Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığı

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Savcılığının Soruşturma Yetkisi ve Sınırları
Ceza hukuku disiplininde, bazı spesifik güvenlik tedbirleri istisna tutulduğunda, cezai sorumluluk kural olarak yalnızca “gerçek kişilere” aittir. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) faaliyete geçene dek, küresel çapta gerçek kişileri yargılama ehliyetine sahip, sürekli ve tam bağımsız bir uluslararası yargı mercii bulunmamaktaydı. Geçmişte kurulan tüm uluslararası yargı organları, ceza muhakemesi alanı dışında ve sadece devletler nezdinde bir yargı yetkisi icra edebiliyordu. Örneğin; uluslararası toplumun tamamını sarsan ağır bir suç işleyen herhangi bir devlet yetkilisini yargılayabilecek uluslarüstü, kalıcı bir mahkeme kurulamamıştı. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından galip devletlerin mağlup devlet yöneticilerini yargılamak gayesiyle oluşturduğu Tokyo ve Nürnberg Askeri Mahkemeleri ile daha yakın tarihteki Ruanda ve Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemeleri, yalnızca belirli olaylara özgü (ad hoc) ve geçici nitelikteki istisnai kurumlardır.

Tüm uluslararası toplumu derinden etkileyen en ağır suçları yargılamak maksadıyla, 17 Temmuz 1998 tarihinde “Roma Statüsü” adıyla anılan uluslararası sözleşme kabul edilmiş ve böylece sürekli, bağımsız bir yargı organı olan Uluslararası Ceza Mahkemesi tesis edilmiştir. Mahkemenin resmi olarak faaliyete geçmesi, sözleşmeyi imzalayan 60. ülkenin onay belgesini sunmasıyla 11 Nisan 2002 tarihinde gerçekleşmiştir. Geçmişteki geçici ve özel statülü Ruanda ve Yugoslavya mahkemelerinin icra ettiği yargılama pratikleri, bugünkü UCM’nin üzerine inşa edildiği temel hukuk ilkelerine büyük ışık tutmuştur.

Uluslararası Ceza Mahkemesi temel olarak dört ana suç tipinde yargılama yetkisini haizdir: İnsanlığa karşı suçlar, soykırım suçu, savaş suçları ve saldırı suçu. Mahkemenin tatbik edeceği muhakeme kuralları ve maddi ceza hukuku normları, Roma Statüsü ile “Usul ve Delil Kuralları” metninde son derece detaylı bir biçimde düzenlenmiştir. UCM, özünde tamamlayıcı (tali) yargı yetkisine sahip, tarafsız ve kalıcı bir ceza mahkemesidir. Mahkeme bünyesinde, iddia makamını temsil etmek ve soruşturma işlemlerini yürütmek üzere özel bir Savcılık teşkilatı yer almaktadır. Roma Statüsü’nde mahkemenin genel yargı yetkisine dair çizilen sınırlar, ön şartlar ve diğer tüm yasal düzenlemeler, doğal olarak Savcılık makamının yetki çerçevesini de tayin etmektedir. UCM Savcılığı, Statü kapsamındaki bir suçun işlendiğine dair şüphe bulunması ve yasadaki belirli prosedürlerin bir arada gerçekleşmesi şartıyla soruşturma yetkisini elde eder.

UCM Savcılık Örgütünün Yapısı ve Temel Özellikleri
A. Genel Yapı ve Seçim Usulü
Uluslararası Ceza Mahkemesi bünyesinde iddia makamını temsil edecek savcılar, Roma Statüsü’ne taraf olan devletlerin yılda bir defa bir araya gelerek oluşturduğu meclisin (Asamble) üye tam sayısının salt çoğunluğuyla (bir fazlasıyla) seçilir. Seçimler gizli, eşit ve genel oy ilkelerine göre yapılır ve savcılar prensip olarak 9 yıllık bir süre için göreve getirilir. Görev süresi dolan bir savcının ikinci kez seçilme hakkı bulunmamaktadır. Savcılık kurumu her ne kadar UCM teşkilatının ayrılmaz bir parçası olsa da; yargısal kararlar, idari işleyiş ve mali bütçe boyutunda tamamen özerk ve bağımsız bir yapıya sahiptir.

