil Yargılanma Hakkı) 3. fıkra (d) bendi uyarınca; suçlanan herkesin aleyhine ifade veren tanıkları sorguya çekme ve kendi lehine olan şahitleri de aynı eşit koşullarda dinletme hakkı anayasal bir güvencedir. Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2016/2330 Karar sayılı içtihadında atıf yaptığı AİHM’nin Vidal/Belçika (B.No. 12351/86, 22.04.1992) kararında belirtildiği üzere; mahkeme iddia makamının tanıklarını dinleyip de sanığın dinletmek istediği tanıkları gerekçesiz biçimde reddederse, “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” prensipleri kökünden ihlal edilmiş olur. (Aynı güvenceler Sadak ve diğerleri/Türkiye; B.No: 29900/96 ve devamı kararlarında da teyit edilmiştir).
CMK 179 sanığa duruşmaya tanık getirme yetkisi verirken, CMK 181/1 bu tarihin taraflara tebliğini zorunlu kılar. Şayet sanığın varlığı tanığın gerçeği söylemesini engelleyecek baskı yaratıyorsa (CMK m. 200), hakim sanığı kısa süreliğine salondan dışarı alıp tanığı dinleyebilir; fakat sanık odaya döner dönmez dışarıda olup biten her şey ve alınan tutanak kendisine harfiyen anlatılmalıdır. (Aynı durum duruşma disiplinini bozan sanıkların CMK 204 kapsamında dışarı atılması halleri için de geçerlidir). Sanığın tanıkla yüzleşme ve yalanlarını çürütme hakkı, savunmanın kalbidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2020/193 Esas ve 2022/215 Karar numaralı içtihadında bu usul hatası çarpıcı bir şekilde bozulmuştur: Yerel mahkeme, şahitlere CMK 59/1 uyarınca “Olayı baştan anlatın” deyip sözlerini kesmeden dinlemek yerine, kolaya kaçarak onlara doğrudan “Emniyetteki önceki ifadenizi kabul ediyor musunuz?” diye sormuş, tanıklar da “Evet” deyince anında CMK 201 uyarınca avukatların soru sorma (çapraz sorgu) aşamasına atlamıştır. Yargıtay, CMK usulünde ifadenin “iki aşamalı” olduğunu, ilk aşama olan tanığın hür iradesiyle hikayeyi anlatması faslının atlanarak direkt soru-cevap safhasına geçilmesini usule aykırı bulmuş ve kararı bozmuştur.
Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2019/428 Esas, 2021/609 Karar sayılı hükmüne göre; silahlı terör örgütüne üye olmak gibi sırf “anlaşma ve örgütlenme” suçlarında “müşterek faillik” kavramı teknik olarak yoktur. Bu nedenle farklı dosyalarda yargılanan örgüt üyelerinin, birbirlerinin davasında tanık olarak dinlenmesinde yasal bir beis bulunmamakta ve bu şahıslara CMK m. 48 kapsamında “ceza kovuşturmasından çekinme hakkı” hatırlatılmak zorunda değildir. Bu kişilerin kendi rızalarıyla etkin pişmanlık yasalarından faydalanmak umuduyla verdikleri samimi ifadeler yasal delil kabul edilir.
Uyuşturucu Operasyonlarındaki Gizli Soruşturmacılar (Yargıtay CGK 2020/42): Bu emsal kararda sanık hakkında verilen mahkumiyet, sadece kendisine uyuşturucu almak için yaklaşan “gizli soruşturmacı polislerin” (adli kolluk) kapalı odada, görüntü ve sesleri maskelenerek alınan beyanlarına dayandırılmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu dosyada sert bir çizgi çekerek: Ortada sırf “ben polis olarak ifşa olmaktan korkuyorum” şeklindeki genel ve soyut bir kaygıdan başka; doğrudan sanıktan gelen cana veya mala yönelik bir tehdit olgusunun varlığı ispatlanmadan, sırf polis oldukları için sanık ve avukatının odadan çıkarılıp bu memurların ayrı bir celsede gizli şahit gibi dinlenmesini savunma hakkının gaspı ve AİHS m. 6/3-d (adil yargılanma hakkı) ihlali olarak değerlendirmiş ve beraat yönünden bozma kararı vermiştir.
SEGBİS ile Dinleme İhlali (Anayasa Mahkemesi – B.N.2020/33916, 5/6/2024): Anayasa Mahkemesi’nin bu taze kararında; ceza mahkemesinin çok uzaktaki veya ulaşılmaz tanıkları CMK m. 180/5 uyarınca SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) üzerinden görüntülü canlı bağlamak yerine, sadece gittikleri emniyetteki veya nöbetçi mahkemedeki eski ifadelerini (istinabe evraklarını) alıp salonda düz bir kağıttan okuyarak dosyaya delil yapması hak ihlali sayılmıştır. Sanık, SEGBİS üzerinden o tanıkların gözünün içine bizzat bakıp çapraz sorgu yapamadığı, tanığın jest ve mimiklerini ölçemediği için silahların eşitliği bozulmuş ve AYM tarafından hak ihlali kararı çıkmıştır.
Gizli Tanık Beyanının Tek Başına Yetersizliği / Beraat Kararı (Yargıtay 3. CD 2022/1526 E. , 2022/10176 K.): 3. Ceza Dairesi bu son kararında; sanığın silahlı terör örgütüne üye olma iddiasıyla yargılandığı dosyada, mahkumiyete giden yolda sadece bir “gizli tanık” beyanının bulunması ve bu beyanı destekleyecek açık/normal bir şahidin olmamasını kesin bir bozma sebebi saymıştır. Kararda geçen terör örgütü listesinde bir ismin yer almasının bile, o şahsın gerçekten örgüt üyesi sanık olduğunu (başka yan delillerle desteklenmedikçe) “her türlü şüpheden uzak, kesin şekilde” ispatlamaya yetmeyeceği ve 5726 sayılı Yasanın 9/8 maddesi gereğince “gizli tanıkla tek başına ceza verilemez” emredici hükmü ışığında derhal Beraat kararı verilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.