B. Savcılık Makamının Tarafsızlık İlkesi
UCM Savcılığı, üstlendiği uluslararası görevi ifa ederken mutlak bir tarafsızlık ilkesine bağlı kalmak mecburiyetindedir. Kendi ulusal yargı sistemimizde (örneğin CMK md. 160/2 uyarınca) Cumhuriyet savcılarının şüphelinin hem lehine hem de aleyhine olan delilleri toplama yükümlülüğü bulunsa da, savcıların “tarafsız” olduğuna dair açık ve kesin bir kanun hükmü yoktur. Uygulamada da ulusal savcıların şüpheli lehine delil toplama konusunda zaman zaman isteksiz davranabildiği gözlemlenmektedir. İşte bu potansiyel handikapları engellemek adına, Roma Statüsü UCM savcılarının görevlerini tam bir tarafsızlık ikliminde yürütmeleri gerektiğini açıkça emretmiştir (Statü md. 42/7).

UCM Savcılığı; hakkında soruşturma yürüttüğü kişi sıradan bir sivil de olsa, devleti yöneten bir başkan da olsa, mutlak bir objektiflikle hareket etmek zorundadır. Savcı, görevini yaparken hiçbir taraf devletin siyasi veya ekonomik menfaatini gözetemez. Roma Statüsü, bu tarafsızlığı garanti altına almak için kritik mekanizmalar kurmuştur. Savcıların Taraf Devletler Asamblesi’nin mutlak çoğunluğu ile seçilmesi bu mekanizmalardan biridir. Ayrıca, hakkında soruşturma veya inceleme yürütülen bir şüpheli, savcının tarafsızlığını kaybettiğini iddia ettiği herhangi bir aşamada onun dosyadan çekilmesini resmen talep etme hakkına sahiptir (Statü md. 42/8-b).

C. Savcılık Örgütünün Bağımsızlık İlkesi
Savcılık teşkilatı, tüm yasal faaliyetlerini icra ederken tamamen bağımsız olmalıdır. Türkiye de dahil olmak üzere birçok ulusal hukuk sisteminde savcılık makamı belli ölçüde özerk olsa da, UCM savcısı için “tam ve mutlak bağımsızlık” kuralı geçerlidir. Buradaki bağımsızlıktan kasıt; savcının kendisi haricindeki tüm tüzel kişilere, devletlere ve gerçek kişilere karşı emir ve talimat almaz konumda olmasıdır. Roma Statüsü’ne taraf olan hiçbir egemen devlet veya UCM bünyesindeki hiçbir birim savcıya yönlendirmede bulunamaz. Bu bağımsızlık zırhını güçlendirmek için Statü’de çeşitli güvenceler yer alır: Savcı; bürosunun, personelinin, fiziki tesislerinin ve bütçe kaynaklarının yönetiminde tek ve tam yetkilidir. Savcılık ofisinde görev alacak savcıların her birinin farklı devletlerin vatandaşı olması yasal bir zorunluluktur (Statü md. 42/2). Görev süreleri boyunca savcılar, mesleki bağımsızlıklarına gölge düşürecek veya bu göreve duyulan güveni sarsacak hiçbir faaliyette bulunamaz, harici hiçbir mesleki işle meşgul olamazlar (Statü md. 42/5).

D. Diplomatik Dokunulmazlıklar ve Ayrıcalıklar
UCM Savcılığı, yerel mahkemelerin soruşturamadığı ve uluslararası toplumu derinden etkileyen ağır suçları incelediği için, sözleşmeye taraf olan veya mahkemenin yetkisini özel olarak kabul eden ülkelerin topraklarında görev yaparken son derece geniş dokunulmazlıklarla donatılmıştır. Savcılar, resmi işlerini ve araştırma faaliyetlerini yürütürken uluslararası hukuktaki “diplomatik misyon şeflerine” tanınan tüm imtiyaz ve dokunulmazlıklardan eksiksiz faydalanırlar. Üstelik görev süreleri bittikten sonra dahi, resmi görevleri esnasında yaptıkları işlemlerden, sarf ettikleri sözlü veya yazılı beyanlardan ötürü her türlü yasal takibata karşı dokunulmazlık hakları ömür boyu devam eder (Statü md. 48/2).

Savcılığın Soruşturma Yetkisinin Doğması İçin Gereken Ön Şartlar
A. Roma Statüsü’ne Taraf Olma Koşulu
Savcılık makamının hukuken soruşturma başlatabilmesi için, Statü’de sayılan vahim suçların ya sözleşmeye taraf olan bir devletin sınırları (ülkesi) içerisinde ya da o devletin vatandaşı konumundaki bir şahıs tarafından işlenmiş olması şarttır. Suç eylemi bir uçakta veya gemide gerçekleşmişse, o taşıtın siciline kayıtlı olduğu ülkenin Statü’ye taraf olması yeterli kabul edilir. Sözleşmeyi imzalayan her devlet, peşinen mahkemenin ve dolayısıyla savcılığın soruşturma yapma ehliyetini tanımış sayılır (Statü md. 12). Buradan çıkan sonuç şudur: Statü’ye taraf olmayan bir ülkenin vatandaşı, yine taraf olmayan bir devletin topraklarında veya kendi ülkesinde bu suçları işlerse, UCM Savcılığı’nın bu kişiyi soruşturma yetkisi bulunmamaktadır. Statü sistemine göre UCM’nin yargı yetkisi “zorunlu” bir yetkidir; yani bir devlet anlaşmaya imza attığında bu yetkiyi evleviyetle (öncelikle ve mecburen) kabul etmiş olur. ABD gibi bazı güçlü aktörlerin sert itirazlarına rağmen bu zorunlu yargı yetkisinin metne konulabilmesi, uluslarüstü bağlayıcılığı olan kalıcı bir ceza mahkemesi kurmayı hedefleyen ülkelerin çok büyük bir diplomatik başarısıdır.

B. Yargı Yetkisine Çekince (Sınırlama) Konulmaması
Savcılığın bu zorunlu soruşturma yetkisi, Roma Statüsü’nün 124. maddesindeki geçici hüküm kullanılarak taraf devletlerce belirli bir süre için askıya alınabilir. İlgili kurala göre; bir devlet sözleşmeye taraf olma işlemini tamamlarken yapacağı resmi bir bildirimle, anlaşmanın kendisi için yürürlüğe girdiği tarihten başlamak üzere tam 7 (yedi) yıllık bir süre boyunca, kendi topraklarında veya kendi uyrukları tarafından işlendiği iddia edilen suçlar yönünden mahkemenin (ve savcılığın) yetkisini tanımadığını ilan edebilir. Devlet bu kısıtlama bildirimini istediği zaman geri çekme hakkına sahiptir (Statü md. 124). Ancak bildirim yürürlükte kaldığı süre zarfında, UCM Savcılığı’nın o devlet ve vatandaşları üzerinde işlem yapma yetkisi hukuken ortadan kalkar.

C. Failin Yaş Şartı (18 Yaş Sınırı)
UCM Savcılığı’nın soruşturma evresini başlatabilmesi için failin taşıması gereken en kritik ön şart yaşla ilgilidir. Soruşturulacak veya yargılanacak kişinin yaşıyla ilgili herhangi bir üst sınır (yaşlılık sınırı) bulunmamasına rağmen, kesin bir alt sınır getirilmiştir. Statü’nün 26. maddesine göre; suç teşkil eden eylemi gerçekleştirdiği tarihte henüz 18 yaşını doldurmamış (reşit olmayan) bireyler üzerinde mahkemenin hiçbir yargı yetkisi ve savcılığın hiçbir soruşturma yetkisi yoktur. Yani UCM Savcılığı, 18 yaşın altındaki hiçbir şüpheli hakkında dosya açamaz.

D. Taraf Olmayan Bir Devletin Mahkeme Yetkisini Özel Olarak Kabul Etmesi
Roma Statüsü’ne taraf olmayan bir devlet dahi; kendi sınırları içinde işlenen veya kendi vatandaşı tarafından işlendiği iddia edilen Statü kapsamındaki bir suça ilişkin olarak mahkemenin (ve savcılığın) yetkisini ad hoc (sadece o olaya özgü) kabul ettiğini UCM’ye bildirirse, savcılık söz konusu fiille sınırlı kalmak kaydıyla derhal soruşturma başlatabilir. Bu senaryoda savcılığın yetkisi, taraf olmayan devletin mahkemeye bildirdiği vakıa ile dar ve katı bir şekilde sınırlıdır; bildirim dışındaki hiçbir konuyu kapsamaz. Bu spesifik yargı yetkisi kabulünün ne şekilde yapılacağı ve bildirim sahibi ülkenin yasal sorumlulukları, Taraf Devletler Asamblesi’nin 9 Eylül 2002 tarihli “Usul ve Delil Kuralları” belgesinin 44. maddesinde tüm detaylarıyla hüküm altına alınmıştır.

UCM Savcılığının Soruşturma Yetkisinin Hukuki Sınırları
A. Zaman Bakımından Yetki Sınırı (Jurisdiction Ratione Temporis)
Ulusal ceza hukuku sistemlerinde temel prensip “yasaların derhal uygulanması” ve “geçmişe yürümezlik” ilkesidir; fiilin işlendiği tarihte yürürlükte olan kanun tatbik edilir. Geçmişte kurulan geçici Eski Yugoslavya ve Ruanda mahkemeleri, statüleri gereği geçmişte işlenen suçları da (geriye dönük) yargılayabilmekteydi. Ancak Roma Statüsü hem usul (muhakeme) kurallarını hem de maddi ceza hukuku kurallarını tek bir metinde topladığı için, savcılığın zaman bakımından yetkisini oldukça net çizmiştir: UCM Savcılığı yalnızca Statü’nün yürürlüğe girdiği tarihten sonra işlenen fiilleri soruşturma yetkisine sahiptir (Statü md. 11/1). Eğer bir devlet Statü yürürlüğe girdikten daha sonraki bir tarihte sözleşmeye taraf olmuşsa, yargı ve soruşturma yetkisi o devletin taraf olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Ancak bu sonradan katılan devlet, dilerse Statü’nün genel yürürlük tarihi ile kendi katılım tarihi arasındaki boşluk için de mahkemenin yetkisini kabul ettiğine dair ekstra bir beyanda bulunabilir; bu durumda savcılık o geçmiş dönem için de yetki kazanır (Statü md. 11/2). Bu düzenlemelerle Roma Statüsü; suçta ve cezada kanunilik, ceza yasalarının geçmişe yürümezliği gibi evrensel ceza hukuku güvencelerini UCM nezdinde perçinlemiştir.

B. Kişi Bakımından Yetki Sınırı (Jurisdiction Ratione Personae)
Kişi yönünden yetki, suçu işleyen şahsın özellikleri baz alınarak yargılama ehliyetinin sınırlandırılmasıdır. UCM’nin yargı yetkisi münhasıran “gerçek kişileri” kapsadığından, UCM Savcılığı da yalnızca gerçek şahıslar aleyhine soruşturma dosyası açabilir (Statü md. 25). Yukarıda belirtildiği üzere, bu gerçek kişilerin suç tarihinde 18 yaşını doldurmuş olmaları zorunludur. Savcılık; devletlerin tüzel kişilikleri, şirketler veya diğer kurumlar hakkında doğrudan cezai soruşturma yapamaz. Ancak uygulamada, soruşturulan gerçek kişilerin büyük oranda üst düzey devlet görevlileri, askerler veya siyasetçiler olması sebebiyle, devletlerin eylem ve politikalarının da dolaylı olarak bir soruşturma süzgecinden geçirildiğini belirtmek yanlış olmaz.

C. Madde (Konu) Bakımından Yetki Sınırı (Jurisdiction Ratione Materiae)
Madde bakımından yetki, ulusal hukukta bir olayın suç vasfına ve olası ceza miktarına göre hangi mahkemenin görevli olduğunu belirler. UCM Savcılığı özelinde ise bu kavram, savcının yasal olarak hangi suç tiplerine el atabileceğini tanımlar. UCM, insanlık vicdanını yaralayan en ağır suçları cezalandırmak için kurulduğundan, soruşturulabilecek suçlar Statü’de tahdidi (sınırlı) olarak sayılmıştır. Bunlar; Saldırı Suçu, İnsanlığa Karşı Suçlar, Savaş Suçları ve Soykırım Suçu olmak üzere dört ana başlıktır. Fakat bu dört ana suçun maddi unsurları, alt eylemleri ve işleniş biçimleri öylesine geniş bir yelpazeyi kapsar ki, savcılığın uluslararası nitelikteki neredeyse tüm ağır hak ihlallerini soruşturabilecek fiili bir kapasiteye sahip olduğu söylenebilir.

Suçların Bildirilmesi ve Savcılığın Olayları Öğrenme Yolları
A. Genel İşleyiş
UCM Savcılığının resmi bir soruşturma sürecine başlayabilmesi için mutlaka Ön Yargılama Dairesi’nden yetki (izin) alması zorunludur. Bu onayı almadan önce savcılığın yürütebileceği işlemler sadece ön araştırma faaliyetleri veya “gecikmesinde sakınca bulunan hal” kapsamındaki acil koruma tedbirlerinden ibarettir. Savcılık makamı, yetki sınırları içinde olup olmadığını tespit edebilmek adına prensip olarak her türlü kaynaktan kendisine ulaşan bilgiyi süzer ve değerlendirir.

B. Taraf Devletlerin İhbarı ve Bildirimi
Sözleşmeye imza atmış her Taraf Devlet, Statü’nün 5. maddesinde çerçevesi çizilen suçların işlendiğine dair şikayet ve ihbarlarını savcılığa iletebilir (Statü md. 13/1-a). Devlet bu bildirimi sunarken; resmi bir soruşturma başlatılmasını, işlendiği iddia edilen spesifik suçların ve olası faillerin tespit edilerek yargılanıp yargılanmayacağının netleştirilmesini talep eder. İhbarı yapan devlet, olayın tüm detaylarını aydınlatacak belgeleri, vakıaları ve elde edebildiği delilleri savcılığa eksiksiz sunmakla mükelleftir (Statü md. 14/2). Taraf devletler, illaki kendi topraklarında veya kendi vatandaşlarınca işlenen suçları bildirmek zorunda değildir; dünya üzerindeki herhangi bir devletin toprağında, herhangi bir şahıs tarafından işlenen Statü kapsamındaki bir suçu da savcılığa ihbar edebilirler.

C. Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Bildirimi
Birleşmiş Milletler Anlaşması’nın (Şartı) 1. maddesi gereğince BM’nin temel varlık amacı küresel barış ve güvenliği temin etmektir. BM Güvenlik Konseyi, bağlayıcı kararlar alabilme gücüne sahip olduğundan uluslararası güvenliğin en büyük koruyucusu sayılır. Bu asli görevi çerçevesinde Konsey, UCM’nin yetki alanına giren bir veya birkaç suçun işlendiğine dair güçlü emareler taşıyan bir kriz durumunu (dosyayı) UCM Savcılığı’na sevk edebilir (Statü md. 13/1-b). Ancak bu noktada çok önemli bir detay vardır: Güvenlik Konseyi’nin bu bildirimi UCM Savcısı için hukuken bağlayıcı nitelikte değildir. Yani savcı, sırf Konsey dosya gönderdi diye otomatik olarak soruşturma başlatmak mecburiyetinde değildir. Zira UCM Savcılığı BM’nin bir alt organı değildir; görevlerini tüm devletlerden, BM dahil tüm kurumlardan ve kişilerden bağımsız olarak ifa eder.

D. Savcılığın Kendiliğinden (Resen) Soruşturma Başlatma Yetkisi
Ulusal yargı sistemlerinde Cumhuriyet savcısı, bir suç işlendiğini öğrendiğinde maddi gerçeğe ulaşmak ve adaleti tecelli ettirmek amacıyla kendiliğinden (resen) harekete geçen kamu görevlisidir. Modern hukuk sistemlerinin tümü savcıya bu resen araştırma yetkisini tanır. Roma Statüsü de UCM Savcılığına, mahkemenin alanına giren ağır suçlara dair ulaştığı makul bilgiler ışığında kendi inisiyatifiyle (resen) soruşturma açma hakkı vermiştir (Statü md. 15/1). Her ne kadar buna “soruşturma yetkisi” denilse de, Statü kuralları incelendiğinde bu aşamadaki yetkinin teknik olarak bir “ön inceleme” veya “araştırma” yetkisi olduğu görülür. Çünkü savcı, Ön Yargılama Dairesi’nden resmi onay almadıkça bu incelemeyi derinleştirip gerçek bir adli soruşturmaya dönüştüremez.
Bu noktada altı çizilmesi gereken bir diğer husus; sivil toplum kuruluşlarının veya bireylerin doğrudan UCM’ye şikayette bulunmasının da “savcılığa ulaşan bilgi” kapsamında değerlendirilmesidir. Statü metninde sıradan bireyler için özel bir “şikayet hakkı” başlığı açılmamış olsa da, savcılığın gelen her türlü veriyi değerlendirme mükellefiyeti, bireylerin bu hakkının dolaylı yoldan yasal olarak mevcut olduğunu kanıtlamaktadır.

E. Taraf Olmayan Devletin İşbirliği ile Soruşturma
Roma Statüsü’ne henüz taraf olmamış devletler, ülkelerinde veya kendi vatandaşları eliyle başka diyarlarda işlenen vahim suçlar söz konusu olduğunda, Statü’nün 12/3 maddesi uyarınca tek taraflı bir bildirge yayınlayarak o olaya özel UCM’nin yargı yetkisini tanıyabilirler. Bu resmi bildirge mahkemenin yazı işlerine ulaştığı andan itibaren; mahkeme yönetimi ilgili devlete, Statü’nün 9. Bölümü uyarınca mahkemeyle her türlü delil ve sanık teslimi hususunda işbirliği yapması gerektiğini hatırlatır. Devlet bu işbirliğine hazır olduğunu resmen beyan edince, UCM Savcılığı derhal olayla ilgili yetkiyi eline alır. Bu aşamadan sonra savcı, o devletin topraklarında her türlü yasal soruşturma işlemini icra etme hakkı kazanır; devlet de buna müsaade etmek ve gerekli kolaylığı sağlamak zorundadır.

UCM Savcılığının Nihai Soruşturma Başlatma Kararı ve Süreci
A. Karar Aşaması
Kendisine ulaşan veri, ihbar ve belgeleri inceleyen savcılık makamı, resmi bir soruşturmanın zaruri olduğu yönünde kanaat oluşturursa “soruşturma başlatılması kararı” alır (Statü md. 53). Ancak savcının bu tarihi kararı verebilmesi, tamamen kendi takdirine kalmış bir durum değildir; aşağıda detaylandırılan üç temel ve katı şarta sıkı sıkıya bağlıdır. Bu şartlardan biri dahi eksikse hukuken soruşturma kararı verilemez.

B. Bir Suçun İşlendiğine Dair “Makul Temel” Şartı
UCM Savcılığı, elindeki bilgi ve delillerin; mahkemenin yetkisine giren soykırım, savaş suçu gibi ağır bir fiilin “işlenmiş veya an itibarıyla işlenmekte olduğu” inancını oluşturacak “makul bir temel” barındırdığını düşünüyorsa harekete geçebilir. Hukuktaki bu “makul temel” kavramını netleştirmek için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) yerleşik içtihatlarında sıkça vurguladığı “makul şüphe” kriterine bakılabilir. Makul şüphe; olayı dışarıdan izleyen tamamen tarafsız ve objektif bir gözlemciyi, o şahsın söz konusu suçu işlemiş olabileceği yönünde ikna etmeye yetecek seviyedeki asgari bilgi ve emarelerin varlığıdır.

C. Davanın “Kabul Edilebilirlik” ve Tamamlayıcılık (Tali Yetki) Şartı
Uluslararası Ceza Mahkemesinin ve Savcılığının yargı yetkisi asli değil, “tamamlayıcı” (tali) niteliktedir. Bir olayı yargılamak ve cezalandırmak asli olarak o egemen devletin hakkı ve sorumluluğudur. UCM gibi uluslarüstü yapıların yetkisi ise kuruluş antlaşmasında devletlerin devrettiği sınırlar kadar vardır. Roma Statüsü’nün 17. maddesi, devletler ile UCM arasındaki bu hassas yetki paylaşımını düzenler. Buna göre; suçun işlendiği veya failin vatandaşı olduğu devlet, kendi iç hukuk sisteminde olayla ilgili etkili, dürüst ve gerçek bir soruşturma yürütüyorsa, UCM Savcılığının yetkisi otomatikman düşer. Hatta yerel yargı makamları etkili bir soruşturma yaptıktan sonra hukuken “dava açmaya gerek olmadığına” (takipsizlik) karar verseler dahi, UCM Savcılığı aynı dosyayı yeniden açamaz. UCM Savcılığının bu tamamlayıcı yetkisi ancak iki istisnai durumda aktif hale gelir: Asli devletin soruşturma yapmada “isteksiz” olması veya soruşturma yapmaya “muktedir (gücü yeten)” olamaması.

  1. Asli Yetkili Devletin Soruşturmadaki İsteksizliği:
    Yerel mahkemeler ve devlet yöneticileri; failin nüfuzlu bir devlet yetkilisi olması, diplomatik prestij kaybı korkusu gibi sebeplerle hukuki süreci işletmekte kasıtlı olarak “isteksiz” davranabilirler. Bu durum genelde hiç dosya açmamak veya açılan dosyada delilleri karartmak, süreci bilerek yavaşlatmak ve sanığı korumaya yönelik göstermelik (şekli) yargılamalar yapmak şeklinde tezahür eder. Asli devletin bu niyetinin UCM Savcılığınca tespit edilmesi halinde yetki UCM’ye geçer (Statü md. 17/1-a). Elbette ilgili devletin bu yetki devrine itiraz etme hakkı saklıdır (Statü md. 19).
    Uluslararası hukuka göre, bir devletin “isteksiz” sayılabilmesi için şu üç koşuldan en az birinin tespit edilmesi gerekir (Statü md. 17/2):

Failin cezai sorumluluğunu örtbas etmek amacıyla kasten yargısal veya idari kararlar alınması,

Adaletin tecellisi ve failin hesap vermesi niyetiyle asla bağdaşmayacak ölçüde davada izah edilemez gecikmeler yaşanması,

Yasal prosedürlerin bağımsız ve tarafsız yürütülmemesi, sürecin tamamen suçluyu aklamaya yönelik tasarlanması.
Bu değerlendirme yapılırken “dürüst yargılama” ilkeleri baz alınır; sadece sanığın değil, mağdurların da haklarının korunup korunmadığına titizlikle bakılır.

  1. Asli Yetkili Devletin Soruşturmaya Muktedir Olamaması (Acziyeti):
    Bazen ilgili devlet soruşturma ve kovuşturma yapmak için son derece istekli olabilir, ancak elinde bunu yapacak “güç ve kapasite” (kudret) bulunmayabilir. Roma Statüsü kapsamındaki suçların çok ağır olması sebebiyle, genellikle bu suçların işlendiği coğrafyalarda iç savaşlar yaşanmış, devlet otoritesi çökmüş, adliye binaları yıkılmış veya emniyet mekanizmaları tamamen dağılmış olabilir. Bu kurumsal yıkım ortamında devlet suçluları yakalayamaz, delil toplayamaz ve şahitleri dinleyemez. İşte bu tür acziyet durumlarında, suçluların cezasız kalmasının (impunity) önüne geçmek için UCM Savcılığının tamamlayıcı yetkisi devreye girmek zorundadır (Statü md. 17/1-a).
    Bir devletin muktedir olup olmadığı incelenirken; ulusal yargı sisteminin tamamen mi yoksa kısmen mi çöktüğüne, sanığın mahkeme huzuruna getirilmesinin fiilen mümkün olup olmadığına ve yasal sürecin işletilip işletilemeyeceğine dair kapsamlı bir tespit yapılır (Statü md. 17/3).

D. Soruşturmanın “Adaletin Tecellisine” Katkı Sağlaması Şartı
UCM Savcısı, bir soruşturma açmak için yaş, yetki, kabul edilebilirlik gibi tüm maddi ve şekli şartların oluştuğunu tespit etse bile; eğer başlatılacak soruşturmanın “adaletin tecellisine” hizmet edeceğine dair elinde somut ve maddi gerekçeler yoksa süreci başlatamaz (Statü md. 53/1-c). Savcılık bu kararı verirken işlenen suçun vehametini, toplumsal etkisini ve mağdurların ali menfaatlerini tartarak karar verir. (Doktrinde bazı hukukçular, “adalet tecellisi” kavramının fazlasıyla yoruma açık ve sübjektif olduğu gerekçesiyle bu şartın uluslararası ceza adaletine politik manevra alanı açabileceği eleştirisini getirmektedir; zira ceza yargılamasının doğasında zaten hem maddi gerçeği bulmak hem de adaleti tesis etmek vardır.)

E. BM Güvenlik Konseyi’nin Erteleme (Durdurma) Talebi
BM Güvenlik Konseyi’nin alacağı resmi bir kararla, UCM Savcılığından yürütülmekte olan veya başlatılacak bir soruşturmanın durdurulmasını (ertelenmesini) talep etme yetkisi vardır. Konsey bu talebi mahkemeye ilettiği andan itibaren başlayan 12 aylık (1 yıl) süre boyunca UCM Savcılığı söz konusu olayla ilgili hiçbir adım atamaz, hiçbir soruşturma yürütemez; halihazırda yürüyen bir dosya varsa da süreci derhal askıya almak zorundadır (Statü md. 16).

Ön Yargılama Dairesi’nin Yetki Onayı ve Soruşturmanın Resmen Başlaması
Eğer UCM Savcılığı yukarıda sıralanan tüm ön şartların ve sınırların sağlandığına inanıyorsa, yürüttüğü ön araştırma safhasını gerçek ve bağlayıcı bir adli soruşturmaya dönüştürebilmek için UCM bünyesindeki Ön Yargılama Dairesi’nden resmen “soruşturma yetkisi” talep eder (Statü md. 15/3). (Savcılık henüz bu yetkiyi almadan evvel dahi, delillerin yok edilmesini önlemek gibi gecikmesinde sakınca bulunan acil hallerde Statü md. 56 uyarınca yine bu Daireden geçici önlemler talep edebilir).

Ön Yargılama Dairesi; mahkemede fiili yargılama başlamadan evvel savcılığın talep ettiği yakalama kararlarını, tutuklama müzekkerelerini ve diğer kısıtlayıcı önlemleri değerlendirip karara bağlayan, savcılığın eylemlerini yargısal denetime tabi tutan ve tamamen bağımsız hakimlerden oluşan son derece kritik bir mahkeme birimidir. Bu Daire’nin savcılığın yetki talebini onaylamasıyla birlikte soruşturma resmi olarak başlamış kabul edilir. İşte bu dönüm noktasından itibaren UCM Savcılığı, Roma Statüsü’nün kendisine tanıdığı tüm evrensel araştırma ve soruşturma enstrümanlarını özgürce kullanma hakkını elde eder.

Sonuç ve Değerlendirme
Uluslararası Ceza Mahkemesi, yeryüzünde bizzat gerçek kişileri yargılama yetki ve kapasitesine sahip olan tek uluslararası ceza merciidir. İnsanlık tarihi, ne yazık ki bazı devlet yöneticilerinin fütursuzca verdikleri kararlarla milyonlarca insanın ölümüne veya zulüm görmesine yol açan ağır insanlık suçlarına sahne olmuştur. UCM sisteminin aktif olarak var olması; hiçbir diktatörün, devlet başkanının veya komutanın makam zırhına sığınarak insanlık dışı suçları bedel ödemeden işleyemeyeceği yönünde küresel bir caydırıcılık mesajı taşımaktadır.

Elbette uluslararası arenada egemen bir devletin topraklarında veya yetkilileri üzerinde dışarıdan bir soruşturma başlatmak, salt hukuki değil, devasa siyasi sonuçlar da doğuran bir hamledir. Bu nedenle Roma Statüsü’nde UCM Savcılığının adımlar atarken “maslahata uygunluk” (fayda-maliyet ve barış dengesi) ilkesini gözetmesine izin veren kapılar aralanmıştır. Ancak bu ilke uygulanırken; günlük ve sığ politik çıkarlar yerine, daima insanlığın kalıcı dünya barışına duyduğu ihtiyaç merkeze alınmalıdır.

Uluslararası hukukta devlet egemenliğinin doğal bir yansıması olarak asli yargı yetkisi daima ulusal mahkemelerin elindedir. UCM Savcılığının kendi inisiyatifiyle soruşturma başlatma ehliyetinin dahi Ön Yargılama Dairesi’nin iznine bağlanmış olması, UCM’nin son derece dengeli, otokontrolü olan ve hukuki denetimi kendi içinde barındıran güvenilir bir sistem kurduğunu göstermektedir. UCM Savcılık teşkilatının ve Roma Statüsü’nün, üye devletlerin kendi ulusal yargı ağlarıyla tam bir entegrasyon ve işbirliği içinde çalışması; karanlıkta kalan suçların hızlıca aydınlatılarak adaletin gecikmeden sağlanması ihtimalini her geçen gün daha da artıracaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir